Gıda Hattı

TÜSİAD Tarımda Reform İstedi

8 Mayıs 2008, 16:10
Paylaş

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), Türkiye'de enflasyonun yükselmesinde en önemli etkenlerden biri haline gelen tarım fiyatlarındaki artışa dikkat çeken bir rapor açıkladı. Türk tarım sektörünün yeniden yapılandırılması gerektiği vurgulanan raporda, petrole daha az bağımlı, küresel ısınmaya duyarlı bir reform çağrısında bulunuldu.TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, dün TÜSİAD'ın "Türkiye'de Tarım ve Gıda: Gelişmeler, Politikalar ve Öneriler" başlıklı raporunun tanıtım toplantısında konuştu.

Yalçındağ, dünyada tarım alanlarının daralması ve küresel ısınmaya bağlı olarak iklim koşullarındaki dalgalanmanın yol açtığı düşük üretim ve yükselen enerji maliyetlerinin gıda fiyatlarını hızla artırdığını, bu olumsuz arz koşullarının yanı sıra gıda ve gıda dışı tarımsal ürün talebinin de hızlı bir yükseliş içinde olduğunu söyledi.

Biyoyakıt tarım fiyatlarını etkiliyor

Yalçındağ, gıda ham maddelerinin biyoyakıt üretiminde kullanılmasının da gıda fiyatlarındaki artışa katkıda bulunduğunu vurguladı.

Yalçındağ, "Biyoyakıt üretiminde kullanılan mısır ve yağlı tohumların, hayvancılık üretiminin de ana girdilerinden olması, tahıl ve yağlı tohumlarda yaşanan sıkıntının et ürünlerine de kayması riskini doğuruyor. Azalan stoklara, bazı büyük üretici ülkelerin ihracata getirdikleri kısıtlamalar yoluyla cevap vermesi, sorunu daha da büyütüyor" dedi.

Dünyada geçtiğimiz yıl içinde buğday fiyatlarının yüzde 130, soya fiyatlarının yüzde 87, pirinç fiyatlarının yüzde 74 ve mısır fiyatlarının yüzde 31 yükseldiğini vurgulayan Yalçındağ, Dünya Bankası rakamlarına göre temel gıda maddesi durumundaki bu ürünlerde yaşanan artışın, genel olarak gıda fiyatlarının da son üç yılda yüzde 83 yükselmesine yol açtığını kaydetti.

800 milyon kişi aç yatağa giriyor

Yalçındağ, Birleşmiş Milletler verilerine göre, günümüzde 800 milyondan fazla insanın yatağa aç girdiğini, azalan üretim ve artan fiyatların, Mısır, Filipinler, Haiti, Hindistan ve Tayland gibi ülkelerde peş peşe ayaklanmalara yol açtığını anlattı.

Yalçındağ, gıdada yaşanan sıkıntıların ve sosyal çalkantıların dalga dalga birçok ülkeye yayılması endişesinin, konuyu tüm hükümetlerin ve uluslararası örgütlerin ajandasında ilk sıralara taşıdığını, nisan ayında Washington'da yapılan IMF-Dünya Bankası İlkbahar toplantılarına dünya genelinde artan gıda fiyatlarının damgasını vurduğunu anımsattı.

Türkiye tarım politikasını gözden geçirmeli

IMF ve Dünya Bankası'nın, zengin ülkelerin çabuk hareket ederek Birleşmiş Milletler'e bağlı Dünya Gıda Programı'na 500 milyon dolar aktarmaları çağrısında bulunduğunu ifade eden Yalçındağ, şöyle dedi:

"Ancak, sadece para ve insani yardım aktarmakla bu soruna kalıcı ve etkin bir çözüm bulunamayacak. Dünya, bu sorunu ancak tarım politikalarını değiştirerek, korumacılığı azaltarak ve zararlı müdahale araçlarından uzaklaşarak aşabilecek. Bu yeni dönemde, gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülke gibi Türkiye de, tarım politikasını yeniden gözden geçirmek zorunda."

Arzuhan Doğan Yalçındağ, dünyadaki tarım ürünleri fiyatlarındaki artış eğiliminin, ithalat yoluyla Türkiye piyasalarını da etkilediğini, bu artışın özellikle alt gelir gruplarında daha da yoğun hissedildiğini, Türkiye'de toplam hane halkı tüketiminin yüzde 25'inin gıda, içki ve tütün sektörü için harcandığını, gelir düzeyi düştükçe bu oranın artarak yüzde 40'ları bulduğunu kaydetti.

Yalçındağ, "Türkiye, yükselen tarım ve gıda fiyatlarından ötürü enflasyon artışı gibi bir bedel ödüyor. 2008 yılının şubat ayından bu yana hızla artan gıda fiyatları, nisan ayı itibarıyla yıllık yüzde 13.5 seviyesine ulaştı. Tarım sektöründe üretim fiyatlarındaki artış 2007 yılının ikinci yarısından itibaren ciddi şekilde hızlanarak 2008 yılı Nisan ayında yıllık yüzde 19 seviyesine ulaştı. Bu, 2005 yılından beri görülen en yüksek seviyedir" diye konuştu.

Son dönemde karşılaştıkları sıkıntıların temelinde, Türkiye tarımının uzun yıllardır çözülememiş, yapısal sorunlarının yattığını ifade eden Yalçındağ, "Yapısal sorunları çözemediğimiz gibi, modern üretim açısından son derece önem taşıyan sanayi-tarım entegrasyonunu da bir türlü sağlayamadık. Türkiye'de tarımsal üretimde gözlemlenen düşük büyüme hızı yıllardır aşılamadı. 1968-2006 arasındaki yıllık ortalama tarımsal üretim artışı sadece yüzde 1.3 oldu" dedi.

“Kendine Yeterlilik” politikası

TÜSİAD Başkanı Yalçındağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Öncelikle, geçmişte yapmış olduğumuz hatalardan gerekli dersleri çıkarmamız gerekiyor. Tarımdaki kronik sorunlarımızın uzun yıllardır çözülememiş olmasının temelinde tarım politikalarında sık sık içine düştüğümüz bir yanlışlık yatmaktadır.

Türkiye'de tarım politikası oluşturulurken temel alınan değer 'kendine yeterli' olmaktır. Oysa ki, 'kendine yeterlilik' politikası, uygulamada giderek 'korumacılık' politikasına dönüşmektedir. Hem Dünya Ticaret Örgütü üyesi olan hem AB'yi hedeflemiş bir ülkenin dış ticaret koruma yöntemleriyle kendine yeterli olmaya çalışması gerçekçi değildir.Türkiye, tarımda kendine yeterli olabilmeyi korumacılıkta değil, teknik ilerlemede ve araştırma geliştirmede aramalıdır. Kendine yeterli olma yaklaşımının ötesine geçerek, 'uzmanlaşma', 'bir ürünün dünyada en iyisini üretebilme', 'en iyi işleyebilme' gibi hedefleri benimsemelidir.

Böylesi bir anlayış değişikliği, Türkiye'nin küreselleşen dünyada ve AB'de daha güçlü bir yer almasını kolaylaştıracaktır."

Tarım politikalarında bugün eski yaklaşımı değiştirmek konusunda yeni bir fırsatı yakalamış durumda olduklarını belirten Yalçındağ, yurtiçinde görülen fiyat artışlarına rağmen, dünyadaki artışlar çok daha sert olduğu için dünya ve Türkiye arasındaki fiyat farkının büyük ölçüde azaldığını, Türkiye'de tarımsal girdi maliyetlerinin yüksekliği ve devletin piyasaya müdahalesi gibi sebeplerden dolayı tarım ürünlerinin birçoğunun dünya ortalamalarının üzerinde fiyatlandırıldığını, bu durumun sektörün dış pazarlarda rekabet edebilme gücünü azaltarak ithalat-ihracat yapısının bozulmasına da neden olduğunu söyledi.

Arzuhan Doğan Yalçındağ, dünyada oluşan yeni fiyat seviyelerinin, Türkiye'ye uluslararası piyasalardaki rekabet gücünü iyileştirme imkanı sağladığını kaydederek, "Ancak, ileri doğru yapılan tahminler, uluslararası fiyatların yeniden bir miktar düşeceğine işaret etmektedir. Türkiye, rekabet gücünü korumak için fiyatların geldiği seviyede kalması konusunda ısrarcı olmamalı ve uluslararası piyasalardaki fiyat hareketlerine uyum sağlamaya çalışmalıdır. Dünya ve yurt içi piyasalar arasındaki fiyat farkını en azından AB düzeyinde tutabilmeyi amaçlamalıdır. Bunu gerçekleştirebilmenin yolu, tarımda üretim maliyetlerinin aşağı çekilmesinden geçmektedir. Maliyetleri en etkili biçimde aşağı çekecek politika, ertelenmiş yapısal sorunların çözülmesidir" diye konuştu.

Yapısal sorunların nasıl çözüleceğinin de belli olduğunu ifade eden Yalçındağ, şunları kaydetti:

"Hedef, rekabetçi bir tarım sektörünün oluşturulmasıdır. Tarım destekleme politikaları, bu hedef doğrultusunda biçimlendirilmelidir. Petrole olabildiğince daha az bağımlı bir tarımın, hem daha az yakıt kullanan traktör hem daha az traktör girdisi gerektiren ürün türlerinin tercihi özendirilmelidir.

Kuraklığa dayanıklı bitki türü yaygınlaştırılmalı

Ayrıca, küresel iklim değişikliği çerçevesinde kuraklığa dayanıklı bitki türlerinin yaygınlaştırılması ya da sulama ekonomisini artıracak tekniklerin teşvik edilmesi de önem taşımaktadır.

Alternatif üretim teknolojileri konusunda araştırmalara daha fazla kaynak ayrılmalı, tarımın yüksek teknolojili, bilgi temelli bir sektör haline dönüştürülmesi hedeflenmelidir. Bu politikalar, AB'ye uyum politikasıyla desteklenmeli ve paralel yürütülmelidir.

Önümüzdeki 40 yılda gıdaya olan küresel talebin iki ya da üçe katlanacağı tahmin ediliyor. Bu tahmin, artan dünya nüfusunun beslenmesini geleceğin en önemli meselesi haline getiriyor. Bu meselenin çözümü, tüm dünyada tarım politikalarının değişiminde yatıyor." Euractiv.com-08.05.2008

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.