Gıda Hattı

Marka Olmak Yada Olmamak

21 Aralık 2006, 11:31
Paylaş
Marka Olmak Yada Olmamak

marka koruma

      

    

 

 

 

 

 

 

 

   

 

     Marka olmanın yolu öncelikle varolan markaları korumaktan geçiyor. Globalleşen ekonominin yarattığı ortak markaların arasında yer alacak ürünler yaratmanın yanı sıra, bu markaların güvenliğini sağlamak anlamına geliyor...

    

Benetton, Nestle, Ülker, OMO, Selpak ve daha niceleri… Günlük hayatımızın ayrılmaz parçaları haline gelen bu kavramların her biri, her birimizin zihninde belirli bir ürünü, ürünler topluluğunu, bu ürünlerle birlikte çeşitli duygu ve düşünceleri de uyandırıyor… Tercihiniz hangi ürün olursa olsun, tercihleri yönlediren hep markalar oluyor… Peki nedir bu MARKA dediğimiz, varlık nedeni nedir ve nasıl korunur????

     Gerek üreticinin, gerekse tüketicinin gündemine damgasını vuran MARKA, sanayi devriminin gerçekleştirildiği 18. yüzyıla kadar kimsenin bilmediği ve önemsemediği bir kavramdı. Bu tarihe kadar, ticari malların hareketi, alıcı ile satıcı dışında kimsenin yer almadığı basit bir alış-veriş ilişkisinden ibaretti…

     Ancak 18. yüzyılda yaşanan Sanayi Devrimi, ticari malların üretiminde farklı ve hızlı metodların uygulanmasının kapılarını açarken,  bu malların el değişiminde de yeni süreçleri beraberinde getirdi. Seri üretilen malların arasında farklılaşarak, öne çıkmayı isteyenler, alıcıların algılarını etkilemeye yönelik yeni çalışma alanlarına kafa yorunca, yepyeni bir enstrümanın da doğuşuna öncülük ettiler. Sürdürülebilir bir üretim ve tüketim sürecinin en önemli silahlarından biri haline gelen MARKA, Osmanlı’da “ayırt edici işaret” anlamına gelen ALAMET-İ FARİKA tamlamasıyla Türk tarihine giriş yaptı. 

     Sanayi devriminin marka kavramı sınai mülkiyet haklarının korunmasına ilişkin yasal düzenlemeleri de beraberinde getirdi. 1871 tarihinde çıkarılan Alamet-i Farika Nizamnamesi ve 1879 tarihinde çıkarılan İhtira Beratı Kanunu ile Osmanlı sınai mülkiyet haklarının korunmasını kontrol altına alan ilk devletlerden biri olarak tarihe damgasını vurdu. Bu gelişmelerle, 1840 yılında kurulan Ticaret ve Ziraat Nezaretince yürütülen patent ve marka işlemleri de kanuni zemine oturtulmuş oldu.   

     Sınai hakların temelini oluşturan MARKA, 1883’te Türkiye’nin de üyesi olduğu Paris Sözleşmesi ile dünya devletlerince de kabul edilerek ticari hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldi.

     “Türkiye’nin rekabet gücünü arttırmak için marka olmalıyız” son 10 yıldır dilimize pelesenk olan bu cümlenin altını doldurmak, hiç kuşkusuz sanıldığından daha zor…  Çünkü marka olmanın yolu öncelikle varolan markaları korumaktan geçiyor. Globalleşen ekonominin yarattığı ortak markaların arasında yer alacak ürünler yaratmanın yanı sıra, bu markaların güvenliğini sağlamak anlamına geliyor… Sahteciliği ortadan kaldıracak politikalar üretmek ve bunları etkin olarak uygulamak anlamına geliyor…

     İşte tüm bu sayılan nedenlerden dolayı 2001 yılında kurulan Marka Koruma Grubu, 17 Kasım’da düzenlenen “Marka Kültürü: Sorunlar-Çözümler-Dünya ve Türkiye Örnekleri” konferansı ile ekonomi gündemine bir kez daha oturdu.

     BAT (British American Tobacco), Eczacıbaşı-Beiersdorf, Johnson & Johnson, JT International, Henkel, L'Oreal, Mey İçki, Nestle, Pfizer, Philip Morris, P&G, Reckitt Benckiser ve Unilever firmalarının ortak katılımıyla kurulan MKG, 5. faaliyet yılını tamamlarken, konferansın sonunda aktif işbirliği çağrısını da tekrarladı.

Sahteciliğin Bilançosu

     Türkiye’de sahte ürünler konusunda yapılan tespitler, 2 kaynağı işaret ediyor: Yurtdışında üretilerek Türkiye’ye kaçak sokulan ürünler ki bu ürünler ağırlıklı olarak Çin, uzak doğu ve eski doğu bloğu ülkelerinden geliyor. Anılan ürünlerin ülkeye çoğunlukla ya kaçak yollardan sokulduğu ya da gümrüklerde başka bir eşya olarak beyan edilmek sureti ile ithal edildiği görülüyor. İkinci kaynak ise Türkiye’de üretilen ürünler…

     Gıda, temizlik ve kişisel bakım ürünleri, tütün, alkollü içecekler ve ilaç sektörlerinde, tüketiciler sahte ürünleri, orjinale yakın bir fiyattan ve sahte olduklarını bilmeden, başka deyişle kandırılarak satın alıyorlar. Teknolojinin gelişimi paralelinde ürün etiketlerinin ve diğer ambalaj unsurlarının kolaylıkla taklit edilebildiği günümüzde, orjinaline yakın fiyatlardan satılan sahte ürünleri gerçeğinden ayırt edebilmek tüketici bakımından neredeyse imkansız bir hal almış durumda.

     Vergide gelir kaybı, kayıtdışı istihdam gibi ekonomik yansımalarına paralel olarak, sahte ürün kullanımı ciddi sağlık problemleri ve ölümle de sonuçlanabiliyor. Sahte ürünler, ekonomiye olduğu kadar tüketicinin sağlığına da zararlı… Herhangi bir denetim mekanizmasına tabi olmayan  bu ürünlerin yapımında hiçbir hijyen koşuluna riayet edilmemesi, kanserojen etkiler içerebilecek kimyasallar ve diğer hammaddelerin kullanılma ihtimali, kamu sağlığı  üzerindeki tehdidin boyutları bakımından da korkutucu bir manzara teşkil ediyor.

Marka Konferans

     Nitekim, geçtiğimiz yıl yaşanan sahte rakı vakası olayın vehametini ciddi bir şekilde ortaya koyarken, firmaların ürünlerini korumak için gerçekleştirdikleri uygulamaların da üç ila altı ay içinde sahteciler tarafından taklit edilebileceğini gösteriyor. Hologramlar bile taklit edilebilme yeteneğine ve gücüne ulaşan sahtecilerin organize bir sektör haline gelmesinin sonucunda ise sadece 2005 yılında Türkiye’nin sahte ürünler nedeniyle uğradığı bir yıllık gelir kaybı ise 4 milyar Dolar olarak telaffuz ediliyor. Bu rakamla Türkiye’nin IMF’e olan borcunun 1 yıllık ödemesini gerçekleştirebileceğini ifade etmek, belki de sahteciliğin ulaştığı boyutları daha da iyi anlatabilecek yeterli bir örnek. Geçtiğimiz yıl sahteciliğin dünya ekonomisine maliyeti de azımsanmayacak bir rakama ulaşmış durumda; 512 Milyar Dolar. Otomotiv, spor giyim, hızlı tüketim, ilaç, içki, yazılım ve tütün ürünlerinin taklit edildiği dünyada, sahtecilikten elde edilen gelir, silah ve terör organizasyonlarının giderlerinde kullanılıyor. 

     Son yıllarda özellikle sahtecilikle mücadelede büyük önem taşıyan mevzuatımızda çok önemli değişiklikler gerçekleştirilerek, bu konuda AB hukuku ile büyük ölçüde uyumlu hale getirilmiş ise de bu alandaki mücadelede hala yapılması gerekenler bulunuyor. Türkiye’nin ve dünyanın 13 önde gelen firmasının bu konuda geliştirdikleri çözüm önerileri ise 3 başlıkta toplanıyor.

     Mevzuat alanında devlet tarafından yapılan düzenleme sürecinde özellikle mahkemelerin bu konuyu adi bir suç olarak değerlendirmemesi, konunun sosyal ve ekonomik boyutlarını da dikkate alarak yasalardaki cezaların üst sınırından verilmesi, mahkeme kararlarının internet ve basın aracılığı ile tüm ülkeye duyurulması grubun mevzuat alanındaki çözüm önerileri arasında yer alıyor.

     Öte yandan, grup, sahte ürünlerle etkin mücadelenin en önemli basamaklarından birinin de çeşitli alanlardaki işbirliği olduğunu belirtiyor. Grup, sahte ürünlere karşı mücadelede çözüm olasılıklarını paylaşmanın firmalar arası başlayarak, idari makamlarla devam etmesinin ve devamında uluslararası organizasyonlar hatta ülkeler arası işbirliği düzeyine yükseltilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Özellikle yargı organları, Maliye Bakanlığı, Türk Patent Enstitüsü, Emniyet Birimleri ve Gümrük Müsteşarlıkları arasındaki koordinasyona ehemmiyet verilmesini, gerek ülke içerisindeki kaynakların gerekse uluslararası kaynakların bir araya gelerek bilgi paylaşımına gidilmesini, ortak ve efektif çözümler bulunması ve bu konuda yeknesak bir uygulamanın paylaşılmasının sahte ve sahteciliğin ciddi boyutları konusunda tüketici, toplum ve devlet nezdinde ortak bir bilinç yaratılmasının özellikle uygulama ve bilinçlendirme alanlarındaki baş yapı taşları olarak ortaya koyuyor. Grubun eğitim alanındaki çalışmaları gerek mevzuat gerekse uygulamaya yönelik önerileri gibi önem taşıyor. Grup, sahte ürünlerle mücadelenin en önemli unsurlarından birisinin de yetkili mercilerin olduğu kadar tüketicilerin de bu konuda bilinçlendirilmesi ve bu yolla toplumsal denetim ve caydırıcılık etkisinin arttırılmasının teşvik edilmesi olduğunun altını çiziyor. Bu amaçla; eğitici kampanyaların yapılmasının, sahte ürünlerden zarar gören tüm ilgililerin ( İlgili Bakanlıklar, Üreticiler, İthalatçılar, Tüketici Dernekleri, Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Odalar ve Borsalar Birliği, Üniversiteler, Medya Kuruluşları vb.) geniş katılımı ile konferansların düzenlenmesi ve organize edilecek TV programları vasıtasıyla topluma sahte ürünlerin sakıncaları ve hükümetin bunlarla mücadeledeki planlarını ve kararlılığını yansıtacak mesajlar verilmesinin sahte ürünlerle mücadeleye ivme kazandıracağı belirtili yor.

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.