Bizim de Davos Zirve’miz olacak mı?

Hafta sonu Sapanca’da yapılan Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde (UEZ) ikili sohbetlerde, birkaç kere bu benzetmenin yapıldığına şahit oldum. Capital, Ekonomist ve Start Up dergilerinin bu başarılı organizasyon böyle bir benzetmeyi hak ediyor. Türkiye’nin iş dünyası liderlerinin katıldığı bu organizasyon, 10 yıl önce Uludağ’da başladığı için buluşmalar şimdilik bu adla devam ediyor.

Türkiye’nin bir Davos’a ihtiyacı var mı?

UEZ’deki katılımcılara bakılırsa, bir bağımsız düşünce ve network platformuna ihtiyaç hissediliyor. Bu istek, sadece pandemi kapanmasından çıkmanın, ekonomik sorunların artmasının, dünyanın hızla dönüştüğü bir ortamda açılım imkanları aramakla da açıklanacak kadar dar değil.

Perakende Günleri de perakendeciler için Davos değerinde bir buluşma olarak hala etkinliğini devam ettiriyor. Böyle zengin bir içerikle, iş dünyasına yönelik bir zirveyi şehrin dışında yapmak için fazla bir gayret görmüyorum.

Bu tür zirve ve iş buluşmalarının en önemli motivasyonu ikili görüşme, tanışma ortamları sağlamasıdır. İkinci motivasyon ise yeni bilgidir. Marka Konferansları, bilgi açısından en fazla istifade ettiğim buluşmalardı. 20 yıl, 10 yıl önceki konferans notlarım hala duruyor. Artık orada da eski zengin içerikleri bulamıyorum, takip ihtiyacı da hissetmiyorum.

Ekonomik zirve bağlamında Türkiye’deki en başarılı olanı 1999 ve 2003 yılları arasında Antalya, Kemer’de yapılan Ekonomik Zirve’ydi. Katılım ve konsept başarılı olmasına rağmen devamı gelmedi.

Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) olarak, Kartepe’de üyelerimizin buluşmasını; iş dünyasının arzu ettiği bir zirveye dönüştürmek için gayretlerimiz oldu ama yeterli olmadı.

Gastronomi etkinlikleri

Son yıllarda gastronomi konusunda, yerel yöneticiler çok fazla bütçe ayırıyorlar. Davos benzeri zirve için de bu benzeri bütçeler ayrılması gerekiyor.

Hatta bir şehrin bütün yerel yöneticileri ile yerel iş insanı derneklerini toplayıp bir zirve planlamıştık. İlk toplantıda hepsi yetkinin ellerinde olması için konuyu sabote ettiler. Halbuki böyle yapılarda yerel yöneticiler sadece destekçi olmalıdır. Çünkü her biri süreli olarak o makamı işgal ediyorlar. Aynı gerekçe ile son dönemde yapılan gastronomi şenliklerinin de sürdürülebilir olmayacağını söyleyebilirim. İleride ya hükümet bütçeyi kesecek, ya başkan veya vali konuyu benimsemeyecek ya da benzeri çok etkinlik olması sebebiyle etkisini kaybedecek. O güne kadar yapılan harcamalar da unutulup gidecek.

Hangi şehirler Davos’u kendilerine yakıştırdıklarına baktım. Bursalılar Uludağ; Ispartalılar Davraz, Kayserililer Erciyes, Bolulular Abant, Kastamonulular Ilgaz için Davos benzetmesi yapmışlar. Girişim yönü güçlü her şehir, benzeri etkinlik yapmak istese de şimdiye kadar ciddi adımlar görmedim.

Türkiye için fırsat var mı?

Davos’u Davos yapan özelliklere bakarak, Türkiye için fırsat olup olmadığına bir bakalım.

Davos’un Klaus Schwab adlı profesörün bir vizyonu olduğu unutulmamalı. Avrupalı şirketlere Amerikan şirketlerinin dinamizmini kazandırmak isteyen Schwab, Avrupa Yönetim Forumu adıyla onlar için eğitimler yapmak amacıyla 1971’de İsviçre’nin bu kış turizmi şehrinde toplantılar düzenlemeye başlıyor. Avrupa Yönetim Forumu, yıllar sonra Dünya Ekonomik Forumu adıyla vakıf yapısına kavuştu.

Eğer Berlin Duvarı yıkılmasaydı, yani Sovyetler Birliği dağılmasaydı muhtemel ki bugün Davos bu niteliğinde olmayacaktı. Bu da kuruluşun esnek, dinamik ve dünyayı okuma konusundaki becerisini gösteriyor.

Davos’un bütçesi

Davos’u etkin kılan sadece bu değildi. 1972’deki ülkelerin sabit kuru terk etmelerine yönelik parasal operasyonlar ve 1973’deki Arap - İsrail gerginliği sonrası, Davos bunları gündemine taşıdı ve arabulucu niteliğinde konuları gündemine aldı. Ardından da önde gelen bin şirket Davos’a üyelik için başvurdu. Üyelik bedelinin de 60 bin dolardan başladığını ve partnerlik için de 600 bin dolar ödendiğini hatırlatmak isterim. Yani bu tür organizasyonlar için tahmininizden öte bütçeler gerekiyor.

Sapanca’da yapılan UEZ için kişi başı ve genel harcamayı duyunca şaşırmadım desem, yalan olur.

Dünya Ekonomik Forumu amacını, "dünyanın durumunu iyileştirmek" olarak tanımlıyor, her ne kadar son yıllarda bu amacını yerine getirip getirmediğine yönelik sorular artmaya başlamış ve komplo teorileri artmış olsa da.

Türkiye’nin ve bölgenin en büyük ekonomi ve iş dünyası buluşmalarından biri olan UEZ’in de bu yıl ana teması, “Yeni Küresel Düzeni Tasarlama, Birlikte İyileştirme Değişim ve Dijitalleşme” oldu. Dünyanın her yerindeki zirveler Davos’tan etkileniyor. Etkilenmemesi de zaten düşünülemez.

Demek ki sadece yerel yönetimlerin talebi Davos benzeri organizasyonlar için yeterli değildir, şirketler ve sivil toplum örgütleri de bunun için taraf olup, bütçe ayırmalıdır.

Zirve için gerekli altyapı oluşturulmalı!

Zirve için konaklama altyapısı büyük önem kazanıyor. 11 bin nüfuslu Davos’ta 28 bin yatak kapasitesi bulunuyor. Neden sadece bina ve yatak kapasitesi değildir. Kasabadan tren geçiyor ve güvenlik açısından o kadar donanımlı bir alan ki İngiliz Kraliyet Ailesi her yıl buraya kış tatili için tercih edebiliyor.

Davos kasabasında üç futbol sahası büyüklüğünde halka açık buz pistinin olduğunu da unutmayalım. Ayrıca kasabada farklı spor dallarına ait güçlü spor kulüpleri de yer alıyor.

Her yıl Davos’a katılım için en az 2 bin 500 siyasi ve dini liderler ile iş ve akademi dünyasının popüler kişiler geliyor. Paralel oturumların yanı sıra kahvaltı, yemek, kahve arası ve gece sohbetlerinden onlarca kişi ile yan yana gelme şansınız bulunuyor. Her toplantı ve yemekte ayrı masada oturacak şekilde bir düzenleme yapılıyor. Sunum ve konuşmaların yanı sıra; iş ve siyaset dünyasının temsilcileri için az bulunacak bir fırsat sunuyor.

Türkiye’de kış turizmi yapılan yerlerde 1000 kişiyi toplayacak salon, 2 bin kişiyi ağırlayacak oda hiçbirinde yer almıyor. Uludağ’daki, Kartepe’deki ve Erciyes’teki birkaç zirveye katılmıştım; hiçbirinde ideal bir salon olmadığını söyleyebilirim. Sapanca, şimdiye kadar gördüğüm şehrin dışında yer alan en ideal iş toplantıları merkezi niteliğindedir. Ancak ideal olanı en az bin kişilik salon, fuaye ve teras alanına sahip olan kongre merkezlerinin olmasıdır.

Sıfatlar bir kenara bırakılmalı!

Ayrıca bu tür toplantılarda protokol olmamalıdır. İster bakan olsun, isterse sosyal lider veya başkan mutlaka sıfatıyla değil, adıyla hitap edilecek konumda kabul edilmelidir. Aksi takdirde rahat bir diyalog ve sağlıklı bilgi alışverişi olması mümkün olamaz.

Zirvenin özel bir adı olmalıdır. Yılda bir kere yapılmasının yanı sıra, özel nitelikte ve farklı formatta buluşmalar için aynı adla, farklı bir mekanda özel organizasyonlar yapılarak etkinliği artırılmalıdır.

İş dünyasına genel olarak hitap eden zirvenin benzerleri; gıda, enerji, perakende gibi sektörler için de yapılması gerekiyor. Pek çok eksikliğine rağmen yapılıyor da… Son dönemde sponsor ağırlama merkezleri haline gelmiş olan bu etkinliklerin yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç var. Umarım katılımcıları da bunun farkındadır.

Bütün bu olanlar ve günlük sorunlar karşısında, Davos benzeri bir etkinlik yapmak zor görünüyor. En başarılı olan UEZ’i gerçekleştiren Capital, Ekonomist ve Start Up ekibini kutluyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fikri Türkel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gıda Hattı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gıda Hattı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gıda Hattı editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gıda Hattı değil haberi geçen ajanstır.