Gıda Hattı

Kuraklığın neden olduğu üretim azlığı, domino etkisi yaratır.

27 Kasım 2010, 14:02
Paylaş
Kuraklığın neden olduğu üretim azlığı, domino etkisi yaratır.

Prof. Dr. İlkay Dellal - Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi 

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlkay Dellal, özel olarak iklim değişikliği üzerinde de çalışmış bir akademisyen. Kuraklık gibi kriz dönemlerinde hem birey hem de kamu, özel sektör ve STK’lar olarak iklim değişikliğinin daha çok farkına vardığımızı belirten Prof. Dr. Dellal ile kuraklığın özellikle tarımsal üretime olası olumsuz yansımalarını, yapılması gerekenleri konuştuk.

Türkiye’nin son dönemde yağış azlığı nedeniyle yaşadığı kuraklık, en büyük etkisini üretim üzerinde, özellikle tarımsal üretim, dolayısıyla da gıda üretimi üzerinde gösteriyor. Ülkemizde tarımsal üretim yağışlara ne ölçüde bağlı? 

Türkiye, konum itibariyle yarı kurak bir bölgede bulunmaktadır. Uzun yıllar itibariyle ortalama yıllık yağış miktarı 643 mm civarındadır. Bu değer, Türkiye ortalamasıdır. Bazı bölgelerimizde yağış miktarı 2500 mm’nin üzerinde bazı bölgelerimizde ise 200 mm’nin altındadır. Genel olarak Karadeniz ve Akdeniz Bölgeleri 1000 mm ve üzerinde yağış alırken, diğer bölgelerimizde yağış 500 ile 800 mm arasındadır. Tahıl üretiminin yaygın olarak yapıldığı Konya havzasında ise yağış miktarı 150 mm’ye kadar düşmektedir.

Diğer yandan Türkiye’de sulanan alan yaklaşık 5 milyon hektar civarındadır. Bu rakam toplam tarım alanlarımızın yaklaşık %20’sini oluşturmaktadır. Yani tarım alanlarımızın %80’inde yağışa bağlı üretim yapılmaktadır. Ülkemizin büyük bölümünde kuru tarım yapılıyor olması ve bu alanlarda yıllık yağış miktarının da düşük olması, ülkemizde tarımsal üretimin büyük oranda yağışa bağlı olduğunu göstermektedir.

Ülkemizde yakın geçmişte yaşanan kuraklık dönemlerinin tarımsal üretim üzerindeki etkisi ne oldu? Buna ilişkin belirlemeleriniz neler?

Ülkemizde son kuraklık 2007-2008 üretim döneminde yaşanmıştır. Türkiye geneli itibariyle 643 mm olan ortalama yıllık yağış, bu dönemde 500 mm’ye gerilemiştir. Bazı bölgeler ve illerde ise daha fazla oranda yağış azlığı gerçekleşmiştir. Örneğin, Akdeniz Bölgesi’nde normal yıllarda ortalama yağış 1077 mm iken, 2008 yılında Antalya’da sadece 250 mm, Adana’da 300 mm yağış kaydedilmiştir. Önemli tarım bölgelerinde yağışların normal yıllardan daha az gerçekleşmesi, tarımsal üretimi doğrudan etkilemiştir. Türkiye İstatistik Kurumu verileri incelendiğinde 2008 yılında temel tarım ürünlerinde %30’lara varan üretim düşüşleri yaşandığı görülmektedir.

Mevsim itibariyle tarımsal kuraklığı yaşadığımızı söyleyebilir miyiz? Yoksa önümüzdeki dönemde görülecek yağışlar, tarımsal üretim için iyimser olmamızı sağlar mı?

Tarımsal üretimde su, önemli bir faktördür. Her bitkinin ihtiyaç duyduğu zamanda ihtiyacı kadar suyu tüketmesi ile büyüme gerçekleşir. Bu nedenle bitkinin büyüme dönemleri itibariyle toprakta bulunan su ve alınan yağış gibi parametreler incelenerek tarımsal açıdan kuraklık değerlendirilebilir. Türkiye’de, toplam tarım alanlarımızın %83’ünü buğday, mısır, şeker pancarı gibi tek yıllık bitkilerin üretimi için kullanıyoruz. Ekilen alanlarımızın %73’ünü tahıllara ayırıyor, bu alanın da yaklaşık yarısını buğday üretimi için kullanıyoruz. Buğday, Türk tüketicisinin gıda alışkanlıkları içerisinde önemli bir üründür. Yılda kişi başı 200 kg’ı geçen buğday tüketiyoruz. Bu nedenle kuraklık değerlendirmelerinde buğday önemli bir bitkidir.

Buğday üretimini ele alarak kuraklık değerlendirmesi yapabilmek için buğdayın bitki gelişim dönemleri itibariyle su talebini ve alınan yağışı karşılaştırabiliriz. Çünkü başta da söylediğimiz gibi üretim dönemleri itibariyle yağışlar önemlidir. Örneğin ülkemizde kışlık buğdayda tohumun tarlaya atılması çoğunlukla Ekim ayında gerçekleşir. Sonbahar döneminde çimlenme için toprak neminin uygun olması, kış döneminde toprak yüzeyinin karla kaplı olması ve buğdayın soğuklanma ihtiyacının giderilmesi gerekir. Mart ve Nisan aylarında da bitkinin sapa kalkması, başaklanması ve Mayıs ayında süt olum dönemlerinde su isteği en fazladır. Bu nedenle Türkiye’de buğdayda çimlenmesi tamamlanmış bölgelerde önümüzdeki günlerde kar yağışı gerçekleşir, takiben Mart, Nisan ve Mayıs aylarında da yağışlarının normal seyretmesi durumunda üretim miktarında büyük oranda gerileme yaşanmayabilir. Diğer bitkilerde de gelişim dönemlerine göre değerlendirme yapılabilir. Ancak ülkemizin tümünde Şubat ayı itibariyle normal yıllardan daha az yağışlı bir dönem geçirmekteyiz. Bu durumun sürmesi, ülkemizde aynı 2007-2008 dönemindeki gibi kuraklık yaşanmasına neden olabilir.

İklim bilimciler, kuraklığın küresel ısınma ve iklim değişikliğinin bir sonucu olduğunu ve şimdiden buna uygun önlemler içeren programların uygulanması gerektiğini belirtiyorlar. Gelecekte dünyayı ve Türkiye’yi neler bekliyor? Giderek sıklaşan ve boyutları büyüyen kuraklığın tarımsal üretime etkilerini nasıl hissedeceğiz?

İklim değişikliği günümüzün en büyük çevre sorunlarından birisidir ve buna neden olan da insanların faaliyetleridir. İklim değişikliğinin var olduğunu ve insan kaynaklı olduğunu Hükümetler arası İklim değişikliği Paneli adı verilen 2500’den fazla uzmanın yer aldığı bir bilimsel otorite söylemektedir. Hazırladığı raporlarda iklim değişikliğinin etkilerinden bazıları, halihazırda kurak olan bölgelerin daha kurak olacağı, yağışlı bölgelerde ani ve yoğun yağış olaylarının artacağı, tüm bölgelerde yağış rejiminin değişeceği, mevsimlerin kayacağı, sıra dışı olayların sayısının ve şiddetinin artacağı ifade edilmektedir. İklim değişikliği uzun dönemli bir olay olsa da, bu belirtileri şimdiden hissetmeye başladığımızın farkındayız. Türkiye açısından iklim değişikliği ile birlikte yağışların azalacağı, sıcaklıkların artacağı, sel, kuraklık gibi olayların sıklığının ve şiddetinin artacağı tahmin edilmektedir. Tarımsal üretimde ise bunun en önemli etkileri verimde miktar ve kalite açısından azalmalar, hastalık ve zararlıların, ürün kayıplarının artması, hayvancılıkta üreme döngüsünün değişmesi, doğumda kayıplar, yemin ürüne dönüşüm oranın gerilemesi şeklinde sıralanabilir.

Bunun yanında, buğday, arpa, mısır gibi tarım ürünlerinin veriminde azalma, sadece bu ürünün üreticilerini değil aynı zamanda işleyen sanayicileri, tüketen tüm grupları; hayvancılıkta yem hammaddesi olmaları nedeniyle hayvansal üretimi, ilgili tüm kesimlerin gelirlerini, giderlerini; tarım, ekonomi içinde bir sektör olması nedeniyle ülkenin Gayrisafi Yurtiçi Hasılasını, dolayısıyla ülkenin büyüme hızını, kalkınmasını, dış ticaretini, bir sonraki yıl için verilecek üretim kararlarını etkilemektedir.

Tarımsal üretimdeki düşüşün, gıda güvencesi açısından etkileri ne olur? Acil olarak alınması gereken önlemler neler olabilir?

Tarımın en önemli özelliği, insanların gıda ihtiyacını karşılamasıdır. Belirli bir dönemde piyasada gıdanın miktar olarak bulunması, buna tüketicilerin erişiminin olması, yani fiyat açısından satın alabilmeleri, gıda ürünlerinin kaliteli ve güvenilir olması önemlidir. Bir başka deyişle, gıdanın piyasada miktar, fiyat, güvenilirlik ve kalite açısından uygun olarak bulunması gereklidir. Eğer herhangi bir gıda ürününün piyasada bulunan miktarı, talep edilen miktardan daha düşük ise yüksek bir fiyattan alınıp, satılır. Bu durumda da, özellikle düşük gelirli grupların temel gıdaya erişimi zorlaşır. Özellikle beden ve zeka gelişimi devam eden çocuklar ve gençler açısından değerlendirildiğinde, sağlıklı bir gelişim için günlük almaları gerekli bitkisel ve hayvansal protein miktarını alamadıkları takdirde, gelecekte beden ve zeka açısından geri bir toplumun oluşumuna da neden olabilir. Bu nedenle, çocuk ve gençler başta olmak üzere tüm toplumun gıda ihtiyacını karşılayabilmek için, temel gıda maddelerinin piyasada yeterli ve güvenilir olarak ve ulaşılabilir fiyattan bulunması gereklidir. Temel gıda maddelerinde geleceğe yönelik üretim tahminlerinin yapılması ve bu tahminlere göre bazı politika araçlarıyla üretimin ve ticaretin yönlendirilmesi bu açıdan önemlidir.

Tarımın kuraklık gibi doğa olaylarından daha az etkilenmesi için yapısal olarak alınması gereken önlemler konusunda neler söylersiniz? 

Türkiye’de tarımsal üretimde bazı yapısal sorunlar devam etmektedir. Toprak ve su kaynaklarının etkin kullanılmaması, arazi parçalılığı ve küçüklüğü, üreticilerin örgütlenme konusunda eksikleri, piyasalardaki aksaklıklar, bilgi ve eğitim eksikliği gibi. Türkiye’nin Onuncu Kalkınma Planı bildiğiniz gibi 2014-2018 dönemini kapsıyor. Onuncu Kalkınma Planı’nın Tarımsal Yapıda Etkinlik ve Gıda Güvenliği Özel İhtisas Komisyonu Raporunda ben de raportör olarak görev aldım. Bu raporda tarımda yapısal sorunlarımız ve alınması gereken tedbirler sıralandı. Komisyon raporunda önerilen tedbirlerin yerine getirilmesi, kuraklık gibi kriz yıllarında da sorunların daha az hissedilmesine yardımcı olacaktır.

Ülke olarak iklim değişikliğinin yol açacağı olumsuz sonuçları yeterince kavradık mı? Özellikle tarım ekonomisi açısından politika öncelikleri neler olmalı?

Türkiye’de 2007-2008 döneminde yaşanan kuraklık, iklim değişikliğinin farkına varılmasına neden oldu. Dünya genelinde 2000’li yıllar 1800’lü yıllardan beri yaşanan en sıcak yıllar olarak kayıtlara geçti. Aynı zamanda mevsimlerin kaydığını, ani sel ve taşkınlar gibi bazı sıra dışı olayların yaşandığını görüyoruz, hissediyoruz. Ancak kuraklık gibi kriz dönemlerinde hem birey olarak hem de kamu, özel, STK’lar olarak iklim değişikliğinin daha çok farkına varıyoruz. Çünkü üretim azlığı domino etkisi gibi bir etki yarattığı için daha çok endişeleniyoruz. Özellikle temel gıda maddelerinin piyasada bulamama endişesi, tüketicileri çok fazla miktarda satın almalara, bu da malın piyasa fiyatının normalden fazla artışına neden olabiliyor. Türkiye’de tüketicilerin talepleri ışığında yeterli, güvenilir ve erişilebilir bir fiyattan gıda maddelerinin bulunabilmesi için üretim tahminlerinin yapılması, üretimden tüketime kadar olan ürün-gıda zincirinde sorunların giderilmesi, gerekli görülmesi durumunda dış ticaret politika araçlarında düzenlemeler yapılması, ürün ve gıda kayıplarının en aza indirilmesi gibi önlemler alınabilir. Bunların yanında kamunun aldığı tüm kararlarda iklim değişikliğini de gözetmesi gerekir. Bu zaten Türkiye’nin İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf olması nedeniyle ülkemizin bir yükümlülüğüdür.

Kaynak: Tüketici ve Çevre Eğitim Vakfı’nın (TÜKÇEV) yayın organı Sorumluluk Dergisi’nin 8. Sayısından alınmıştır. 

Haber Etiketleri

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.