Gıda Hattı

Michel Foucault kimdir? Michel Foucault hayatı

15 Ekim 2021, 20:07
Paylaş
Michel Foucault kimdir? Michel Foucault hayatı
Michel Foucault kimdir? Sosyolog ve psikolog Michel Foucault hayatı ve özel hayatına dair tüm merak edilenler. Michel Foucault biyografi araştırmasında gidahatti.com olarak tüm merak ettiklerinizi sizler için hazırladık.

Michel Foucault kimdir? Ünlü psikolog ve sosyolog Michel Foucault hayatı ve tüm çalışmalarına dair merak edilenler.

Michel Foucault biyografi

doğum adı; Paul-Michel Foucault

doğum; 15 Ekim 1926

ölüm; 25 Haziran 1984

mesleği; Fransız filozof, sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog, psikolog ve sosyolog.

Bilginin iktidar olduğunu iddia eden Foucault, modern öznelik deneyimini bir tahakküm mekanizması olarak reddetmiş, "insanın" iki yüzyıllık tarihi olan kurgusal bir şey olduğunu söylemiş, 18. yüzyıldan önce "cinselliğin" ya da "eşcinselliğin" varolmadığını iddia etmiş, "hakikatin" söylemsel oluşumlar ve iktidar tertibatı adını verdiği toplumsal ilişkiler içerisinde gelişen tarihsel süreçte üretildiğini ortaya koymuştur.

Deliliğin Tarihi, Kliniğin Doğuşu, Kelimeler ve Şeyler, Bilginin Arkeolojisi, Hapishanenin Doğuşu, Cinselliğin Tarihi kitaplarının yazarı olan Foucault, aynı zamanda Collège de France'da verdiği ve ölümünden sonra yayımlanan derslerinde modern toplum, iktidar, özne, politika, bilgi gibi pek çok alanda felsefe ve sosyal bilimler alanlarında oldukça etkili olmuş ve hala da etkili olmaya devam eden düşünceler ortaya atmıştır.

Michel Foucault kimdir?
Michel Foucault

Michel Foucault hayatı

15 Ekim 1926’da Poitiers'de doğdu. Babası, oğlunun kendi kariyerini takip etmesini isteyen bir cerrahtı. Foucault, Saint-Stanislas Okulunu bitirdikten sonra, saygın bir okul olan Paris’teki 4. Henry Lisesi’ne girdi. 1946’da, daha önce sınavlarında başarısız olduğu École Normale Supérieure’e kabul edilen dördüncü öğrenciydi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Poitiers, Alman ordularının işgali altında kaldı.

Maurice Merleau-Ponty ile felsefe çalıştı. 1948’de felsefe diplomasını, 1950’de psikoloji diplomasını aldı ve 1952’de psikopatoloji diplomasıyla ödüllendirildi. 1950-1953 yılları arasında Fransa Komünist Partisi'nde yer almıştır. Partiye girişi Louis Althusser aracılığıyla olmuştur. Ancak Stalin'in Sovyetler Birliği'nde izlediği politikalar onu partiden soğutmuş ve bir süre sonra partiden ayrılmıştır.

1954’ten itibaren dört yıl İsveç’te Uppsala Üniversitesi’nde doktora tezini yazdı. Zamanın Uppsala Üniversitesinin pozitivist damarı Foucault'un tezini bilimsel bulmayıp kabul etmedi. Birer yıl da Varşova ve Hamburg Üniversitelerinde Fransızca öğretti. 1960'ta Fransa’ya Clermont-Ferrand Üniversitesine felsefe bölüm başkanı olarak döndü. "Deliliğin tarihi" (Folie et déraison. Histoire de la folie à l'âge classique) kitabındaki teziyle doktorayla ödüllendirildi. Aynı yıl Foucault, kendinden on yaş küçük olan felsefe öğrencisi Daniel Defert’la tanıştı. Defert’ın politik aktivizmi çalışmalarında ona yol gösterdi. Foucault, Defert’la aralarındaki ilişki için çok sonraları bunun zaman zaman da aşka benzeyen uzun soluklu bir tutku ilişkisi olduğunu söyledi.

Michel Foucault kimdir?
Michel Foucault

Foucault’nun ikinci önemli eseri "Kelimeler ve Şeyler" (Les mots et les choses) 1966’da yayımlanan karşılaştırmalı bir ekonomi, doğa ve dil bilimleri çalışmasıydı. Çok satan bu kitap Foucault’nun adının tanınmasında büyük rol oynadı.

1966-1968 arasında Defert’la birlikte Tunus’a gitti ve birlikte tekrar Paris’e döndüler. Foucault, Vicennes’deki Paris-VIII Üniversitesi’nde Felsefe bölüm başkanı oldu, Defert da sosyoloji bölümünde ders vermeye başladı. 1968 öğrenci hareketinden oldukça etkilendiler. Aynı yıl Foucault başka aydınlarla beraber Hapishane Bilgilendirme Grubu’nu (Groupe d'information sur les prisons) kurdu.

1969’da "Bilginin Arkeolojisi"’ni (Archéologie du savoir) yayımladı. 1970'te en önemli araştırma enstitülerinden biri olan Fransa Koleji’ne Düşünce Sistemleri Tarihi profesörü olarak seçildi. 1975’te belki de en etkili kitabı olan "Hapishanenin Doğuşu"’nu (La naissance de la prison) yayımladı.

Ömrünün kalan yıllarında kendini "Cinselliğin Tarihi" (Histoire de la sexualité) çalışmasına adadı. 1976’da ilk cildini yayımladı, çalışmasını tam bitirememiş olsa da ikinci ve üçüncü ciltler 1984’teki ölümünden hemen sonra yayımlandı.

1978'li yıllarda İran'da Şah karşıtı gösteriler ayyuka çıktığında Foucault, Corriere della Sera ve Le Nouvel Observateur dergilerine muhabirlik yapmış, İran'ı ziyaret etmiştir. Paris'te Ayetullah Humeyni ile görüşmüş, İran'daki muhalefet liderleri ve gösteriye katılan insanlarla mülakatlar gerçekleştirmiştir. İran'a ilişkin "Ruhsuz dünyanın ruhu" gibi yazdığı makaleler ve kullandığı "siyasi ruhanilik" kavramı ilginçtir. Bu makaleler İngilizceye çok sonradan tercüme edilmiş, özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından ilgi görmüş; siyasal İslam, İran-Batı ilişkileri bağlamında incelenen metinler olmuştur.

Michel Foucault, daha çok toplumdaki daimi doğruları inceleyen bir filozoftu. Nietzsche ve Heidegger’in düşüncelerinden oldukça etkilenen Foucault, çalışmalarında çoğunlukla Karl Marx ve Sigmund Freud’un fikirleriyle mücadele etti. Hapishaneler, polis, sigorta, delilik, eşcinsellik ve sosyal haklar konularında çalıştı. Bütün çalışmalarını modernitenin bireyler üstündeki etkisi ve getirdiği yeni iktidar ilişkileri üstüne kurdu. Öte yandan Gerard Raul'a verdiği röportajda post-modernist yahut post-yapısalcı olarak tasnif edilmeyi reddettiğini söylemiştir.

25 Haziran 1984'te Paris'te yakalandığı AIDS hastalığı nedeniyle ölmüştür.

Foucault toplumdaki daimi doğruların oluşum sürecini modernist bir bakış açısı olarak görür ve kökten reddeder. Postmodernite kendini genel geçer doğruların aksine hareket eden bireylerde ve düşünüşlerde bulur. Bu nedenledir ki Foucault deliler üzerinde araştırmalar yapmıştır. Deliler ona göre toplumun daimi doğrularına uygun hareket edemeyen bireylerdir. Toplumun genelini bir oda içerisinde gören Faucault bütün düşüncelerin, hareketlerin bu daimi doğrular çerçevesinde yahut kıskacı altında ortaya çıktığını iddia eder. Gay, lezbiyen, transseksüel, biseksüel oryantasyonlar daimi doğrulardan ayrı doğrular çerçevesinde oluştukları için postmodernitenin varoluşunu ve moderniteden çıkıldığını gösterir (modernite bu kavramları asla kabul edemezdi). Foucault kendi çalışmalarının bile genel geçer daimi doğrulardan olmaması gerektiğine inanır ve çalışmalarının kullanıldıktan sonra atılmasını öğütler.

Michel Foucault kimdir?
Michel Foucault

Cinsellik

Foucault’nun 7 kitap olarak planladığı fakat ölmeden önce ancak ilk üçünü yayımlayabildiği ve dördüncüsünün yarım kaldığı Cinselliğin Tarihinin ilk kitabında, 19. yüzyılda cinsellik hakkında üretilen söylemler ve pratikler üzerinden modern cinsellik kavramının ortaya çıkışını incelerken bir yandan da bu süreci biyoiktidar teorisi zemininde temellendirir.Bilgi üretiminin koşulunun iktidar rejiminin baskı ve tahakkum mekanizmaları olduğunu savunan Foucault, cinsellik hakkındaki bilginin de cinselliğin baskı altına alınması sonucu ortaya çıktığını ve tahakküm altına alma olarak bilgi üretme sürecinin Freud ve psikanaliz ile nihai noktasına ulaştığını savunur. “Batılı” ve “doğulu” ayrımı üzerinden “doğuyu” tahakkum altına alan ve onun bilgisini “oryantalizm çalışmaları” olarak üretirken bir yandan da ona karşı kendisini tanımlayan “batı”, kendisini deliliği tahakkum altına alarak “akıl”, kadını tahakkum altına alarak “erkek”, “vahşiliği” tahakküm altına altına alarak “uygar” gibi kavramlar üzerinden tanımlayarak anlamlandırmaktadır ve Foucault’ya göre cinselliğin tahakküm altına alınması da bu sürecin geldiği son noktadır.

Biyolojik cinyetin doğasından kaynaklanan dürtüler dolayısıyla ortaya çıkan arzuların bir sonucu olarak seks, tam da iktidarın özneyi inşa etme sürecinde bireyin kişiliğini, kimliğini, arzularını, cinsel yönelimlerini ve cinsiyetini belirleme, düzenleme, tahakküm altına alma süreci olarak biyopolitikanın bireyi “bilmesi”, yani biyoiktidarın özneyi üreterek onu tebaalaştırmasıdır. Modern biyoiktidar rejiminde ortaya çıkan “normal”, biyolojik olarak ya penise ya da vajinaya sahip olan ve bu organlara göre ayrıştırılmış olarak belirlenmiş davranış biçimleri, giyiniş tarzı, toplumsal roller benimseyen insanların karşı cinsiyete cinsel arzu duymasıdır. Dolayısıyla bu “normal” tanımının dışında kalan herkes “anormal” olarak tanımlanır ve çeşitli biçimlerde normal olana entegre edilmeye, onun tahakkümü altında tutulmaya çalışılır. Burada önemli olan nokta nasıl ki "heteronormatif" cinsellik bu iktidar rejimi içerisinde üretilmişse, aynı şekilde "eşcinsellik" de biyoiktidarın mekanizmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. 19. yüzyıldan önce “cinsellik” gibi bir kelime bile olmadığı gibi “eşcinsel” gibi bir kelime olmadığına da dikkat çeken Foucault'nun analizine göre, eşcinselliği hastalık olarak ya da transseksüelliği kişilik bozukluğu olarak tanımlamak tam da biyoiktidarın tahakküm, baskı ve özneleştirme mekanizmaların işleyişinin bir sonucudur.

Bu analiziyle Foucault queer teorisi ve toplumsal cinsiyet eleştiri yönündeki çalışmaların öncüsü olsa da, kendi zamanındaki “cinsel özgürlük” tartışmalarına oldukça eleştirel yaklaşmıştır, çünkü belirli bir toplumsal iktidar rejiminin mekanizması olmadan toplumun da olmayacağını düşünen Foucault, iktidar süreçlerinden “özgürleşmek” diye bir şeyin de olmadığını savunur. Yapılabilecek olan, bir iktidar mekanizmasını bir başkasıyla değiştirerek tahakküme karşı direnmek ve kendi bireysel deneyimde kendini yaratma ve anlamlandırma alanı açmaya çalışmaktır. Burada önemli olan herhangi bir şekilde “insan doğası” olarak belirlenen hiçbir şeyin tahakkümden, baskılamadan ve iktidardan bağımsız olamayacağıdır.

Michel Foucault kimdir?
Michel Foucault

Cinselliğin Tarihinin ilk ciltten yıllar sonra yayımlanan ikinci ve üçünücü ciltlerindeki değişim, Foucault’un bu özgürlük problemine bir çözüm üretme çabası olarak da görülebilir çünkü o zamana kadar söylemsel oluşumların ve iktidar pratiklerinin modern özneyi belirleyen süreçleri nasıl ürettiğini inceleyen Foucault, 80’lerle beraber Antik Çağdan başlayan yeni bir analiz biçimi geliştirmeye çalışarak “kendilik” üzerine farklı bir düşünce üretme çabasına girmiştir. 2. cildi Antik Yunan, 3. cildi milattan sonra 1. ve 2. yüzyıllardaki Roma hakkında olan bu kitaplarda, kendilik üzerine düşünmek ve kendiliği kurgulamak üzerinden kendini üretmeye dair farklı analizlere girişmiştir.

Platon’un Alkibiadis diyaloğunda Sokrates’in bahsettiği epimeleia heautou (ἐπιμέλεια ἑαυτοῦ) "kendilik kayıgısı" kavramından yola çıkan Foucault, kendilikle ilişkinin “bilmek” üzerinden kurgulanışının modern iktidar rejiminin tahakküm mekanizmasına hizmet ettiğini iddia ederek Antik Çağın kendilik hakkında kaygı duymak, kendilikle ilgilenmek, özen göstermek üzerine kurulu benlik düşüncesini incelemeye girişmiştir. Her ne kadar Antik Çağın felsefe, yaşam, hakikat, etik gibi düşünceleri hakkında oldukça özgün ve Heideggerci yorumlar geliştirse de, Foucault Orta Çağ Hıristiyanlığı hakkındaki 4. cildi yazarken öldüğü için böyle bir bakış açısından nasıl yeni bir deneyim ve özgürleşme imkanı çıktığı herkes için açık değildir. Ancak her halükarda analizleri günümüzde yaygın biçimde tabulaştırılan, ötekileştirilen ve ayrımcılığa uğrayan kadınlar, LGBTİ+ bireyler, çocuklar, yaşlılar, sakatlar, akıl hastaları gibi farklı yaşam biçimleri altında tahakküm altına alınmış insanların politik haklarını savunabilmek için pek çok düşünüre, politikacıya, sosyal bilimcilere ve aktivistlere ilham vermiştir.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.