Gıda Hattı

Sertleşen oyunun küresel hakemleri

17 Aralık 2021, 17:11
Paylaş

Zengin ile yoksul arasındaki gelir farkı giderek açılırken, çiftçinin milli gelirden aldığı pay da küçülüyor. Türkiye ortalamasının yaklaşık %30’u kadar milli gelire sahip olabilen çiftçi giderek büyüyen eşitsizlik uçurumunun daha da dibine düşüyor.

Bu eşitsizlik, piyasada oluşan fiyatların değişkenliği ve belki de daha önemlisi bu fiyatların tarlada hiçbir karşılığının olmaması, emeğin değerini düşürmeye odaklı yeni ekonomi politikasıyla birleşince emek-yoğun ve küçük ölçekli tarımsal işletmelerin üretim içinde kalması giderek güçleşiyor.

Avrupa’da ve ABD’de de aile işletmelerinin üretim miktarı açısından tarımsal üretimdeki payı %90’ların üzerinde ama bu işletmeler hem ülkemizdekinden çok daha büyük toprakları işliyor hem de büyük çiftçi kuruluşları, kooperatifler ve benzeri yapılar aracılığı ile ulusal ve uluslararası pazarlarla entegre olarak faaliyetlerini sürdürüyor.

Tarımsal girdilerin toplu olarak daha az maliyetle temin edilmesi, finansal kaynakların çeşitlenmesi ve ucuzlaması, üretici fiyatlarının kâr oranı gözetilerek oluşması, teknolojiye ve yararlı veri-bilgiye erişim gibi konular (ülkemizde hepsi hâlâ sorunlu alanlardır) bu örgütler tarafından çözülüyor.

Bizde ise tüm gözler destekleme araçları ve miktarlarına çevriliyor.

Tarımsal destek GSYİH'nın %2'si olacaktı?

Her ne kadar "Tarımdan kâr etmeyen çiftçi yok" hatta "Üreticinin normalin çok üzerinde bir kâr marjı var" denilse de, kamunun üzerindeki borç yükünün azalmaya başladığı, Merkez Bankası başta olmak üzere finansal kurumların yapısının iyileştirildiği, döviz kurlarındaki istikrarın sürdüğü, enflasyondaki düşme eğilimlerinin devam ettiği 2004 yılında yapılan 2. Tarım Şurası’nın Sonuç Raporu’nda yazan ve uygulanmayan bir madde durumu özetlemeye yetiyor: "Tarımsal desteklerin gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) içerisindeki payının iki yıl içerisinde %2’ye yükseltilmesi ve daha sonra artırılması."

İki yıl sonra, 2006’da yayınlanan Tarım Kanunu’nda tarımsal desteklerin finansmanı başlığında "Bütçeden ayrılacak kaynak GSYİH’nın %1’inden az olamaz" maddesinin ise Şura kararına uymadığı gibi 15 yıldır da hiç uygulanmadığını hatırlatmakta fayda var.

Destekleme oranları konusu açılınca her zaman dile getirilen bir veri var: "Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütüne (OECD) göre Türkiye’de 2020 yılında tarıma aktarılan kaynak tarımsal yurt içi hasılanın %1,61’ine denk geliyor. OECD ülkeleri arasında birinciyiz."

Tarımın GSYİH içindeki payı %6,4'e düştü

Evet, OECD veri tabanına göre bu doğru. Ama aynı kurumun verilerinde yer alan şu rakamlara ne diyeceksiniz? 2002 yılında tarımın GSYİH içindeki payı %10,2 iken geçen yıl bu oran %6,4'e geriledi. Tarımsal destekler 2002 yılına kadar ortalama olarak GSYİH’nin %4'ünü oluştururken, 2018-2020 yılları arasında %1,4'e düştü.

Destekleme miktarlarını dolar ile hesaplamaya kalktığınızda son 3 aydaki yükselişle birlikte durum daha dramatik bir hâl alıyor.

"Pandeminin tüm etkilerini en ince ayrıntısına kadar hesaplıyoruz" denilen günlerde tarımsal destekleme bütçesi 2021 yılına oranla %12 artışla 25,8 milyar liraya ancak çıkarılabiliyor.

Tüm bunlar tarımda hiçbir şey yapılmıyor sonucunu çıkarmaz tabii ki. Neler yapıldığını zaten kamu kurumlarının web sayfalarından ya da temsilcilerinin paylaşımlarından takip ediyorsunuzdur.  Ayrıca sulama yapabilen ve ürünü hasat ettikten sonra piyasa fiyatlarının oluşmasını bekleyebilecek maddi gücü olan çiftçiler az çok kâr ettiler.

Asıl önemli olan şu; tarımsal destekleme politikalarının temel amacı; hem üreticiyi hem de tüketiciyi fiyat dalgalanmalarına karşı korumak olarak genelleştirilebildiğine ve şu andaki ekonomik dalgalanmadan iki kesim de korunamadığına göre ortaya iki sonuç çıkar; desteklerin yetersizliği ve/veya amacına ulaşmadığı.

Tarımsal girdilerin %70'i ithal ediliyor

Yeni ekonomi politikasının ana amaçlarından biri söylendiği üzere ihracatı artırmak. Ancak ihraç ürünlerimizin ham maddelerinin %70, tarımsal girdilerin ve girdilerin üretiminde kullanılan ham maddelerin de ortalama olarak aynı oranda ithal edilmesi, hem genelde ihracatta bir büyük yükseliş olmayacağının hem de tarımdaki maliyet sorununun çözülmeyeceğinin en temel göstergelerinden biri.

Türkiye’nin tarımdaki potansiyeline rağmen, uzun vadede girdi ham maddelerinin yerlileşmesi de pek mümkün gözükmediği gibi Eylül ayından bu yana %60 oranında artan dolar kuru, tarımın maliyetini katlanılamaz bir seviyeye taşıdı.

İklim değişikliğinin etkileri ve kuraklığa rağmen dünyada temel ürünlerde ciddi bir üretim kaybı yok. Buna karşın fiyatların çok yüksek oranda artması pandemiden sonra ülkelerin korumacı politikalarına ve küresel fonların finansal emtialar yerine tarımsal emtialara kaymasına (fiyatların speküle edilmesine) bağlanıyor.

Sanki Türkiye başta olmak üzere gelişen ülkelerde futures (gelecek) ve options (opsiyon) piyasalarının etkinliğinin artması ve bu borsaların avantaj ve dezavantajının tartışılması yeni ortaya çıkan bir konu.

ceo-yonetici-is-dunyasi-gidahatti

Tarım ve gıdanın aslan payı 10 firmada

Tamam, bu iki etken doğru olmakla birlikte unutulmamalıdır ki pandemiden önce de küresel girdi ve ürün piyasalarında (üretim ve pazar payı) şöyle bir tablo vardı: 10’ar adet firma (ki bazıları aynı) tarımsal ürün ticaretinin %90’ını, gıda ve içecek işleme sanayinin %80’ini, bitki koruma ve besleme ürünleri sektörünün %85’ini, veteriner ilaçlarının %75’ini ve tarım makinalarının %65’ini kontrol ediyordu.

Çok da yeni bir durumla karşı karşıya değiliz aslında. Pandemi bahane edilerek, oyun daha çok kâr etmek amacıyla daha sert oynanıyor, o kadar. Yukarıda sektörler bazında hâkimiyet oranlarını verdiğimiz oyunun hakemleri sertliğe müsaade ettikçe böyle sürecek.

Sistemin yanlışlığı bir yana, bu hakemler arasında Türk yok ne yazık ki.

***

1980’li yıllardan beri süregelen küçük aile işletmelerinin yok oluşu ve tarımdan kopuş sürecinin toplumsal olarak bozduğu, günlük yaşamı da olumsuz etkileyen ekonomik, zihinsel ve duygusal dengenin daha da kötüleşeceğinden endişe etmek gerekiyor.

Buna bir de toprağı "meta" olarak gören "parasını ödeyen herkese satılabilir" anlayışının şüphesinin bile korkutuculuğunu ekleyiniz.

Yazarın Diğer Yazıları

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.