Gıda Hattı

Türkiye Diyetisyenler Derneği

3 Nisan 2007, 14:31
Paylaş
Türkiye Diyetisyenler Derneği
    

 

Meslek mensuplarını kucaklayan tek örgüt  Bütün meslek mensuplarını kucaklayan tek örgüt olmasına rağmen, yasaları olmadığı için doğal olarak odaları da yok. Bu nedenle Türkiye Diyetisyenler Derneği tek başına oda görevi de yapıyor.

 

 

 

 

 

 

 

Türkiye Diyetisyenler Derneği, diyet ve beslenme konusunun Türkiye'de yayılması ve tanıtılmasını sağlıyor. Beslenme sorunu olan bölgelere veya afet durumlarında gıda ve beslenme eğitimi çalışmalarına katkıda bulunuyor ve ulusal, uluslararası konferanslar, seminerler düzenliyor. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Sacide Gümüşel ve dernek üyeleri ile diyetisyenlerin sorunları, beklentileri ve faaliyetleri üzerine konuştuk…

Öncelikle derneğinizi biraz daha yakından tanıyalım. 

Türkiye Diyetisyenler Derneği, 1969 yılında Hacettepe Üniversitesi Beslenme Diyetetik Bölümü tarafından kuruldu. Derneğin amacı, Türkiye’deki diyetisyenlik beslenme uzmanlığı alan meslek mensupları arasında iletişimi güçlendirmek. Bu kapsamda sürekli bilimsel içerikli eğitim programlarımız ve konferanslarımız oluyor. Ayrıca beslenme bilincinin yaygınlaşması amacıyla da sürekli çalışma yapıyoruz. 

38 yıllık bir meslek örgütüyüz. Mensuplarımız arasındaki mesleki dayanışma her geçen gün artıyor. Türkiye sathında değişik bölgelerde mesleklerini icra eden üyelerimiz var. Üyelerimiz 4 yıllık eğitim almış üniversite mezunu meslek mensupları. 

Beslenme bölümü olarak üniversite eğitimi ilk defa 1962 yılında Hacettepe’de başladı. 1998 yılında Erciyes Üniversitesi’nde ardından da 1999 yılında Başkent Üniversitesi’nde kuruldu. Üç üniversitede diyetisyen yetiştiriliyor. Temel tıp eğitimine ek olarak, besin kimyasını, yapısını, bio-kimyayı, dahili hastalıklarını da öğreniyorlar. Çok yoğun bir eğitim görüyoruz. Üstüne de bir sene bunları uyguladığımız bir hastane stajı var. Hastane stajında öğrendiğimiz bilgileri uygulama fırsatı buluyoruz. Bire bir hasta üzerinde kan tablosu okumayı, uygulamayı öğreniyoruz. Mezun olup o stajı tamamladıktan sonra biz o diplomayı alıyoruz. Sahada çalışırken Tıp doktorlarıyla, psikologlarla ve diğer sağlık meslek gruplarıyla da dirsek dirseğe, kol kola çalışıyorlar.  

Bütün meslek mensuplarını kucaklıyor diyebiliriz yani? 

Evet kesinlikle. Bütün meslek mensuplarını kucaklayan tek örgütüz ancak ne yazık ki hala bir yasamız yok. Yasamız olmadığı için de bir meslek odamız yok. Oda olmadığı için de şu anda Türkiye Diyetisyenler Derneği tek başına bir meslek örgütü olarak oda görevi yapıyor. O misyonla çalışıyor. Yani bütün üyelerin özlük hakları, sorunlarıyla, sıkıntılarıyla, çalışma mevzuatı   ve zamana göre gelişen sorunlarla ilgili her alanda uğraşıyor. Onun dışında eğitim çalışmaları yapıyor, hizmet içi eğitimler, kurslar, seminerler düzenliyor. 

En son eğitiminiz neydi? 

4-6 Mayıs’ta Türkiye Diyetisyenler Derneği olarak Abant’ta sertifikalı bir eğitim programı düzenledik. Değişik bölgelerden 100 kişi katıldı, Programın bitiminde de sınavlar yapıldı. Tam günlük bir eğitimdi.  

Mezunlar genel olarak hastanelerde mi istidam ediliyor? Gıda sanayi işletmelerinde istihdam ne seviyelerde biliyor musunuz?  

Açıkçası büyük şehirlerde yoğun bir şekilde hastanelerde çok sayıda diyetisyen arkadaşımız var. Genel olarak ülke düzeyinde bütün hastanelerde, üniversite hastaneleri ya da devlet hastanelerinde çalışan diyetisyen arkadaşlarımız var. Küçük şehirlerde sayı azalıyor. Onun dışında gıda firmalarında ve ilaç firmalarında da diyetisyen arkadaşlarımız var.  

İki konuda halkın kafası karışık, diyetisyenleri sadece zayıflama problemi olan insanların gittiği meslek grubu olarak görüyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?  

Kesinlikle yanlış bir algıdır bu. Beslenme ve sağlık birbirinin ayrılmaz bir parçası. İleri yaşlarda ortaya çıkan birçok sağlık probleminin özüne baktığımızda yanlış beslenme alışkanlıklarını görüyoruz. Tabii ki kilo problemleri olan kişilerin öncelikle bir diyetisyene ya da beslenme uzmanına gitmeleri en doğru şey. Ancak sadece kilo problemini baz alarak bakmak yanlış. Yıllık sağlık kontrollerinin bir parçası gibi düşünmek gerekiyor. Doğru besleniyor muyum? Hepimizin kendimize sorması gereken bir soru. Ve bir diyetisyenden bu konuda destek almak, uzun ve sağlıklı bir yaşamında en temel şartlarından biri. 

Teknolojinin gelişmesi ile beraber tıp,  beslenme bilimi ve gıda sektörünün de geliştiğini görüyoruz. Besinde iyileştirmeden tutunuz, genetiği değiştirilmiş organizmalara kadar. Şimdi bunların hepsi birbirini destekliyor. Bu nedenle beslenme alanında çok araştırma yapılıyor. Yapılan araştırmalarla pek çok hastalığın temel nedeninin  yanlış beslenme olduğu ortaya  çıkıyor. İletişimin bütün dünyayı ayağımıza getirmesi ile ABD’nın şu noktasında yapılan araştırmada şöyle bir şey olmuş. Anında öğreniyorsunuz. Bilgiye bu kadar hızlı ulaşınca bir takım sektörel faaliyetler başlıyor. 

 Dünya sağlık örgütünün bir genel sağlık tanımı var. Bedensel, ruhsal, toplumsal iyi olma hali. Daha bu tanım aşılamadı, bu tanım hala devam ediyor. Ama son yıllarda bakıldığı zaman, estetik ve kozmetiğin ön plana çıkması, bunun medyada sürekli pompalanması nedeniyle yanlış beslenme de söz konusu. O kadar girift ki bu aslında. Obezite, anoreksia-bulumia bunların hepsi estetik kaygı. Halbuki biz bütün temel eğitimleri alıyoruz ve beslenme tedavisini biliyoruz. Ama bu kadar çok medyada yayınlanınca, bizim birazda rahatsız olduğumuz kısmı, “diyetisyen sadece zayıflatır” önyargısı. Hayır değil. Bütün bu teknolojinin, tıbbın, iletişim ağının gelişmesiyle birlikte ve gıda sektöründeki değişmelerle, zenginleşmelerle birlikte yaşam biçimi de değişiyor. Yaşam biçimi değiştiği zaman çevresel faktörler devreye giriyor. Böylece televizyon karşısında, bilgisayar başında daha çok zaman geçiyoriyoruz. Metabolizma çevresel faktörler kadar çabuk değişmiyor. Bünye aynı bünye. İhtiyaçta belirli ama harcanmadığı için vücutta birikmeye başlıyor. Son yıllarda ABD’nin büyük sorunu olan obezitenin, son birkaç yıldır gelişmekte olan ülkelerde ve Türkiye’de de çok ciddi oranda arttığı görülüyor. 

Yani obezite beslenme alışkanlıklarından kaynaklanıyor, hareketsizlikten kaynaklanıyor diyebilir miyiz iki temel parametre olarak?  

Evet ama şunu da eklemek istiyorum. Gelir dağılımı adaletli olmadığı için artık alım gücü o kadar düştü ki, bir kesim makarna ve ekmekle beslenmeye başladı. Beslenme kalitesi düştü. Karnımızın doyurulması için daha ucuz besine yönelme yani yoksullaşma arttı. Öte yandan toplumun bir kesimi (Aşırı beslenen ve  diğer bir etken olarak televizyon ve bilgisayar başında uzun saatler geçiren), çok hızlı bir biçimde başka bir yaşam düzeyine yöneldi, farkında olmadan. Bu değişim iletişim ağı ve sanayileşme ile alakalı diye düşünüyorum.  

Yani tek başına faturayı gıda sanayisine çıkarmak doğru değil?  

Asla bunu söylemiyoruz. Yaşam biçimi değişti çevresel faktörler nedeniyle. Obeziteye baktığınız zaman bir yandan tip2 diyabetin çok fazla artmasına ve daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden oldu. Yine bu tip2 diyabetlilerin genel tablosuna bakıldığında % 80-85’inin obez veya fazla kilolu olduğu tespit edildi. Hacettepe Üniversitesi Beslenme Bölümü, Türkiye Diyetisyenler Derneği, GATA, Diyabet Vakfı ve Diyabet Cemiyeti’nin  organize ettiği 43. Diyabet Kongresi’nde en son yapılan çalışmaları sunuldu. Yurt içinde ve yurt dışında yapılan araştırmalar fiziki diyabeti,  % 85-90 oranında sağlıksız beslenme ve egzersizden yoksun bir hayatın hazırladığını gösterdi. Obezite tek başına bir sağlık sorunu değil aynı zamanda birden fazla hastalığa zemin hazırlıyor. 

Obezite ile mücadelede Amerika ve Avrupa kendine göre bir takım çalışmalar yapıyor. Türkiye’de de bir artış var ama obezite en temel sorunumuzdur noktasında değil şuan. 

Ne yapmak lazım size göre devlet, sektör ne yapmalı, kurumlar arası nasıl bir çalışma yürütülmeli bu problemin büyümesinin önünü kesmek için? 

Genel olarak fast-food tipi dediğimiz, ayaküstü olarak Türkçeleştirilen beslenme son derece sağlıksız. Kalorisi yüksek sağlıksız besinler ile şekerli ve karbonatlı içeceklerle beslenme alışkanlığının  yaygınlaşması en önemli etken. Bizim temel besinlerimiz süt ve ayran var. Bunların giderek daha az tüketiliyor olması, çocuklarda çok ciddi bir biçimde kilo artışına neden olmaktadır. 

Obezite probleminin çözümü sizce nedir?  

Beslenme bilinci daha çocuk yaşlarda ailede başlıyor. Çocuk ailede model olarak aldığı kişilerin beslenme alışkanlıklarını taklit ederek doğru ya da yanlış davranış kalıpları geliştiriyor. Bakıyorsunuz özellikle anne örneğin tavuk sevmiyorsa çocukta da o yönde bir davranış gelişiyor. Hareketsiz yaşam biçiminin artması da çok büyük faktör. Çocuklar artık geçmişe oranla bilgisayar ya da TV karşısında çok daha fazla hareketsiz zaman geçiriyor. Eskiden hepimiz sokakta oyun oynardık okul çıkışları. Hareket vardı hayatımızın içinde oysa şimdilerde bu çok azaldı özellikle büyük kentlerde.  

Okul çağı çok önemli. Beslenme müfredat programlarının bir parçası olmalı. Küçük yaşlarda bilinç seviyesi ne kadar yüksek olursa, ileri yaşlarda sağlıklı bireylerden oluşan bir toplum olma yolunda önemli adımlar atılmış olur. 

Yani kültürel,  sosyal ve aile ile ilgili faktörleri göz ardı etmemek gerekiyor.  

Bakın bu sorunun en temel nedeni eğitimsizlik, bilgisizlik. Önce çocuklardan başlamalı sonra bu konularla ilgili okullarda veliye yönelik programlar oluşturmalı. Belediyeler de böyle programlar oluşturmalı, medya bunu destekler tarzda program geliştirmeli. Ne kadar bilgilenirsek insanların tavır ve davranışları o ölçüde değişir.  

Peki ya durmadan tavsiyelerde bulunan “medyatik otoriteler”? Bu halk neye inanacak gazetelerin ekinde bir broşür dağıtılıyor 800 kalorilik diyetler, 500 kalorilik diyetler 1 haftada zayıflatan diyetler, bu nereye varır?  

Biz var gücümüzle bunun doğru olmadığını her platformda anlatmaya çalışıyoruz.Ama ilgili bakanlıkların, medya yöneticilerinin bu işe dur demesi gerekiyor.Bu tip bilinçsiz yazı ve haberler genel olarak halk sağlığını tehdit eder noktalara geliyor ne yazık ki. Devlet bu tip yayınlara bir yaptırım uygulamalı.  

Diyetisyen eğitimi almamış, ahkam kesen insanlar var. Zaman zaman bizim bunlarla mücadele ettiğimiz oluyor. Ama bir yere kadar ondan sonra tıkanıyor. Yani herkes halkın sağlığından birebir sorumlu olduğu bilinciyle hareket etse bunlara gerek kalmayacak. 800 kalorilik diyet nerede verilir, hastane koşullarında verilir. Bu hasta çok önemli bir ameliyat geçirecekse hastane koşullarında bu hastanın sağlığı tehdit etmeyecek şekilde bu diyetler verilir. Böyle ulu orta yaz geldi bikini giyeceğim diye 700-800 kalori alayım dediğinizde metabolizma da, sağlık da bozuluyor.  

Son yıllarda bilinçlenmeden dolayı diyetisyenlik mesleği biraz daha bilinir, tanınır olduğundan beslenme konusunda diyetisyene gitme eğilimi var. Bu nedenle başka farklı disiplinlerde eğitim almış kişilerde diyetisyenlik yapmak istiyorlar.

Beslenme kısmını diyetisyene bırakmaktan kastımız şu mu? Sabah bunu, öğlen bunu kuşlukta bunu yiyeceksin gibi mi?  

Kişinin kilo fazlası varsa yaşam biçimini, alışkanlıklarını, beslenme alışkanlıklarını  öğrenerek karşılıklı konuşup, yaşam biçimine de uygun bir planlama yaparak bir düzenlemeye gidiliyor. Kan tablosuna uygun gıdalar, özellikle kilosu da uygun değilse kaloriyi, kolesterolü kan şekerini düzenleyen çalışmalar yapılıyor.Aslında o sabah akşam dediğiniz kolaylıkla telaffuz ediliyor ve sadece zayıflatan diye bakılıyor.

Yavaş yavaş insanlar en azından yılda bir kez kan tahlili yaptırır hale geldi. Bu sizin bilim dalınız açısından da baktığımızda, insanlar diyetisyene giderek kanıma bak, şekerime bak demeye başladılar…Çünkü beslenme alışkanlıklarından ileri yaşlarda da rahatsızlıklar olduğunu biliyoruz. Denilebilir mi böyle bir şey bir problemin çıkmasını beklemeksizin? 

Eğer serbest çalışan diyetisyenin kendine ait bir sağlıklı beslenme danışma ofisi varsa, bize sağlıklı iyi beslenme için gelen kişiye diyoruz ki öncelikle bir endokrinologa, bir dahiliyeciye bir muayene olunuz. Metabolizmayı etkileyen bir takım hastalıklar olabilir, o tetkiklerden kan tetkikini bize getiriniz. Tek başına geldiyse eğer kilo problemi varsa 3,5,6 ay önceki bulgularını da biliyorsa yine o bulgulara bakıyoruz. Kilo sorununu da çözmeye yönelik planlama yapıyoruz. Asıl olarak davranış değişikliği olsun, içselleşsin öğrensin bunu. Öğrensin ki bu bir yaşam biçimi haline gelsin, ileriki yaşlarda sağlık sorunlarıyla uğraşmasın sağlıklı bir yaşam sürsün. Sadece bugün önemli değil geleceği de düşünerek planlamalar yapsın. Kaldı ki çok ciddi sağlık sorunu olduğu zaman kaynak israfını da etkiliyor. Çünkü sağlık sorunları uzun seneler tedavi edilemeyen sağlık problemlerinin çıkmasına neden oluyor. Bu verimliliğin düşmesine, tedavi giderlerinin artmasına neden oluyor, bunlar geri dönüşü olmayan kronik hastalıklar.  

Dünyada örgütünüzün karşılığı var mı? AB’de bu süreçte yaptğınız ne gibi aktiviteler var? Uluslararası bir kuruluşa üye misiniz? 

 Avrupa Diyetisyenler Federasyonu. Türkiye Diyetisyenler Derneği öncelikle Avrupa Diyetisyenler Derneği’ne üye (EFAT). EFAT’dan ayrıca Uluslararası Diyetisyen Derneklerine (ICDA) üye. Amerika’da ADA var. Çok uzun yıllardır var olduğu için 100 binin üzerinde diyetisyen üyesi var. Amerika’da o yüzden çok araştırma yapabilme imkanına sahipler. Bu nedenle de ADA kaynakları önemli bir veridir diyetisyenler dünyasında.

Bir ön yargı oluşuyor insanlarda. Yaptım yaptım ama bir işe yaramadı şeklinde.

 Danışmaya gelen kişiden 1-1.5 saat yaşam biçimini, beslenme alışkanlıklarını, mutfak kültürünü öğreniyoruz. Çalışıyor mu çalışmıyor mu, günlük aktivitesi ne, tahmini olarak aldığı yaktığı dengeli mi birbirini tutuyor mu, kilosu fazla mı ona bakıyoruz. Kan tablosunda bir problem var mı? Bütün bunları göz önüne alarak sağlıklı, yeterli dengeli beslenmeyi anlatıyoruz. Genel olarak sağlıklı bir yaşam sürebilmesi ve çevresine de bunu uygulayabilmesi için. Biz doktor değiliz hekim gibi uygulama yapmayız. Ama bizim alanımızda eğitim almayan başka disiplinlerden kişiler var. Bunlar televizyona çıkıyorlar isimlerinin altına diyetisyen yazdırarak diyetisyenlik yapıyorlar. Ama 4 senelik eğitim almadıkları için sertifika alarak diyetisyenlik yapılamaz. Bu nedenle bizim mesleğimiz yanlış tanıtılıyor ve yanlış uygulanıyor.

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.