Gıda Hattı

Türkiye, Unilever'in kalelerinden birisi

4 Nisan 2007, 09:29
Paylaş
Türkiye, Unilever'in kalelerinden birisi

Ankara Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nün düzenlediği Çarşamba Konferansları, Unilever Türkiye ve Orta Asya Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Karaca ile geleceğin gıda mühendislerini buluşturdu.

Tüm dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de sanayi-üniversite işbirliğine büyük önem veren Unilever’den İzzet Karaca’nın konuk olduğu konferans, bölüm hocaları ile öğrencilerden büyük ilgi gördü. Karaca, Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aziz Ekşi’nin kısa takdim konuşmasının ardından “Gıda Sanayi’nde Unilever Vizyonu” başlıklı bir konferans verdi.

Konuşmasına, “Unilever üniversite ile işbirliği konusunda her zaman çok aktif. Onun için görevini yapmış olmanın verdiği bir huzur var içimde. Dolayısıyla burada bulunmaktan çok mutluyum” sözleriyle başlayan Karaca, “Bir o kadar da heyecanlıyım. Çünkü hepiniz birer gıda uzmanısınız. Sizlerin karşısında gıda vizyonunu anlatmak heyecan verici” dedi.

Konferanstaki sunumunda önce Unilever Dünya ve Türkiye’ye ilişkin bilgiler veren Karaca, Unilever ürünlerinin 151 ülkede satıldığını, tüketicilerin her gün 150 milyon Unilever ürünüyle bir şekilde karşılaştığını söyledi. 217 bin çalışanı bulunan Unilever’in 100 üst düzey yöneticisinin 33 farklı milletten olduğunu hatırlatan Karaca, Unilever’in yıllık büyüme hızının yüzde 4’e yakın, yıllık cirosunun 40 milyar Euro, geçen yıl net karının da yaklaşık 5 milyar Euro olduğunu kaydetti. Unilever’in reklam ve promosyon harcamasının 6 milyar Euro olduğunu, çay, dondurma, margarin, sağlık ürünleri, cilt bakımı ve deodorantlarda dünya liderliğini elinde bulundurduğunu vurgulayan Karaca, yıllık cironun yüzde 2.6’sına karşılık gelen 1 milyar Euro Ar-ge harcaması yapıldığını da belirtti.

Türkiye’de yatırım da yapıyoruz, ihracat da

Unilever Türkiye ve Orta Asya Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Karaca, 1954’te kurulan ve Unilever içinde ilk 10’a giren Türkiye’nin 1 milyar Euro cirosuyla “Unilever’in kalelerinden birisi” olduğunu söyledi. 16 tane markası bulunan Unilever’in 2006’de YTL bazında yüzde 20 büyüme gerçekleştirdiğini, İSO’nun en büyük 500 şirket sıralamasında cirolarıyla 16’ncı, karlılıklarıyla 9’ncu sırayı aldıklarını vurgulayan Karaca, şirketin en büyük reklam veren olduğunu da kaydetti. Türkiye’de bulunan 7 fabrikadan Gebze’deki fabrikanın, Unilever içindeki en büyük ikinci fabrika olduğunu belirten Karaca, “Gurur duyduğumuz şey, Türkiye’de yatırım yapmak ve böylece ihracat yapar hale gelmemiz” dedi.

“Yeni ürün olmadan pazar payınızı arttırmak mümkün değil. Cironun en az yüzde 10’u yeni üründen gelmeli” diyen Karaca, Türkler’in damak zevki ile bir Amerikalının, Afrikalının damak zevki farklı olduğu için ürünlerini buna uygun hale getirip, ihraç ettiklerini, Knorr’da da bunu başardıklarını söyledi.

Unilever Türkiye’nin 3 binin üstünde çalışanı, 232 yöneticisi bulunduğunu, 28 orta-üst düzey yöneticinin de yurtdışında görev aldığını belirten Karaca, Unilever Türkiye olarak Unilever Path to Growth Gold Award (Büyümeye giden yol) ödülü başta olmak üzere birçok ödül aldıklarını da sözlerine ekledi. Unilever tarafından 2000’li yılların başında başlatılan Geleceğe Bakış projesiyle, ‘Hayata canlılık kazandırmak’ misyonunun ortaya konulduğunu belirten Karaca, şunları söyledi:

“Projeksiyonlara göre 2015’te yüzde 97’si Çin, Hindistan, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere dünya nüfusu 750 milyon artmış olacak. Dünya nüfusu giderek yaşlanıyor. Türkiye’de 2010’da yaş ortalamasının 29 yaş olacağı hesaplanıyor. Burada bir insanlık dramı var. 10 milyon insan gıda bulamadığı için, 15 milyon insan ise obezite-şişmanlık nedeniyle ölecek. Onun için sadece insanların beslenmesi için değil, zayıflamak isteyenlere de ürünler sunulması gerekiyor.

Canlılık misyonuna uygun yaşam hedeflerimiz; kalp sağlığı, zayıflama, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, zihinsel gelişim ve güzellik (Ev-kişisel bakım). Dünyanın bir kısmı beslenme için GDO’lu ürünlere yönelirken, bir kısmı da organik ve fonksiyonel gıdalara yönelecek. Bunlar Türkiye için de geçerli.”

AB’ye çay satabiliriz

Karaca, Türk gıda sanayi için tehditleri; “Merdiven altı üretim denilen ve haksız rekabete yol açan kayıt dışı, ekonomik istikrarın bozulması, küresel ısınma, KOBİ’lerdeki sermaye yetersizliği, vergi oranlarındaki yükseklik, tüketici bilincindeki eksiklik, gelir seviyesindeki dengesizlik, denetimdeki dağınıklık, gıdayla ilgili 4 ayrı kanun bulunması”, fırsatları da; “İklim çeşitliliği, toprağın nisbeten daha az kirlenmiş olması, komşu ülkelerin ithalatçı olmaları, eğitimli genç nüfus ve AB süreci” olarak sıraladı. Gıda İşleri Genel Müdürlüğü’nün kurulmasını, AB mevzuatına uyum sağlanarak gıda güvenliğinin üst seviyeye çıkartılmasını, KOBİ’lerin finansman ve teknik altyapılarının güçlendirilmesini öneren Karaca, “Hiç çay tüketmeyen AB’ye çay satabiliriz. Gıda güvenliğini sağlarsak süt ihraç edebiliriz” şeklinde konuştu.

Karaca esprilerle süslediği konuşmasını, “Ankara Üniversitesi’ne Sağlıklı Gıdalarla Sağlıklı Günler” dileğiyle bitirdi.

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.