Gıda Hattı

Temel çözüm üretkenlik

27 Ekim 2010, 14:05
Paylaş
Temel çözüm üretkenlik

Mehmet Tevfik Dinçer - PAKDER Başkanı 

2007 yılı sonunda kendini belirgin bir şekilde hissettiren gıda sorunu, peşi sıra yapılan açıklamalarla daha da karmaşık bir hale geldi.

Röportaj: Metin Ertunç

Aslında sorunun sebepleri biliniyor. Yapılması gereken ise karşılıklı suçlamaları bırakıp; çözüme odaklanmak, gereken tedbirleri vakit geçirmeden uygulamaya sokmak. Bu düşünceden hareketle, yapılması gerekenleri, konunun en ilgili taraftarından biri olan PAKDER Başkanı Mehmet Tevfik Dinçer’le konuştuk.

Tevfik Bey, kendi deyimiyle, “Yaklaşık 30 yıldır gıda piyasasında”. Gıda işine; yüksek öğrenimini tamamlamak için geldiği İstanbul’da tahsil hayatını sürdürürken, eskiden gıda piyasasının kalbi olarak bilinen Unkapanı’nda, 1978’de başlamış; ardından da hububat ve bakliyat işine girmiş. 1983’te yönünü Anadolu Yakası’na dönmüş. 1992’de, Ümraniye’de kendi tesislerini kurarak DİNÇER markalı ürünleri üretmeye başlamış.

Tevfik Bey’in iş hayatı kendi şirketiyle sınırlı değil. Şu anda Tarım Ürünleri Hububat Bakliyat İşleme ve Paketleme Sanayicileri Derneği (PAKDER) başkanlığı, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Yönetim Kurulu üyeliği ile İstanbul Ticaret Odası Hububat Bakliyat Meslek Grubunu temsilen meclis üyeliği görevlerini birlikte sürdürüyor.

Tevfik Bey, 30 Haziran 2001 yılında kurulan PAKDER için, “Sektörümüzde bu işe yıllarını vermiş ve marka olmuş, sektöre yön veren firmaların bir araya gelerek kurdukları bir dernektir. Ben de kurucuları arasında yer aldım.” diyor.

Sektör olarak; Türk ekonomisine istihdam olanağı sunmada, katma değer yaratmada, nadide tarımsal üretimimizin yurt dışına ihracıyla bu ürünleri yabancılara tanıtımda, tarımsal üretimleri ön eleme ve işlemden geçirdikten sonra ülkemiz tüketicisine sunmada çok önemli görevler üstlendiklerini sözlerine ekliyor.

PAKDER’in çalışmalarını anlatırken verdiği örneklerden biri, belki de tüketici olmanın hassasiyetiyle, dikkatimizi çekiyor. İTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü son sınıf öğrencileri ile birlikte; İstanbul, İzmir ve Gaziantep’te yerel marketlerde pirinç ve bakliyat ürünlerinin dolum kapasitesi, markası, fiyatlandırması, üretim izinleri ve açıkta mal satışının yapılıp yapılmadığı konularında araştırmalar yapmışlar. Bu araştırmalarının sonuçlarını bir rapor halinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına gönderilmişler. Tevfik Bey’e göre bu çalışma, denetim konusunda sivil toplum örgütlerinin de fevkalade başarılı çalışmalar yapabileceğinin güzel bir örneği.

“Çünkü…” diyor, “…kayıt dışı üretim ve satış hem sektörümüz hem de ülkemiz için önemli bir sorun. Gıda güvenliği de çok önemli bir konu. Dolayısıyla kayıt dışılık sorununu elbirliğiyle ortadan kaldırmamız gerekiyor. Kayıt dışılık aynı zamanda sektörel gelişmelerin önündeki en önemli engellerden bir tanesidir. Bir anlamda haksız rekabetin kaynağı...”

Sorunların ortadan kaldırılması için sektörel birlik ve derneklerin ve bu kuruluşlarla resmi otoritelerin işbirliğinin önemini özellikle vurguluyor: “Hem PAKDER hem de çatısı altında olduğumuz TGDF, bu ve buna benzer sorunların ortadan kaldırılması için çözüm üreten mesleki sivil toplum kuruluşlarıdır. Bir genelleme yapmak gerekirse, yapılan çalışmaların olumlu bir karşılığı olarak, kayıt dışılığın her geçen gün azaldığını gözlemlemekteyim.”

Bu iyimser bakış açısına rağmen; enerji fiyatları, vergi ve SSK primlerinin yüksekliği, kayıt dışılığın devam etmesi, denetim konusu ve açık ürün satışının sektörel gelişmenin önündeki en önemli engeller olmaya devam ettiğini de belirtiyor. “Bazı ürünlerde KDV oranlarındaki yükseklik, kayıt dışılığa katkı sağlamaktadır. Özellikle pirinç ve bulgurda perakende noktasına kadar KDV’nin  %1’lere çekilmesinin, perakende noktasından sonra %8’lerde devam etmesinin; sektördeki kayıt dışılığı yok etmede önemli katkı sağlayacağını düşünüyoruz.” diyor.

Türk tarımı

Tevfik Bey, Türk tarımı ile ilgili değerlendirmesine, “Bütün ülkelerin ekonomilerinde tarımın özel bir yeri vardır. Ekonomik bakımdan çok güçlü ülkeler bile tarımsal üretimleri ile kendi ihtiyaçlarını karşılamayı önlerine önemli bir hedef olarak koymuşlardır. Tarım toplumundan sanayi ve bilgi toplumuna geçiş sürecini yaşayan ülkemizde de tarım sektörü bu anlamda önemini korumaya devam etmektedir. Nüfusumuzun yaklaşık %30’u geçimini tarımdan sağlamaktadır. İhracat gelirimizin yaklaşık %10’unu tarım ürünlerimiz oluşturmaktadır.” diyerek başlıyor.

Bu anlamda tarım sektörümüzdeki mevcut çarpıklıkların düzeltilmesinin, istikrarlı politikalar uygulanarak tarım alanındaki sorunların giderilmesinin ülkemizin kalkınma dinamiğinin itici gücü olacağını söylüyor. Ayrıca, “Ülkemizde tarımsal yapı, köyden kente göçten sosyal adaletin sağlanmasına kadar bütün sorunlarımızla ilişkilidir.” tespitiyle önemli bir sosyal sorunumuzu dile getiriyor.

Hemen ardından da çözüm önerilerini sıralıyor: “Tohum özelliğini kaybetmiş verimsiz tohumlarla ekim yapılmaktadır. Dolayısıyla çiftçilerimiz sertifikalı tohumlara yönlendirilmeli ve özendirilmelidir. Tarımsal alanlarımız gün geçtikçe miras yoluyla bölünüyor, bunun önlenmesi gerekir. Devletin, vakıfların ve belediyelerin elinde bulunan tarım arazilerinin yöre çiftçilerine ekim amaçlı devri üretime katkı sağlayacaktır.

Suyun rasyonel kullanımı iyi anlatılmalı, damlama sulama yöntemleri ve modern üretim konusunda bilgi desteği sağlanmalı ve çiftçilerimiz özendirilmelidir.

Özel sektör ve çiftçi kooperatiflerinin yaygınlaştırılması gereklidir.

Türk tarımında önem taşıyan ürünler için etki değerlendirilmesi yapılmalı, uzun vadeli stratejik kararlar alınmalıdır. Tarımsal araştırma ve geliştirme çalışmaları bakanlık, üniversite ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ile güçlendirilmeli ve ortak çalışmalar yapılmalıdır.

Tarımda sağlıklı veri tabanı sistemi kurulmalıdır.

Tapu kadastro, su ve ekolojik özelliklere ait veri tabanı oluşturulmalıdır. Tarım ve tarıma dayalı sanayinin entegrasyonu sağlanmalıdır.”

Tevfik Bey’e göre sorunların bir bütün olarak ele alınması, tarım ve kalkınma politikalarının birlikte uygulanması gerekiyor. Kalkınma, AB ile entegrasyon ve küresel rekabet açısından bu şart. Hükümetin tarımsal destekleme politikasını ise olumlu bir girişim olarak görüyor. Fakat arazi sahiplerine doğrudan para desteği yerine, üretilen mala piyasa şartlarına göre prim desteği verilmesinin kısa vadede çiftçilerimizin önünü açacağına, tarımda kendi kendimize yetebilirliğimize olumlu katkı sağlayacağına inanıyor. Ayrıca, “Buğday, pirinç gibi ürünlere uygulanan prim desteği, diğer hububat ve bakliyata da uygulanmalıdır. Bu destek serbest piyasa şartlarını işletmek, dış ticarete konu olan tarım ürünlerinin uluslararası piyasalarda rekabet gücünü arttırmak yönünde olumlu bir etki yapacaktır.” düşüncesini dile getiriyor.

AB ile entegrasyon sürecinin de hayati bir öneme sahip olduğunu söyleyen Tevfik Bey, Türk tarımı ile AB tarımı arasındaki büyük yapısal farklılıklara dikkat çekerek, “Topraklarımızın kirlenmediğinin ve AB’ye nazaran organik tarımda avantajlı olduğumuzun bilinciyle, AB’ye son üye olan ülkelere sağlanan desteklerin iyi incelenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca AB’den önemli katkılar sağlanmalıdır.” diyor. Tevfik Bey’e göre, GAP ve Çukurova bölgesinin organik tarım bakımından çok özel ve önemli bir yeri var.

Küresel tehdit

Önemle üzerinde durduğu diğer konular ise, “kuraklık faktörü ve dünyadaki gelişmeler”. Bu gelişmelerin dünya gündemine düşmesinden bu yana tüm dünyada tarımsal ürünlere olan ilginin arttığını, bütün ülkeleri olumlu veya olumsuz yönde etkilediğini söylüyor ve sorunun adını “Küresel Tehdit” olarak koyuyor.

Küresel tehdidin en önemli ayağını “kuraklık” oluşturuyor. Kuraklık, sadece yarattığı rekolte kayıplarıyla değil, mal arzındaki olumsuzluk ve talepte yarattığı psikolojik canlılıkla da çok önemli bir etkiye sahip. Üretici ülkeler, dünyadan gelen talep yoğunluğundan dolayı fiyatlarını %100 ila %150 civarında arttırmış durumdalar. Ardından gelen ihracat yasaklamaları ise ithalatçı ülkeleri daha da zor durumda bırakıyor. Fiyat artışlarının ana nedenlerden birini de, “Dünyada biyoyakıta yönelmenin etkisi” oluşturuyor. Fiyat artışlarının; gıda sanayicilerinin ve özellikle paket bakliyat sanayicilerinin finansman zorluklarıyla karşılaşmalarına neden olduğunu söyleyen Tevfik Bey, önemli bir uyarıda bulunuyor: “Dünyada yaşanan gelişmeler ve uluslararası bilim çevrelerinin uyarıları dikkate alınmalı. Bugün sadece fiyat faktörünün etkileri ile sınırlı kalan sorun, eğer ciddi önlemler alınmazsa daha vahim sonuçlarla karşılaşmamıza yol açabilecektir.”

Kuraklığın Türkiye’ye etkileri

Tevfik Bey’den bu yılki hasat durumu ve gelecekle ilgili düşüncelerini de rica ediyoruz. “Bazı bölgelerde, özellikle kırmızı mercimekte ciddi bir rekolte kaybı var. Geçen yıl 500bin ton civarında gerçekleşen üretim, bu yıl 150–200bin ton civarında. Buğdayda ise Güneydoğu ve İç Anadolu dışındaki bölgelerde üretim sevindirici. Genel olarak bazı ürünler dışında çok ciddi bir sıkıntı yaşanmayacağını öngörmekteyim. Yeter ki spekülatif hareketlerin önüne geçilsin. Sıkıntı yaşanabilecek ürünlerle ilgili ithalat kararı olumlu bir girişimdir ama bu konuda özel sektörün de önü açılmalı ve olanakları değerlendirilmelidir. Kısa vadede ithalatta pozisyon alınmalı ama gelecek yıllar için bugünden harekete geçilmelidir. Çünkü kuraklık faktörünün, önümüzdeki yıllarda da gündemimizi meşgul edeceği kanısındayım.” diyor.

Son cümle önemli... “Tedbirler” diyoruz. Bu konuda Tarım Bakanlığının önemli çalışmaları olduğunu, kendilerinin de yaşanan sorunların çözümü konusunda her türlü desteği verdiğini ve vermeye devam edeceğini söylüyor. Acilen yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor:

“Tarladan sofraya sürecindeki kanaat önderlerinden oluşan bir Aylık Sektörel Gelişmeleri İzleme Komitesi kurulmalıdır. Bu her ürün için yapılmalıdır. Gelecek yıllarda aynı sorunlarla karşılaşmamak için üretim ve tüketim envanteri oluşturulmalıdır. Lisanslı depoculuk ve emanet alımın yapısı sağlamlaştırılmalıdır.”

Temel çözüm: Üretkenlik

Sorunların uzunca bir liste oluşturduğunu söylüyoruz. Tevfik Bey, “Ülkemiz tarımsal üretim konusundaki altyapı zenginliğine rağmen kaynaklarını doğru ve verimli bir şekilde avantaja dönüştürememiştir.” demekle yetiniyor.

Ardından, son zamanlarda yaşananlara dikkat çekerek ekliyor: “Ülkemizin pirinç, buğday ve baklagil konusunda içinde bulunduğu durum için olan olmuştur. Bugün el ele verme günüdür. Günah keçisi arayarak vakit kaybına gerek yoktur. Dünyadaki bu küresel tehdidin; ortak akıl, bilgi paylaşımı ve bu bilgileri hayata geçirme konusundaki ortak kararlılık ile ülkemiz lehine küresel fırsata dönüştürülebileceği düşüncesindeyiz. Dolayısıyla temel çözüm üretkenliktir.”

Sözlerini bitirmeden önce Ramazan ayı ile ilgili bir de hatırlatmada bulunuyor: “Gelebilecek yoğun talep sonucu, özellikle sıkıntılı olduğumuz bazı ürünlerde ciddi bir fiyat artışı yaşanabileceğini öngörmekteyim. Eğer olumsuzluk yaşanmak istenmiyorsa; üretici, tüketici ve ticaretini yapan herkesin sağduyulu davranması gerekiyor.”

Haber Etiketleri

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.