Gıda Hattı

Sezer Gelir Vergisi Yasasını Veto Etti

19 Mart 2007, 15:37
Paylaş

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, "Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"u, bir kez daha görüşülmesi için TBMM'ye iade etti. Sezer, veto gerekçesini, tütün ve alkollü içkiler piyasasında uygulanacak yaptırımlarda idari yerine adli yargıya yetki verilmesinin ve ayrıca yasanın suç saymadığı eyleme ceza uygulanmasının Anayasa'ya aykırı olmasına dayandırdı. Yasa metninde dizgi yanlışı bulan Sezer, veto gerekçesine bunu da ekledi. Yasa'da bulunan "aykırılığın", "tütün" sözcüklerine işaret eden Sezer, "Bu sözcüklerin sırasıyla 'aykırılığın' ve 'tütün' biçiminde düzeltilmesi, yasada maddi hata bulunmaması yönünden uygun olacaktır" dedi.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, "Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"u, bir kez daha görüşülmesi için TBMM'ye iade etti. Sezer, veto gerekçesini, tütün ve alkollü içkiler piyasasında uygulanacak yaptırımlarda idari yerine adli yargıya yetki verilmesinin ve ayrıca yasanın suç saymadığı eyleme ceza uygulanmasının Anayasa'ya aykırı olmasına dayandırdı.

Yasa metninde dizgi yanlışı bulan Sezer, veto gerekçesine bunu da ekledi. Yasa'da bulunan "aykırılığın", "tütün" sözcüklerine işaret eden Sezer, "Bu sözcüklerin sırasıyla 'aykırılığın' ve 'tütün' biçiminde düzeltilmesi, yasada maddi hata bulunmaması yönünden uygun olacaktır" dedi. Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamada, Sezer'in 5 Mart'ta onayına sunulan yasayı veto gerekçelerine yer verildi.

Yasa ile getirilen tütün ve alkol piyasasına dönük yeni düzenlemelere ve yaptırımlara dikkat çeken Sezer, idari para cezasını verme ve uygulama yetkisinin kamu kurum ve kuruluşlarına, başka bir deyişle "idare"ye tanındığını anımsattı.

İdari ve adli yargı

Sezer, Anayasa'nın, yargı yetkisinin, Türk Ulusu adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı; idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğu; yargıçlar ve savcıların adli ve idari yargı yargıç ve savcıları olarak görev yapacakları hükümlerine işaret etti. Danıştay'ın, idari mahkemelerce verilen, yasanın başka bir idari yargı yerine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu, yasada gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakacağının vurgulandığını anımsatan Sezer, söz konusu kurallarda, Anayasa'da idari ve adli yargı ayrılığının kabul edildiğini vurguladı.

Yasa koyucunun takdir hakkı yok

Bu ayrım uyarınca, idarenin kamu gücü kullanarak oluşturduğu ve kamu hukuku alanına giren işlem ve eylemlerinin idari yargı, özel hukuk alanına giren işlemlerinin de adli yargı denetimine bağlı olacağının altını çizen Sezer, Anayasa'nın anılan kuralları karşısında, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda yasa koyucunun takdir hakkı bulunmadığını belirtti. Anayasa'nın 155'inci maddesinde, "Yasanın başka bir idari yargı merciine bırakmadığı" denilerek, yasa koyucuya verilen takdir yetkisinin, idari yargı yerini belirlemekle sınırlandırıldığını anlatan Sezer, şunları kaydetti:

Para cezası diye idari yargıdan vazgeçilemez

"Bu nedenle, bir idari işlemden doğan uyuşmazlığa ilişkin davanın idari yargı yerinde görülmesi anayasal zorunluluktur. İdare hukuku ilkelerine göre oluşturulan bir idari işlemin, yalnızca para cezası yaptırımı içermesine bakılarak denetiminin idari yargı alanından çıkarılıp adli yargıya bırakılması da, yukarıda açıklanan anayasal kurallar nedeniyle olanaklı görülemez."

Anayasa mahkemesi iptal etti

İncelenen Yasa'nın 28'inci maddesiyle değiştirilen 4733 sayılı Yasa'nın, 8'inci maddesinin (B) fıkrasının son bendinde, idari para cezalarının takip ve tahsilinde, 5326 sayılı Kabahatler Yasası kurallarının uygulanması öngörüldüğüne işaret eden Sezer, "Kabahatler Yasası'nın 3'üncü maddesinin birinci fıkrasının, açıklanan kurallarla birlikte incelenmesinden, bu kuralın, idari yargının görev alanına giren işlemleri de kapsadığı, gerekçeleriyle, Anayasa Mahkemesi'nin 1 Mart 2006 günlü kararıyla, Anayasa'nın 125 ve 155'inci maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir" dedi.

Yeni düzenlemede yanlış

Doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, iptal hükmünün, kararın yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesinin kararlaştırıldığını anlatan Sezer, hukuksal boşluğun 6 Aralık 2006 günlü yasal düzenleme ile doldurulduğunu belirtti. Sezer, Kabahatler Yasası'nın 3'üncü maddesinin, "Bu Kanunun, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde; diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanır" biçiminde yeniden düzenlendiğini vurgulayarak, şu görüşleri ifade etti:

"Ne var ki, bu düzenlemede de maddenin, Anayasa Mahkemesi kararıyla Anayasa'ya aykırı olduğu saptanan eski içeriğinin korunduğu görülmektedir. Yasalarda tersine kural olmadığı durumlarda, idari yaptırım kararlarından doğan uyuşmazlıklara ilişkin davalar, Kabahatler Yasası'nın 27'nci maddesi uyarınca, yine sulh ceza mahkemelerinde görülebilecektir.

4733 sayılı Yasa'nın, incelenen Yasa ile değişik 8. maddesinin (B) fıkrasının son bendinde ise, yapılan açıklamanın tersine, idari para cezalarının takip ve tahsilinde 5326 sayılı Kabahatler Yasası kurallarının uygulanacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemeye göre, idari para cezalarından doğan uyuşmazlıklara ilişkin davalar, Kabahatler Yasası'nın 27'nci maddesi uyarınca sulh ceza mahkemelerinde görülebilecektir."

Anayasanın iki maddesine aykırı

Maddede, idari para cezalarının yalnızca "takip ve tahsili" için Kabahatler Yasası'na gönderme yapılmış olmasının, yargısal denetim yönünden sonuca etkili olmadığını bildiren Sezer, Kabahatler Yasası'nın 3'üncü maddesi uyarınca, bir idari yaptırım kararından doğan uyuşmazlığa ilişkin davanın idari yargı yerinde görülebilmesi için, idari yaptırım kuralı içeren yasal düzenlemede, ya o idari yaptırım kararına karşı yapılacak itirazlarda 5326 sayılı Yasa'nın uygulanmayacağının belirtilmiş ya da itiraz merciinin idari yargı yeri olduğunun açıkça gösterilmiş olması gerektiğini anlattı. Sezer, "Oysa, incelenen Yasa'nın 28'inci maddesinde böyle bir düzenleme yapılmamıştır. Bu nedenle, incelenen Yasa'nın 28'inci maddesiyle yapılan düzenleme, kamu hukuku esaslarına göre oluşturulan bir idari işlem niteliğindeki idari para cezalarının yargısal denetimini adli yargı yerine bırakan içeriğiyle, Anayasa'nın 125 ve 155'inci maddelerine aykırı düşmektedir" dedi.

İdari para cezası kabahat değildir

Ayrıca, kamu hukuku esaslarına göre oluşturulan idari para cezalarının kabahat olarak nitelendirilmesinin de uygun görülmediğini belirten Sezer, Yasa'nın yine aynı maddesiyle yapılan düzenlemede, Yasa kuralları yanında Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu'nun genel ve düzenleyici işlem ve kararları ile diğer mevzuatla belirlenen idari ve teknik düzenlemelere aykırı davranışları için de idari para cezası yaptırımı öngörüldüğünü ifade etti.

Yasanın suç saymadığı eylemin cezası olmaz

Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olması ilkesinin gerektirdiği suç ve cezalarla ilgili düzenlemelerin Anayasa'nın 38'inci maddesinde yapıldığını anlatan Sezer, şunları kaydetti:"Maddede, kimsenin, işlendiği zaman yürürlükte bulunan yasanın suç saymadığı bir eylemden dolayı cezalandırılamayacağı belirtilerek suç ve cezada yasallık ilkesi kabul edilmiştir. Suç ve cezada yasallık ilkesi, her şeyden önce bir hak ve özgürlük güvencesidir ve hukuk devleti niteliğinin vazgeçilmez ilkesidir. Suç ve cezada yasallık ilkesi, suç oluşturacak işlem ve eylemlerin ve bunlara uygulanacak cezaların yasada açıkça belirtilmesini, bu konuların idari düzenleyici işlemlere bırakılmamasını gerektirmektedir. Çünkü, suç oluşturacak işlem ve eylemlere yasada belirgin biçimde yer verilmemesi, bu konunun idari düzenleyici işlemlere bırakılması belirsizlik yaratacak ve yasallık ilkesinin ihlali anlamına gelecektir."

İdari suç düzenlemesi yapılmalı

Anayasa Mahkemesi'nin çeşitli kararlarında da belirttiği gibi, Anayasa'nın 38'inci maddesinde "adli-idari" ayrımı yapılmadığı için idari suç ve cezaların da bu madde kapsamına girdiğini belirten Sezer, "Dolayısıyla, idari suç oluşturan eylemlerin ve bunların cezasının da, açıkça ve yeterli belirginlikte yasayla düzenlenmesi anayasal zorunluluktur" dedi. Yasa'nın 28'inci maddesi ile yapılan değişiklikte idari yaptırımlar düzenlenmiş olmakla birlikte, yasa dışında suç oluşturacak eylemlerin belirlenmesinin, idari işlem ve kararlara bırakıldığını vurgulayan Sezer, şunları belirtti:

"Yasa'da, idari işlemlerle saptanan kurallara uyulmaması idari para cezası yaptırımı nedeni sayılmıştır. Bu durumda, incelenen Yasa'nın 28'inci maddesindeki düzenleme suç ve cezada yasallık ilkesi ve hukuk devleti niteliğiyle de bağdaşmamaktadır."

Yasada dizgi yanlışı buldu

Yasa metninde dizgi yanlışı bulan Sezer, veto gerekçesine bunu da ekledi. Yasa'nın yine aynı maddesi ile değişik 4733 sayılı Yasa'nın 8'inci maddesinin (B) fıkrasının birinci bendinin ilk tümcesinde "aykırılığın" ve (a) alt bendinin başlangıcında "tütüm" sözcükleri geçtiğine işaret eden Sezer, "Bu sözcüklerin sırasıyla 'aykırılığın' ve 'tütün' biçiminde düzeltilmesi, yasada maddi hata bulunmaması yönünden uygun olacaktır" dedi.

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.