AramaArama
Gıda Hattı

"İthalatımız büyük ölçüde GDO’lu!"

26 Aralık 2011, 15:19
Paylaş
"İthalatımız büyük ölçüde GDO’lu!"

Ülkü Karakuş - Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Başkanı

Yumurta ve beyaz et ihracatı artarak devam ederken çıkarılan GDO yönetmeliği, hayvansal ürün ihracatını da sekteye uğrattı.

Röportaj: Metin Ertunç

GDO’lu ürünlerin ithalatını neredeyse imkansız hale getiren 26 Ekim 2009 tarihli ilk yönetmelik çıktığında, ülkemize doğru yola çıkmış olan ve yem ham maddesi taşıyan gemiler açıkta beklemeye veya rotalarını başka ülkelere çevirmeye başlamışlardı. Mallar gemilerde bekletildi ve yayımlandığı gün yürürlüğe giren yönetmelikçe yapılması planlanan kontroller için beklenmeye başlandı.

“Ancak GDO’ları onaylayacak komite bile kurulmuş değildi” diyor Ülkü Karakuş. Geçen her gün hanelerine zarar yazarken, diğer yandan en önemli ham maddeleri olan dane soya fiyatı 400-450 dolardan, sadece birkaç hafta içerisinde 750 dolara yükseldi. İthal ham madde fiyatlarındaki bu ani yükseliş, talebin yerli üretim ayçiçeği tohumu küspesi ve pamuk tohumu küspesi gibi muadillerine kayması, yerli ürün ham madde fiyatlarını da %30-35 oranında arttırdı. Karakuş, fiyat artışlarının en çok kanatlı sektörünü etkilediğine dikkat çekiyor. “Yumurta ve beyaz et ihracatının artarak devam ettiği o günlerde bu yönetmeliğin çıkarılması, hayvansal ürün ihracatımızı da sekteye uğrattı” diyor.

Yem sektörü, ülke üretimimiz ihtiyacı karşılamadığı için başta soya ve soya küspesi olmak üzere yağlı tohum küspeleri, kepekler gibi ithal ham maddeleri kullanıyor. Bu ürünleri başta AB olmak üzere tüm dünyaya arz eden 3 büyük üretici ülke var; ABD, Brezilya ve Arjantin. Başkan, “Bu ülkelerde biyoteknolojinin ileri seviyede kullanılması ve konvansiyonel ürünler ile biyoteknolojik ürünler arasında bir ayrım yapılmaması nedeniyle, gelen ürünlerin büyük oranda GDO’lu olduğunu söylemek yanlış olmaz” diyor.

Bu yıl 22-25 Nisan tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirecekleri 10. Uluslararası Yem Kongresinde biyoteknoloji ve mevzuatı konusuna ağırlık vereceklerini belirten Karakuş, yem ham maddeleri ve hayvansal ürünlerin ihracatı ve ithalatında karşılaştıkları sorunları da masaya yatıracaklarını söylüyor.

Biyogüvenlik Yasası için ne diyorsunuz? Beklentileri karşıladı mı? 

Ülkemizde biyogüvenlik konusunda bir kanunun mutlaka olması gerekmekteydi. Nitekim Birlik olarak tüm söylemlerimizde, Biyogüvenlik Kanununun, Cartagena Protokolü ve AB’deki ilgili mevzuatlara uyumlu bir şekilde çıkarılması gerektiğini belirtmiştik. Yürürlüğe giren Biyogüvenlik Kanununda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının iznine ve denetimine tabi olarak genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinin üretilmesi konusunun da yer alması gerektiği yönündeki görüşümüzü bildirmiştik. Bu görüşümüz Biyoteknolojinin ülkemizde de kullanılabilmesi, dışa bağımlı olmamamız ve bu teknolojinin gerisinde kalmamamız amacıyla söylenmişti. Ancak bu ürünlerin üretimi kanunda tamamen yasaklandı. Biz, kanunda yer alan Biyogüvenlik Kuruluna, bu kanunun atıf yaptığı ürünleri kullanacak, dağıtacak, işleyeceklerin yer aldığı reel sektörü temsil eden sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin de yer alması ve TÜBİTAK’ın da dâhil edilmesi gerektiğini bildirdik. Kanun ile ilgili teknik konular dışında bir de cezai hükümler var. Bizce cezai hükümler çok ağır ve açıkçası “bu cezaların verilmesinde kasıt unsurlarının mutlaka göz önüne alınması gerekmekteydi” diye düşünüyoruz.

Fiyat tartışmalarında artışın yem fiyatlarından kaynaklandığı konuşuluyor. Ne diyorsunuz?

Hayvansal ürün fiyatlarında yaşanan artışların sebebi geçtiğimiz son 1-2 yıldan kaynaklanan bir durum değil. Türkiye’de özellikle küçükbaş hayvancılık giderek yok oluyor. 1991 yılında 51 milyon baş olan küçükbaş hayvan varlığımızın 29,6 milyon baş seviyesine gerilemesi, hayvancılığın halledilmesi gereken öncelikli sorunlarından biri. Besiciler süt hayvanlarını kesime gönderiyor ve ayrıca kalitesiz yeme yönelmenin de etkisiyle hayvanlardaki döl verimleri düşerek doğurganlık azalıyor.

Bir de maalesef ülkemizde bitkisel üretim, hayvansal üretimin ihtiyacına cevap veremiyor. Özellikle yağlı tohum ve küspeleri ülkemiz ihtiyacının çok gerisinde kalıyor. Ham madde açığımızı ithal ürünlerle karşılamak durumunda kalıyoruz. Yurt içi ve yurt dışı ham madde fiyatlarında görülen artışları yem fiyatlarına yansıtamıyoruz. Kırmızı et fiyatlarının %30’a varan oranla arttığı bir dönemde karma yem fiyatları da yem ham madde fiyatları artışına bağlı olarak %8 oranında arttı.

Daha sonraki dönemlerde et fiyatlarındaki artış devam ederken, yem fiyatlarında ise artış görülmedi. Bu nedenlerden dolayı hayvansal ürün fiyatlarındaki artışı yem fiyatlarına değil, daha çok hayvan sayısındaki azalmaya bağlamak doğru olur.

Devletin tüm desteklerine rağmen soya üretiminin artmadığı görülüyor. Oysa kanatlı sektöründe yemin ana ham maddesi soya. Siz ne düşünüyorsunuz? Çözüm nerede?

Ülkemiz soya üretiminin ihtiyaca yeter seviyeye getirilebilmesi için, ilki 2001 yılında olmak üzere Birliğimizin öncülüğünde Adana ve İstanbul’da 5 kere soya istişare toplantısı yapıldı. Soya üretimi, bu toplantılarda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği, Türkiye Tohumculuk Endüstrisi Derneği, Soya Üreticileri Birlikleri, ÇUKOBİRLİK, Tam Yağlı Soya İşleyicileri ve çiftçilerin katılımıyla çok geniş bir biçimde ele alındı.

Ülkemizde soyanın halen az miktarda üretilmesi, çiftçilerimizin bu ürün hakkında yeterince bilgi sahibi olmaması ve soyayı satma konusunda sıkıntı yaşayabileceklerini düşünmelerinden ileri gelmektedir.

Üretilen soyada, yanlış hasat nedeniyle kusurlu dane ve yabancı madde fazlalığından kaynaklanan kalite sorunları başta geliyor. Bence yerli üretim soyayı yılın her döneminde muhafaza ederek uygun koşullarda pazara sunacak bir kuruluşa ihtiyaç var. Bu görevi yapacak kuruluşun, istikrarlı bir serbest piyasa oluşana kadar TMO olması gerektiği kanaatindeyim. Hükümetin son dönemlerde yağlı tohumlara verdiği destekler önemli seviyelere geldi. Havza bazlı üretim modeliyle bu ürünlerin başta Çukurova olma üzere GAP bölgesinde yetiştirilmesi teşvik edilmeli. Bu konuda devletin attığı adımları ve çabaları memnuniyetle karşılıyoruz.

Gıda sanayinin gelişmesi yem sanayini nasıl etkiliyor? 

Biz tüm söylemlerimizde “yem gıdanın özüdür” ifadesini kullanıyoruz. Bu ifade güvenli yem, güvenli gıda ilişkisine temel teşkil etmesi yanında; ekonomik anlamdaki ilişkilerini de gösteriyor. Ülkemizde maalesef kişi başına düşen hayvansal ürün tüketimi gelişmiş ülkelerin çok gerisinde. Tabii bu, insanların gelir seviyeleri ve hayvansal ürün fiyatlarıyla da alakalı.

Uygun fiyatlarda hayvansal ürün arzı ve bu ürünlerin tüketimini özendirici teşvik edici çalışmalarla, insanların bu ürünlerin önemi konusunda bilinçlendirilmesi, sağlıklı nesiller yetiştirilmesi anlamında önem taşıyor. Gıda sanayinin gelişmesi bu anlamda yem sektörünü de geliştirecektir. Son zamanlarda işlenmiş hayvansal ürünlere yönelik talebin artması, işleme teknolojisine uygun ürünlerin arzını da gerektiriyor. Günümüzde yem teknolojisiyle hayvanlardan bu yönde verim alınması, ürün raf ömürlerinin uzatılması anlamında başarılı çalışmalar yapılıyor ve sonuçlar alınıyor.

Yem Kongresi’nden bahsedelim biraz. Neler konuşulacak?

Öncelikle bu yıl 10.sunu düzenlediğimiz TUYEM Kongresine hem yurt içi hem de yurt dışından ilgi ve alakanın üst düzeyde olduğunu görmenin bizleri ne kadar memnun ettiğini belirtmek istiyorum.

Bakanlığımız ile TMO ve ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşlarının TUYEM’e üst düzey yetkilileriyle katılacak olması, aktarılacak sorunlarımızın birinci dereceden muhatap bulmasını sağlayacaktır. Bu yılki TUYEM’de yine bilimsel tebliğler, politik konular çerçevesinde, yem sektörü ve hayvancılığımız değerlendirilecek. Biyogüvenlik konusunda AB’de uygulanan ve Türkiye’de uygulanacak olan mevzuatlar, AB’den gelecek uzman konuşmacımızın sunumu sonrasında karşılaştırılmalı olarak incelenerek tartışılacak.

Ayrıca, gündemde olan kırmızı et fiyatlarının aşırı yükselmesinin temel nedenlerinin işleneceği “Türkiye ve Dünyada Hayvansal Üretim ve Ürün Fiyatları” konusu, koyun ve keçi yetiştiriciliği, ABD’den gelen iki konuşmacımızın sunacağı Peletleme teknolojisi ve süt üretiminin artırılması için besleme programları konularını da masaya yatıracağız.

Organizasyonun en hareketli kısmı olarak kabul ettiğim Panel Oturumun da ise yem ham maddeleri ve hayvansal ürünlerin ihracatı ve ithalatında karşılaşılan sorunlar, sektör temsilcisi bir ihracatçı, sektöre hizmet veren bir ithalatçı ile TMO temsilcinin panelist olarak katılımıyla detaylıca işlenip tartışılacak.

Yem Sanayi 2009 Yılı İthalatı

Madde İsmi                                         İthalat

                                 Miktar (Ton)      Değer (Dolar)

Hammaddeler               3.703.352             1.120.791.160

Hazır Yemler                       44.399                 64.350.599

Katkı Maddeleri               246.086               815.579.828

Genel Toplam*              3.993.837            2.000.721.587

*Genel Toplam içerisinde Soya Fasulyesi ve Küspesi ithalatı, 1,32 milyon ton ve 581,6 milyon dolarla en önemli kalemi teşkil etmektedir.

 

- Yem sanayi ihracatı 2009’da 275,1 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

Haber Etiketleri

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.