AramaArama
Gıda Hattı
banner
AramaArama

“Türkiye tarım ve gıdada rekabet avantajı yüksek ürünlere odaklanmalı!”

“Türkiye tarım ve gıdada rekabet avantajı yüksek ürünlere odaklanmalı!”
28 Eylül 2016, 17:01

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Cansen Başaran-Symes, ülke olarak AB ve Amerika ile tarım ve gıdada ithalat baskın olan ticari ilişkimizi dengeli bir yapıya dönüştürmek ve diğer pazarlarda rekabet gücümüzü artırmak için rekabet avantajının yüksek olduğu ürünlere odaklanmak zorunda olduğumuzu söyledi.

“Yapısal Sorunlar Perspektifinden Verimlilik ve Gıda Enflasyonu” Konferansı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik'in katılımıyla yapıldı.

tusiad-faruk-celik-gidahattiKonferansın açılışında konuşan TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes, uluslararası kurumların tahminlerine göre, 2050 yılında, son bin yılda üretilenden daha fazla gıda üretilmesi gerekeceğinin altını çizdi.

“Peki bu gıda talebini karşılamak, gezegenimizin şartları ve üretim şablonlarımızla mümkün mü? En temel ihtiyacımız olan gıdaya erişmede ne tür tehditlerle karşı karşıyayız?” sorularını dile getiren Symes, sözlerini şöyle sürdürdü:

En büyük tehdit iklim değişikliği!

“Gıdayı üretme noktasında en büyük tehdidi iklim değişikliği olarak görmek gerekir. Bu tehdit artık belli ülkelerin ya da bölgelerin sorunu olmaktan çıktı. Sınır tanımıyor. Gezegeni tümüyle etkiliyor.

Avrupa Birliği’nin tahminine göre 2080 yılına kadar gerçekleşecek 2.5ᵒC’lik bir sıcaklık artışı 50 milyona yakın insanı açlık riskiyle karşı karşıya bırakacak. Geçimini topraktan kazanan dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 20’si de iklim değişikliğinden ekonomik olarak ciddi bir şekilde etkilenecek.”

iklim-degisikligi-3-gidahattiGıda güvenliğine iklim değişikliği penceresinden bakmak!

BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre, Türkiye’nin açlığa son verme hedefine ulaşan 79 gelişmekte olan ülkeden biri olduğunu belirten TÜSİAD Başkanı, şunları kaydetti:

“Bu çok güzel bir haber. Bununla birlikte, Türkiye iklim değişikliği tehdidinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında. Dünya Bankası’nın bu yıl yayınladığı rapor, 2050 yılında Türkiye’nin de içinde olduğu geniş bir bölgede iklim değişikliği sonucu yaşanacak su sıkıntısına dikkat çekiyor. Rapora göre bu durum, GSYH’nın yüzde 6’sına varan ekonomik kayıplara neden olabilecek. Gıda fiyatlarındaki yükseliş de yüzde 84’e varabilecek

Neticede, gıda güvenliği ve güvenilirliği konusuna iklim değişikliği penceresinden bakmamız kaçınılmaz. Bununla birlikte, sektörün sürdürülebilirliği ve rekabet gücü açısından hem küresel hem de ulusal gelişmeleri de odağımızda tutmamız ve yakinen takip etmemiz gerekiyor.”

ab-abd-ttip-dan-mullaney-ignacio-bercero-gidahattiTTIP vurgusu

Küresel tarım ve gıda sektörünün ihracattaki en büyük iki oyuncusu olan AB ve ABD’nin bir ticaret anlaşması üzerinde çalıştığını, Çin’in ihracat potansiyelinin ise son 15 yılda 10 kat arttığını vurgulayan Cansen Başaran-Symes, tüm ticari dengeleri ve piyasaları değiştiren bu gelişmelerin ülkemiz açısından da önemli fırsat ve tehditleri barındırdığını ifade etti. Cansen Başaran-Symes, şu değerlendirmeleri yaptı:

“AB ve Amerika ile tarım ve gıdada ithalat baskın olan ticari ilişkimizi dengeli bir yapıya dönüştürmek ve diğer pazarlarda rekabet gücümüzü artırmak için Türkiye’nin rekabet avantajının yüksek olduğu ürünlere odaklanmak zorundayız.

Veriler Türkiye’nin en fazla gıda ihracatını Avrupa Birliği’ne yaptığını ortaya koyuyor. İlgili mevzuatın AB ile uyumlu bir şekilde oluşturulmasına etkili bir şekilde devam etmeliyiz.

Öte yandan, Gümrük Birliği’nin tarım alanında genişletilmesi müzakerelerini katılımcılık prensibiyle hazırlanmış bir etki analizi üzerine tesis etmeliyiz. Düzenleyici kurumlarımızın daha etkin çalışmasını sağlamalıyız. Tahsis mekanizmalarında verimliliği özendirmeliyiz.

Ancak çiftçi refahı artmadan rekabet gücümüzün artmayacağı gerçeğini de göz ardı etmemeliyiz.”

sudan-tarim-2-gidahattiGıda ve tarımda tehdit alanları

TÜSİAD Gıda, İçecek ve Tarım Çalışma Grubu’nun sektörün sorunlarına ve çözüm önerilerine odaklandığını bildiren Symes, bu çalışmalarda ortaya çıkan öncelikli tehdit alanları ile ilgili de şunları söyledi:

“Türkiye nüfusunun 2050’lerde 95 milyona yaklaşması bekleniyor. Ancak düşük seyreden tarımsal verimlilik, Türkiye’nin uzun vadede kendine yeter bir ülke olma niteliğini ciddi riske sokuyor. Verilere göre 2014 yılında Fransa’nın tarımsal verimliliği yaklaşık 95 bin dolar, İtalya’nınki ise 52 bin dolar değerinde. Türkiye ise yaklaşık 9 bin dolar ile EUROMED ülkeleri arasında en düşük tarımsal verimliliğe sahip ülkelerden biri. Acı ama gerçek bir veri.

Teknolojinin ve yenilikçiliğin, sektörün tüm tedarik zincirinde, verimliliği en üst seviyeye çıkaracak şekilde kullanılması artık tüm ülkeler için stratejik öneme sahip. Bu nedenle ülkeler sektörü teknoloji ile buluşturacak çözümler üzerinde dikkatle çalışıyor: kendiliğinden sıcaklık ve nem ayarlamaları yapan sera takip sistemleri, hidroponik yetiştiricilik, dijital tarım makinaları, tarımsal üretimde nano-teknoloji üzerine odaklanıyor.

Peki biz ne yapmalıyız?

Özel sektörün tarım ve gıda sektöründe teknolojinin kullanılması konusunda rolü kuşkusuz çok açık. Bu alandaki Ar-Ge çalışmalarına daha çok yatırım yapmamız gerekiyor. Teşvik mekanizmalarını bunu cazip kılacak yönde mutlaka geliştirmeliyiz. Öte yandan, düşük ölçek ekonomisini dikkate alarak, Ar-Ge’de kamu-özel sektör işbirliğini mutlaka güçlendirmeliyiz.

“Gıda sanayi stratejisi oluşturulmalı”

Mart ayında yayınladığımız Sanayi 4.0 çalışmamız gıda sanayisinde dijital dönüşümün sektörün katma değerine potansiyel katkısını yüzde 10 mertebesinde öngörüyor. Bu bağlamda, sektörün rekabet gücünün artırılması hedefiyle belirlenmiş bir gıda sanayi stratejisini oluşturmalıyız.

Türkiye’deki tarım alanları 2002-2015 yılları arasında % 6.4’e yakın bir küçülme yaşadı. Tarım arazilerinin farklı amaçlarla kullanılmasında sektörün dinamiklerinin de dikkate alınması kritik öneme sahip. Diğer yandan arazi toplulaştırma çalışmaları gibi, ölçek ekonomisine yönelik politikaların da etkili bir şekilde sürdürülmesi gerekiyor.”

gida-fiyatlari-enflasyon-gidahattiGıda enflasyonuna yol açan yapısal sorunlar

Son bir yılda yazılı ve görsel basında gıda enflasyonuyla ilgili 5000 civarında haber yer aldığını, TÜSİAD olarak konunun etraflıca değerlendirilmesine yapıcı bir katkı koymak adına “Yapısal Sorunlar Perspektifinden Gıda Enflasyonu” çalışmasını gerçekleştirdiklerini belirten Cansen Başaran-Symes, gıda enflasyonuna yol açan yapısal sorunları; üretim maliyetlerinin artması; düşük verimlilik ve arz açığı; dünya piyasalarından yalıtım ve ürün piyasalarındaki eksik ve aksak örgütlenme” şeklinde toplamanın mümkün olduğunu kaydetti. Symes, şöyle konuştu:

“Bu sonuç, sektörün yapısal sorunlarının, kamunun reform programının ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini bize bir kez daha gösteriyor.

Sektörde öngörülebilirliğin artırılması açısından da öne çıkan bazı alanlar var. Bunları, düzenleyici kurulların piyasaya müdahale mekanizmalarındaki aksaklıkların giderilmesi, kooperatiflerin işleyişinin iyileştirilmesi, vadeli opsiyon borsalarının etkin olarak çalışması ve lisanslı depoculuk uygulamalarının geliştirilmesi şeklinde örneklemek mümkün.

Gıda ve tarım sektörünün hem yatay hem dikey çok katmanlı yapısı, multi-disipliner bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Bu nedenle sektörle ilişkili uzun vadeli politikaların oluşturulmasında, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca tüm ilgili merciler arasında sağlanacak etkin bir koordinasyonu çok önemli görüyoruz. Öte yandan, gıda ve tarım sektörünün gelişimi sanayi politikalarından ya da ekonominin dinamiklerinden bağımsız düşünülemez. Nitekim, ‘Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi’nin yapısına ilişkin Ekonomik Koordinasyon Kurulu’nun kararını da, bu yaklaşıma hizmet eder nitelikte buluyoruz.”

Yorumlar

Bir cevap yazın

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.