Gıda Hattı

TGDF Akademi’den neler öğrendim?

1 Haziran 2020, 11:23
Paylaş

Pandemi sürecinde en çok istifade ettiğim sanal toplantılardan biri Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu tarafından organize edilen TGDF Akademi’nin buluşmaları oldu. TGDF müthiş bir iş yaptı. Sürekli takip edenler, konunun en can alıcı bilgilerini sahanın en önemli uzmanlarının engin dağarcığından almış oldu.

TGDF Akademi’den neler öğrendim? – Fikri Türkel

Coronovirus ile birlikte yeni bir şey yaşanıyor. Şu altı ayda gördüklerimiz ve özellikle son üç ayda yaşadıklarımıza sağlık açısından “Pandemi’ ve teknik olarak “Covid-19” diyoruz. Sosyolojik, psikolojik ve ekonomi açısından da etkileri olan bu yeni olguya bir ad vermek isteseniz, ne derdiniz?

Kriz, afet, yeni normal, geçiş süreci, komplo... Unutmayalım ki bu tanımlamaların her birinin hukuki, idari ve siyasi ayrı ayrı sonuçları olacaktır.

İnsanlık beyin egzersizleri yapıyor!

Bu süreçte pek çok şey öğrendik. Dünyanın bütün ülkelerinin, kurumlarının ve kuruluşlarının hazırlıksız yakalandığı bu vakıa için benim seçebildiğim net bir tanımlama yok. Bütün insanlık konuyla ilgili beyin egzersizleri yapmaya devam ediyor. Biz de bir şeyler öğreniyoruz.

Yeni dönemin en popüler iletişim aracı “Zoom” uygulaması oldu. Tabii ki bu alanda yalnız değil ama sanal toplantı alanında onun yıldızı parladı. Haliyle çoğumuz da bu uygulamayla bir araya geldik.

TGDF Akademi buluşmaları

Şahsen benim en çok istifade ettiğim sanal toplantılardan biri Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu tarafından organize edilen TGDF Akademi’nin buluşmaları oldu. Diğeri ise Instagram sohbetleriydi. TGDF müthiş bir iş yaptı. Sürekli takip edenler, konunun en can alıcı bilgilerini sahanın en önemli uzmanlarının engin dağarcığından almış oldu.

24 ayrı oturum ve 60 konuşmacı ve binlerce katılımcının bilgi, yorum ve analizinden elde ettiğim ve benim için farkındalığı olan notları paylaşmak istiyorum.

Gıda için “güven” kavramının kullanımı

  • Bu dönemde gıdanın yanında yer alan “güven” kavramının iki anlamda kullanılması gerekiyor. Gıda güvencesi (food security) ve gıda güvenliği (food safety). Birincisi sürdürülebilir gıdayı yani insanların sağlıklı ve aktif yaşamı için gerekli besin ihtiyaçlarını makul şartlarda sürekli erişebilir olmasını; ikincisi ise fiziki gıdayı yani kimyasal, mikrobiyolojik özellikleri ile tüketime uygun ve besin değerini kaybetmemiş gıdayı ifade ediyor.
  • Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2007 tarihli bir raporunda sürdürülebilirlik ve pandemiyi tanımlıyor. Bağlayıcı niteliği olan bu belge etik değerlere odaklanıyor. Ve beş maddeyi hatırlatma ihtiyacı hissediyorum.
  1. Kişilerin özgürlük ve haklarına saygı önceliklidir.
  2. Halk sağlığının önlenmesi amaçlanmalıdır.
  3. Şeffaf ve meşru kararların temel gerekçelerini ve zeminini anlatmak lazım.
  4. Halka açık eğitim sağlamak ve iletişimin bütün kanallarıyla tüketiciye ulaşmak.
  5. Sektörler, kaynak kısıtlamasına gitmeyeceğini dair bir pozisyon almalı.

Sürdürülebilir tarım bakımından daha iyiyiz!

  • Uzun süredir çok konuşulan sürdürülebilirlik konusu bundan böyle daha yoğunluklu olarak hem kurum ve kuruluşların hem de kişisel olarak bizim hayatımızda yer alacak. Aslında Avrupa’da “Sürdürülebilirlik Endeksi” var. Türkiye her ne kadar ilk sıralarda yer almasa da sürdürülebilirlik değerleri açısından Avrupalı rakipleriyle puan farkı birbirine yakın durumdadır.
  • Sürdürülebilirlik Endeksi’nde genel sıralamada ilk sırada yer alan Fransa 67 puan alırken, 19. sırada yer alan Türkiye’nin puanının 52.96 olduğunu unutmayalım. Sürdürülebilir tarım bakımından biraz daha iyiyiz. Bu kategoride ilk sırada 65.50 puan ile Almanya ilk sırayı alırken, 14. sıradaki Türkiye’nin puanı ise 55.18.

Kendi kendine yeten ülke yok!

  • Diğer kategorilerde de durum benzeri durum var. Sonuçta Türkiye’nin, kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olmadığını bilelim. Aslında, kendi kendine yeten diğer 6 ülke de dünyada yok. Yani her ülke birbirine muhtaç özellikler gösteriyor. Bu pandemide bu birbirine ihtiyaçları daha da netleşti. Sonuçta Türkiye, sürdürülebilirlik açısından yeterlilik düzeyinde büyük yüzdelerle negatif durumdaki besin ve tarımsal ürünler konusunda bir strateji belirlemelidir. Mesela en fazla eksikliğini hissettiği soya yetiştirmeyi sadece yem tedariki açısından değil, insan besini olarak da düşünmelidir. Aynı şekilde 2 milyon tona yakın ayçiçeği ihtiyacımız için Anadolu’da yeni yetiştirme alanları açmalıyız ve ikame olarak kanola ve soya üretimine de yönelmeliyiz.

Biyogüvenlik Yasası’nın yaptırımları ile 5 milyarlık kayıp!

  • Yağ ve yem konusu açılınca sektör temsilcileri haliyle Biyogüvenlik Yasası’nın yaptırımları ile uğradıkları 5 milyar lira kayba da değiniyorlar. Malum, AB mevzuatında 300’ü aşkın gen izne tabi iken, Türkiye’nin sadece 36 gen için izni olduğunu söylüyorlar. Yani gıda ve insan sağlığına uygun onaylı genlerin iznini de istiyorlar. Türkiye’nin yemde kullanılmak üzere soya, küspe, melas, kepek vs. hammadde ihtiyacı toplamının 11 milyon ton olduğunu belirtiyorlar.
  • Çoğu sektör temsilcisi, faaliyet alanlarıyla ilgili mevzuatlarına atıfta bulundu. Kimi yetersiz, kimi hatalı, kimi de uluslararası mevzuat ile uyumsuz olduğuna dair yorumlarda bulundu. Gıda Güvenliği konusunda sunum yapan Prof. Dr. Nevzat Artık Hocanın, EFSA ve AB mevzuatı konusundaki anısını buraya almak istiyorum. Avrupa Birliği, 2002 yılında halk sağlığını koruma aracıyla EFSA’yı (European Food Safety Authority) kuruyor. Türkiye de AB Mevzuatına uyumlaştırma kapsamında, Nevzat Hocayı görevlendiriyor. Türk Heyeti gidince kendilerine 40 ayrı sunum yapılıyor. AB’de gıda ana mevzuatının bin küsur sayfa olduğunu hatırlatmak isterim.

Avrupa pazarında Türk ürünleri

  • Ekonomi yazarı olarak benim en çok etkilendiğim iki sunum; Avrupa’daki etnik pazar yani Türklerin hakim olduğu perakende ve gıda pazarına dair veriler, diğeri de Çin’e dair oturumda elde ettiğim detaylar oldu. Bu iki konuyu önümüzdeki günlerde ayrı bir yazı olarak değerlendirmek istiyorum.
  • Pandemi sürecinde rekabet hukuku, kamu maliyesi, finans yönetimi, makro ekonomik analizler de rehber niteliğindeydi. Takip etmeyenler mutlaka TGDF Akademi’nin YouTube videolarını izlemelerini tavsiye ederim.
  • Aynı şekilde bankacıların verdiği bilgiler önemliydi. Çünkü 3 aylık süreç sonrasında kurum ve kuruluşların en çok ihtiyaç duydukları şey finansal kaynaklar olacaktır. Bankacılar, özellikle tarım kredileri konusuna eğiliyorlar. Bence, büyük şirketler tedarikçilerini finansal sıkıntılardan koruyacak tedbirler almalı ve destek planlarını şimdiden ortaya koymalıdır. 2001 krizinde önde gelen gıda şirketlerimizden biri, tedarikçi ve bayilerinin kendisine olan borçlarını ertelemiş ve banka ve başkalarına olan borçlarını hemen ödemelerine yardımcı olmuştu. Şu an bazı şirketler de benzeri adımlar attıklarını görüyorum.

Tüketici yeni ürün, yeni ambalaj, yeni formülasyonlar istiyor

  • Ar-Ge ve inovasyon yeni dönemin birincil öneme sahip konusudur. Yeni trendler, müşterileri tercihleri, tüketim şekilleri bunu zorunlu kılıyor. Ev dışı tüketim daralmış olmasına karşılık, ev içi tüketimde artışlar var ve buna uygun gıda arzları da değişiklik gösterecektir. Bunun yanı sıra sağlık, güvenilirlik ve farklı tüketici tercihleri yeni ürün, yeni ambalaj, yeni formülasyonlar istiyor. Bu konuda çok iyi haberler almakla birlikte bu kuvvetli talebe yönelik topyekun isteği, gıda sektöründe gördüğümü söyleyemem.
  • Çocuklar şimdi evde ve bu haftadan itibaren kreş başta olmak üzere okul ve eğitim yuvalarına başlayacaklar. Maalesef, çocuk hijyeni ile ilgili boşluklar var. Hem eğitim süreci hem de beslenme konusunda sadece yasal düzenleme yapmak değil, beslenme ve hijyen tedariki öncelikli çözümlenmelidir. Bunun çözümü de sektör temsilcilerinin sunacağı seçenekleri ile mümkündür.

SpaceX uzay aracı

  • Ar-Ge deyince aklıma geldi; COVID-19 dışında yaşadığım en ilginç şey, bir özel sektör şirketi olan SpaceX uzay aracının iki astronotu Uzay Üssüne taşıması oldu. Bu sivil uzay yolculuğu sektörü için önemli bir adımdır. Arkasından pek çok örnek gelecektir. Acaba, gıda sanayimiz uzay yolculukları için gıda araştırmalarına başladılar mı?
  • Gelişmeler bağlamında “stratejik düşünce üretebiliriz” diyen Eti CEO’su Hakan Polatoğlu’na yeni temsilcilerin de katılmasını bekliyorum.

Gıda tedarikinde devlet müdahaleleri!

  • Bütün dünyada gıda tedarik alanına devlet müdahaleleri arttı. Müdahale, ithalat ve ihracat stratejilerinde değişiklikleri zorunlu kılacaktır. Haliyle lojistik, depolama ve dış ticaret süreçlerini de etkileyecektir. Daha önce sıfır stokla çalışan pek çok sektör, tedarik süreçlerini yeni duruma uyarlayacaktır. Lojistik sektörün temsilcilerine göre Türkiye’de 2 milyon metrekare ek depolama ve lojistik alanına ihtiyaç vardır. Bu kadar geniş arazi sadece devletin elinde olduğu için, duruma vaziyet alması gerekmektedir.
  • Bir medya mensubu olarak, pandemi öncesi ve devam eden süreçte en çok influencer dediğimiz sosyal medya fenomenleri tartışıldı. Gerçekten de markalar, basılı ve görsel medyayı bırakırken dijital reklamlara ve influencer kullanmaya aşırı derecede önem vermeye başladı. İnfluencerlar aşırı derecede öne çıktı. İyi para da kazanıyorlar, gözümüz yok ama bu alanla ilgili düzenleme yapılması zorunluluk gerektiriyor. Aksi takdirde markalar bundan en çok zarar gören kesim olacaktır.

bae-gidahatti

Dünyada neler olacak?

  • TGDF Akademi buluşmalarında sektörler ve farklı coğrafyalardan sıcak bilgiler de aldık. Mesela, Birleşik Arap Emirlikleri, bu süreci iyi yönettiğini ilk ağızdan öğrendik. Ancak, 15 milyon turist alan Emirlikler, bu pastadan bu yıl pay alamayacak. Çok pahalı hale gelen konumlarını yeniden revize edeceklerdir. Ancak ülke nüfusunun çoğu işçi ve yabancı olduğu için, bu süreçte nüfusları en az yüzde 10 azalması bekleniyor. Yeni normale göre ihracat ve ilişkilerimizi yönetmemiz gerekiyor. Bu sunumlara ABD, Güney Amerika ve Afrika da ilave edilmelidir.
  • Süt ürünleri sektörü ile zeytinyağı sektöründe olumlu gelişmeler yaşanıyor. Her iki sektörde de ambalajlı ürünlere yöneliş var. Hatta yüzde 50’si ambalajsız satılan zeytinyağı sektörü, bu alanın yarısını ambalajlı yani kayıt içine aldığını ifade ediyor. Umarım markalı zeytinyağı üreticileri, bu süreci sağlıklı yönetebilirler. Aynı şekilde süt ürünlerinde ambalajlı ürüne yoğun dönüş var. Bu alanın da yarısı kayıt dışı olduğu biliniyor.

Sonuçta 50 bine yaklaşan işletmesi, 500 bine yaklaşan çalışanı, 500 bin satış noktası ve 16 milyon haneye ulaşan gıda sektöründe kısa vadede çoğu gelişmeler olumlu. Peki, 120 milyon insanı doyurmayı hedefleyen sektörün gelecekle ilgili durumu nedir? Bir sektör temsilcisinin ifadesini ben de paylaşıyorum:

“Senaryomuz yok, senaryoyu birlikte yazacağız”.

Yazarın Diğer Yazıları

Haber Etiketleri

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.