AramaArama
Gıda Hattı

Suyu Çıkmadan…

7 Eylül 2021, 16:15
Paylaş

Merhaba bugün işin suyu çıkmadan biraz suyu konuşalım.

Çünkü çölleşiyoruz. Zaten ülkemizin %22,5'i, yani kabaca 4’te 1’i yüksek çölleşme hassasiyetine sahip. Yarısı da orta düzeyde çölleşme riski ile karşı karşıya…

Türkiye gıda güvencesi açısından orta riskli ülkelerden

Türkiye gıda güvencesi (yeterli gıda) açısından orta riskli ülke sınıfında yer alıyor. Uluslararası kurumlar tüm dünyada 2028 yılına kadar gıda talebinin %15 artacağını öngörüyor. Bu talep yükselişi sadece doğal nüfus artışından kaynaklanacak. İklim değişikliğinin olumsuz etkileri ise bu oranı artıracak. Çok sayıda kurum modelleme çalışmaları ile bu konuda bazı sonuçları ortaya koyuyor. En çok kabul gören sonuç ise; 2050 yılına kadar sıcaklıkların 3 derece artacağı ve ürün gruplarına göre % 25 ila % 50 arasında verim kayıpları yaşanacağı yönünde.

Özetle ve en iyimser tahmin ile %15 ile %25’i topladığımızda gıdada %45’lik bir azalma olacak.

Özellikle Çin, ABD ve İngiltere kökenli çok uluslu şirketlerin Latin Amerika, Afrika ve Asya’nın güneydoğusunda miyarlarca dönüm arazi kiralaması boşuna değil.

Bu artık jeopolitik bir konu. Su ile gıda birbirinden ayrılamaz bir bütündür. Dünyada gıdanın üçte biri sulanan arazilerden, üçte ikisi ise kuru tarım yani yağmura bağlı bir üretim sürecinden elde ediliyor.

Sulama neyi sağlar diye soruduğumuzda karşımıza artık anahtar kelime diye ifade ettiğimiz ‘’verimlilik’’ çıkıyor. Dünya ortalamasına baktığımızda sulanan alanlardaki verim, sulanmayan alanlara göre 2,3 kat daha fazla.

yeraltı su kaynağı

Türkiye'nin batısındaki yeraltı su havzaları kritik seviyede

Ülkemizde yer altı sularımızın %80’inden fazlasını sektörlerin kullanımına açmış durumdayız. Bunun %67’si ise tarımda kullanılıyor. Ülkemizi kuzeyden güneye tam ortadan ikiye böldüğümüzde batıda yer alan yeraltı su havzalarımız kritik seviyede. Kritik demek, çok basit bir ifade ile: "Çekebilecek suyu çektin, artık su çok azaldı." demek.  Buna karşılık batıya doğru akan nüfusun su talebine çözüm olarak havzalar arası su transferini sürdürülebilir bir çözüm olarak görme yanlışında ısrar ediyoruz.

Türkiye’de sulama yatırımlarının gerçekleşme oranları ekonomik olarak sulanabilir 8,5 milyon hektar arazi üzerinden verilir. Bunun 6,6 milyon hektarının sulamaya açıldığı kayıtlıdır. Oysaki gelişen sulama teknolojileriyle birlikte bu 8,5 milyon hektar alan 2 katına çıkabilir. İşin bir başka ve önemli boyutu da şudur; tarım topraklarımızın %70’ini açık (verimsiz ve çok su tüketen) sitem ile sulayabiliyoruz. Sulamaya açılan alanlarımızın da %64’ünü ancak sulayabiliyoruz.

DSİ tarafından işletmeye açılan tesislerin %70’inde yüzeysel sulama, %17’sinde yağmurlama sulama, sadece %13’ünde damla sulama yapılıyor.

Sulama randımanımız ise %46.  Yani hem yetersiz, hem verimsiz, hem de büyük bir israf ile sulama yapıyoruz.

Tarımda iklim koşullarına bağımlılığımız sürüyor

Sulama alt yapımızın tam anlamıyla gelişmemiş olması demek, tarımda iklim koşullarına bağımlılığın sürmesi anlamına gelir. Düzensiz bir yağış sistemine sahip olan ülkemizde bu bağımlılık ancak verimli sulanan alanların artmasıyla azaltılabilir.

Türkiye’de bu konuda neler yapılıyor diye baktığımızda karşımıza onlarca eylem planı, şura sonuç raporu, strateji belgesi, kurak şartlarda tarımsal ürün yetiştirme ile ilgili faaliyetler ve projeler çıkıyor. Bu belge ve çalışmalarda ‘’yapılması gerekenler bölümünde’’ yazılanlar da çok doğru tespitler. Modern sulama ve depolama sistemlerine yatırım, suyun verimli kullanılması, çiftçinin desteklenmesi ve eğitilmesi, kurak şartlara uygun ürünlerin geliştirilmesi ana başlıklarının altında yüzlerce madde okuyabilirsiniz.

Ancak hâlâ çok stratejik noktalarda yol alabilmiş değiliz. Suyu depolamak için yapılan yatırımlar çok önemli ama suyu sadece bir yerde tutmayı başarmak yetmiyor. Su tahsis ve önceliğine ilişkin bir stratejimiz bulunmuyor. Havzalara özgü olarak işletme, optimizasyon modelimiz yok. Suyu kullanan çiftçimizi ve örgütlerini tam anlamıyla sürece dahil edemedik. Artan sulama maliyetleri nedeniyle çiftçi, örgütü ile karşı karşıya geldi.

Çiftçimiz bilgi almak için ziraat mühendislerine ulaşamıyor

Çiftçimiz, bitki deseni ile su ve toprak kirliliği açısından çok önemli olan zirai mücadele ilaçları ve gübre konusunda tavsiye almak için ziraat mühendislerine ulaşamıyor. Su kuyularının sayaçlandırılmasını tamamlayamadık. Kamu eliyle yapılan modern-basınçlı sulama yatırımlarında tam maliyet esasına uygun hareket edilmiyor.

Su Kanunu hazırlık aşamasında. 29 Mart 2021’de de 1. Su Şurası’nın açılışı yapıldı ve komisyonlar çalıştı. Çalışma grubu toplantıları tamamlandı. Tarım ve Orman Bakanlığı ile birlikte birlikte, 66 üniversiteden 141 akademisyen, 38 ulusal sivil toplum kuruluşundan katılımcılar, ilgili kamu kurum ve kuruluşları temsilcileri, büyükşehir belediyelerinden yetkililer, su ve kanalizasyon idarelerinden temsilciler, 32 özel sektör ile su kullanıcılarını da kapsayan toplam 1.631 katılımcı fikir ve önerilerini sunarak suyun geleceğinin belirlenmesinde rol oynadı.

Şura, umarız önceki toplantılarda yazılan sonuç bildirgelerinin bir benzeri kamuoyuna duyurulup, iyi niyet ve temennilerle kapanmaz ve somut uygulamalar için daha çok adım atılır.

Sulama problemleri uygarlıkların çökmesine neden olmuştur

Sulama problemleri tarihte uygarlıkların çökmesine bile neden olmuş. Sulamaya açılacak yeni alanlara olan ihtiyaç kadar, hali hazırda tarımsal üretim gerçekleştirilen alanların da uygun su ve tuzluluk yönetimi stratejileri ile yönetilmesi, yalnızca ülkemizde değil dünyada artan ve artacak gıda ihtiyacının karşılanması açısında da hayati öneme sahip.

Bu kapsamda, sulanan alanlarda suyun randımanlı bir biçimde iletim ve dağıtımının yapılması, koşullara uygun sulama yöntemlerinin belirlenmesi, projelendirilmesi ve sulama programlarının uygulanması yanında, sulu tarımı tehdit eden drenaj ve tuzluluk problemlerinin de minimize edilmesi gerekiyor.

Bunun için uzaktan algılama, sensör teknolojileri ve yapay zekâ uygulamaları yanında, özellikle tuzluluğa hassas olan ekonomik ve besin değeri yüksek kültür bitkilerinin tuza toleranslı çeşitlerinin geliştirilmesi de acilen gündeme alınmalıdır.

Galip Umut Özdil

Yazarın Diğer Yazıları

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.