Gıda Hattı

Son 4-5 Yıldır Gıda Sektörü Hızla Büyüdü Rekabet Kaliteyi Artırdı

29 Kasım 2007, 23:38
Paylaş

Gıda sektörünün Türkiye'nin ekonomik istikrarı ve refahı ile doğru orantılı olarak son 4-5 yıldır hızla büyüdüğünü vurgulayan Ülker Grup Sözcüsü Metin Yurdagül, sektörün en önemli sorununun ise kayıt dışılık olduğunu söyledi.

Türkiye'de gıda sektöründeki en önemli sorunun kayıtdışılık olduğunu söyleyen Ülker Grup Sözcüsü Metin Yurdagül, büyük ve kaliteli markaların bu yüzden sıkıntı çektiğini vurguladı. Yurdagül, kayıtdışılığın pek çok alanda yüzde 60-70'lere çıktığına dikkat çekti. Gıda sektörünün Türkiye'nin ekonomik istikrarı ve refahı ile doğru orantılı olarak büyüdüğünü anlatan Yurdagül, son 4-5 senedir hızla büyüyen sektörde rekabetin giderek arttığını da bunun da kaliteyi artırdığını dile getirdi.

Türkiye'de gıda sektörünün gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gıda sektörü, Türkiye'nin ekonomik istikrarı ve refahı ile doğru orantılı olarak ilerliyor. Yani Türkiye'de şu an ekonomik istikrarı küçük değişkenlerle kurmuş durumdayız. 4-5 yıldır gıda çok hızlı büyüyor. Mesela biz her yıl yüzde 10-15 arasında büyüdük. Bu yıl da buna yakın bir rakam yakalarız diye tahmin ediyoruz. İnsanların refahı arttıkça ilk başta gıda tüketimleri artıyor. Mesela ekmek, su, süt kaçınılmazdır ama bir kutu çikolata almak da artık çok pahalı değil. Çok makul fiyatlarda çikolata üretiyoruz. Çikolata, dondurma gibi ürünler ulaşılmaz olmaktan çıktı. Bunlar sanayinin olumlu gelişmeleri. Bunların daha da gelişeceğini düşünüyoruz. Artık paketlenmiş, ambalajlı gıdaya yönelim var. Bazı sektörlerde sorunlar devam ediyor. Mesela üretilen 11-12 milyon ton sütün sadece 400-500 bini ambalajlı ve modern işletmelerde üretiliyor. Ancak elimizde önemli bir potansiyel var. Mesela AB sürecinde açık süt diye bir şey kalmaması gerekiyor.

Tarım ürünlerinin fiyatları giderek yükseliyor. Bazı ürünlere de yansıyor. Fiyat artışları sürer mi?

Yağ fiyatlarında geçen yıla göre yüzde 100'e yakın yükselmeler var. Fiyat artışları palm yağında yüzde 80, ayçiçeğinde yüzde 100, soyada yüzde 75'e kadar çıktı. Aslında sadece yağda değil tüm tarım ürünlerinde yükselme var. Buğdayda yüzde 70, susamda yüzde 47, süt tozunda yüzde 142, kakaoda yüzde 40'a varan artışlar var. Tabii ki bu sadece Türkiye'nin değil, tüm dünyanını sorunu. Ancak Türkiye'nin en büyük dezavantajı bu ürünlerin bir kısmının Türkiye'de üretilmiyor olması.

Mesela Türkiye yağda ithalatçı konumda. Bu anlamda ciddi bir sıkıntı var...Türkiye'de toprakları ve iklimiyle kanola ve aspir yetiştirmeye çok uygun bölgeler var. Ancak politikaların eksikliği ve yağlı tohumlara verilen primlerin yetersizliğinden dolayı çiftçi yağlı tohumlara ilgi göstermiyor. Yağlı tohum üreten çiftçilerin daha fazla desteklenmesi gerekiyor. Bir de diğer önemli sorun yüksek ithalat vergileri. Yağda ithalat vergisi yüzde 31.2'ydi. Sanayicinin çabalarıyla bu rakamı yüzde 22'ye düşürdük. Bu 9 puanlık düşüşün şöyle bir faydası var. KDV indiriminden gelen avantajlarla birlikte bizim daha az zam yapmamamıza imkan sağladı. Böylece zam zamanını ertelemiş olduk. Artan hammadde fiyatlarını anında ürünlere aksettirmemek mümkün değil. Kâr marjları sürekli düşüyor. Hammedde artışlarından sonra bir takım ürünlerde zamlar oldu. Bu devam edecektir.

Kısa bir süre önce bir firma pazara kanola yağı sürdü. Sizin böyle bir planınız var mı?

Kanola yağı şu anda ucuz göründüğü için bir firma bunu değerlendirerek pazara girdi. Ama aslında kanola en pahalı yağlardan biridir. Zaman zaman fiyatı ayçiçeğinden bile yüksek olur. Arz arttı ve fiyat düşüklüğünü değerlendirmek istediler. Ancak kanolayı herkes tercih etmeyebilir. Mesela 10-15 sene önce soya yağı denendi ama tutmadı. Yüzde 1 civarında bir pay aldı ve silindi gitti. Kanola oynak fiyatlı olduğu için bugün 5-10 YKr ucuz satıldığı için ilgi görebilir. Ancak bunun sürdürülebilir olacağını sanmıyorum. Lezzetini halkımız nasıl karşılayacak bunu göreceğiz. Bir de margarinde durum farklı. Onda her türlü bitkisel yağı kullanabilirsiniz. Mesela yüzde yüzde aspirden margarin olamaz ama aspir margarin kompozisyonuna girebilir. Çünkü margarinin yapısı farklı ve çeşitli ihtiyaçlara göre dizayn edilmiş çeşitleri var.

Yakıt olarak tüm dünyanın biyodizele yönelmesi tartışmalara neden oluyor. Sizin bu konudaki fikriniz nedir?

Benim kişisel olarak yıllardır yağ sanayi ile ilgilenen bir olarak kıt tarımsal kaynakların biyodizel olarak kullanılmasını çok olumlu bulmuyorum. Geçenlerde bir yazı okudum topraktan enerji elde edilmesini engelleyelim diyorlar. Çünkü pahalı ve gıdadan kesiyorsunuz. Biyodizel dünyada tarımda bitkisel üretim fazlası olan ülkelerin tercihi ettiği bir şey. Mesela Malezya ve Endonezya'da palm, ABD'de de soya fazla olduğu için bu ürünleri kullanıyorlar. Türkiye ise yemeklik yağı bile yurtdışından alıyor.

Gıda sektöründeki en önemli sorun nedir?

Türkiye'de gıdanın en büyük sıkıntısı kayıtdışı. Büyük ve kalite markalar en çok bundan dolayı sıkıntı çekiyor. Mesela X gıda sektöründe TÜİK rakamlarına göre kapasite kullanımı yüzde 35, ben biliyorum ki bu oran yüzde 70-75. Türkiye'de gıdanın pek çok alanında kayıt yüzde 30-40 arasında. Mesela margarinde bu oran yüzde 90'larda, sektörde büyük firmalar olduğu için kaçak yok. Çikolataya baktığınızda ise yüzde 60 pazar payı bizim, kalan 2-3 firmayı katınca yüzde 90'lara çıkıyor. Orada da çok az kayıtdışı vardır.

Gıdada yerli yabancı pek çok firma ve ciddi bir rekabet ortamı var. Bu durum yerli firmaların aleyhine bir durum oluşturuyor mu?

Rekabet hem piyasayı geliştirir hem de kalitenin korunmasına yardımcı olur. Mesela bir firmanın seneler önce pazar payı yüzde 100'dü. Herkes onun ürününü alıyordu ama iyi bir ürün değildi. Sonra onun rakibi çıktı, çok küçük bir firma olmasına rağmen mükemmel bir ürünle çıktı ve diğer firma da ürününü düzeltmek zorunda kaldı. Düzgün oyuncular girdiğinde pazar her zaman büyür.

Fonksiyonel gıda pazarı çok hızlı büyüyor. Siz de ilk yatırımcılardansınız. Sektörü nasıl bir gelecek bekliyor?

Biz fonksiyonel gıdaya kolesterol problemi olanlara yönelik Kalbim Benecol ürünüyle girdik. Bu sene çocuklara yönelik Smart ürünlerini piyasaya sürdük. Bu yönde çalışmalarımız devam ediyor. Fonksiyonel gıda pazarı geleceği olan bir pazar. Bu yüzden bu alana yönelik çalışmalarımız devam edecek.

Su ve maden suyu kaynaklarınız var. Bu sektörlere girmeyi düşünüyor musunuz?

Uzun zamandır elimizde su kaynağımız var. Ama biz su markaları bolluğunda suya girmeyi düşünmedik. Bir de Hayat Su'yun dağıtımını biz yapıyoruz. Yıl sonuna doğru onlarla anlaşmamız bitiyor. Ondan sonra ne olur bilemiyorum. Maden suyu kaynağımızda var, ama kullanmıyoruz. Kaynaktan neler çıkar bilinmez. Kısa sürede karar vereceğimiz bir konu değil, planlarımızın içinde yok.

Çikolata sektöründe ciddi bir rekabet var. Bu sektör büyümesine devam edecek mi?

Türkiye'de çikolata tüketimi 700 gram civarında. Avrupa'da ise bu rakam 11 kiloya kadar çıkıyor. Türkiye tüketimde çok geri kalmış. Dolayısıyla bunu büyük bir pazar fırsatı olarak görüyoruz. Zaten bu potansiyeli dikkate alarak yeni bir fabrika kurduk. 5 hat ilave ettik ve 60 milyon euro yatırım yaptık. Bu tesislerin kurulumu hiç basit değil. Çikolataya yeni oyuncuların girmesi bizi rahatsız etmez. Yüzde 60'lara varan bir rakamla pazar lideriyiz. Yeter ki oyuncular oyunu kuralına göre oynasın. Ne kadar firma girerse o kadar iyi aslında çünkü pazar genişler. Mesela dondurma pazarına girdiğimizde 0.9 litrelik tüketim vardı şimdi bu rakam 1.6 civarında. Yüzde 60'lık artış var. Dünyanın iki büyük firması varken kola pazarına girdik. Pazar 2003'den bu yana 4 senede yüzde 50-60 büyüdü. Bunun çikolata sektöründe de böyle olacağını düşünüyoruz.

Bir de çikolata gibi sektörlerde taklit ürünlerden kaynaklı sorunlar çıkıyor...

Çikolata ve bisküvi gibi ürünlerde taklit demek hata. Çünkü bizim 1500 ürünümüz 200 markamız var. Ambalajlamada ise kullandığınız renk sınırlı. Benzeşme bütün dünyada var. Zaman zaman bizim ürünlerimizi de taklit edenler oluyor. Bu nedenle açılan davalar var ama Ülker'in kaybettiği bir dava yok. Bu tip davalar her zaman olur, gereği neyse yapıyoruz.

Şirket olarak Türk tarımına katkınızdan bahseder misiniz?

Ülker şirketler topluluğu Türk çiftçisinin en önemli destekçisi konumunda. Türkiye'de en fazla tarımsal madde alıcısı firmalardan biriyiz. Yılda; 250 bin ton buğday, 85 bin ton şeker, 250 bin ton yağ, 30 bin ton kakako, 20 bin ton fındık fıstık alıyoruz. Türkiye'de üretilen fındığın yüzde 6'sını aldığımız gibi tüketilen fındığın ise yüzde 60'ını kullanıyoruz. 11 ton süt tozu, 750 bin ton süt alıyoruz. Türkiye'nin en büyük fabrikalarında günde 2 bin 100 ton süt işliyoruz. Bu Türkiye'ye üretiminin yüzde 40'ını temsil ediyor.

Ar-Ge'ye ne kadar yatırım yapıyorsunuz?

Ar-Ge'ye toplam cironun yüzde 1.5'unu harcıyoruz. Gerek satış ve gerekse üretim bölümlerinden ayrı ayrı Ar-Ge departmanlarımız var. Bir merkez yok. Çünkü merkez olursa işler yavaşlar. Ayrı olduğu için hepsi pratik bir şekilde çalışıyor. Mesela bizim şu an 20-30 tane piyasaya sürülmemiş çikolata ürünümüz hazır bekliyor. Ar-Ge'mizin bu kadar gelişmiş olmasının arkasında parayla her zaman bulma imkanınız olmayan insan kaynağı var. Çok önemli bir insan kaynağına sahibiz.

Yeni fabrika kurmayı planlıyor musunuz?

Kısa vadede yeni bir fabrika planımız yok. Aksine İran'da fabrikalarımız vardı. Oradaki fabrikamızı lokal ortağımıza sattık ve üretimden çeklidik. Bu değer artışının getirdiği bir satıştı. Orada yaptığımız yatırımın çok daha üstünde bir rakamı yakaladık. Bir de İran'da ithalat rejimi dışarıdan şekerli maddelerin ithalatını izin vermiyordu. Şimdi İran'ın ithalat rejimi değişti. Artık Türkiye'de ürettiğimiz ürünleri İran'a ihraç edebiliriz. İhracat yapmak bizim için daha avantajlı.

2007'de yüzde 10 büyüyecek

Bisküvi, margarin, kola, fonksiyonel gıda gibi gıda sektörünün pek çok farklı alanında faaliyet gösteren Ülker, geçen yılı 7.5 milyar dolar ciro ulaştı. 2007'de bu rakamı yüzde 10 artarmayı planlayan şirket, geçen yıl 110'dan fazlaya ülkeye 461 milyar dolarlık ihracat yaptı.

Türkiye'de bir yılda kişi başına 93 adet Ülker ürünü kullanılıyor. Şirketin, 6 farklı ülkede 6, yurtiçinde 32 olmak üzere toplam 38 fabrikası, 65 şirketi var.

Metin Yurdagül kimdir

1938'de İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Kimya Yüksek Mühendisliği'nden mezun oldu. Sümerbank Konya Ereğli fabrikasında meslek hayatına başladı. 1992’de Ülker'in Besler Yağ ve Margarin fabrikasını kurdu. 5 yıl da Ülker Gıda Grubu Başkanlığı ve İcra Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. Halen Ülker Grubu İstişare Konseyi üyeliği ve Grup Sözcülüğü ile 3 şirketin yönetim kurulu başkanlığını yürütüyor. Yurdagül, aynı zamanda Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği başkanlığı yapıyor.

Referans Tarım Eki/29.11.2007

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.