Gıda Hattı

İklim değişikliği, tarımsal verimde yüzde 10 ila 25 düşüşe neden olacak

21 Aralık 2021, 17:48
Paylaş
İklim değişikliği, tarımsal verimde yüzde 10 ila 25 düşüşe neden olacak

İklim değişikliği sonucu her 10 yılda bir yaşanan kuraklıkların bundan sonra 5-6 yılda bir insanlığın karşısına çıkabileceği uyarısında bulunan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, “Tarımsal verimde ise iklim değişikliğinin etkisiyle 2050’ye kadar yüzde 10 ila 25 arasında bir düşüş bekleniyor. 2050’deki dünya nüfusunun gıda ihtiyacını karşılamak için bugünkünden yüzde 60 daha fazla üretmek, bu üretim için de yüzde 15 daha fazla su kullanmak zorundayız” dedi.

“İklim Değişikliği Ekseninde Geleceğin Tarımı” Çalıştayı, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Tohum Yetiştiricileri Alt Birliği ortak çalışması ile Antalya’da başladı.

“Küresel ısınma ve iklim değişikliği, insanlığın en büyük tehdidi”

Dünyayı etkileyen iklim krizinin tarım üzerinde etkileri ve bu etkilerin giderilmesi alanında çalışmaların ele alınacağı çalıştayın açılışında konuşan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, “Küresel ısınma ve iklim değişikliği, insanlığın en büyük tehdidi olarak karşımızda duruyor. Bugün, tüketim anlayışı üzerine kurulu bir düzenin, acı ama gerçek sonuçlarıyla baş başayız. Son yüzyılda, nüfus artışı, sanayileşme, kentleşme ile birlikte doğal kaynaklar üzerindeki baskı giderek artarken, fosil yakıtların yoğun kullanımı, enerji üretimi, tarım ve ulaşım gibi faaliyetlerle doğal ekosistem, giderek bozulmaya başlamıştır. Hükümetler Arası İklim Değişikli Paneli-IPCC’nin bu yıl açıkladığı rapora göre, sanayi devriminden bugüne, dünya ortalama sıcaklığı 1,1 derece arttı. Son 10 yıl, tarihteki en sıcak dönem olarak kayıtlara geçti. Bu sıcaklık artışıyla birlikte, tarihte görülmemiş felaketlere ve su döngüsünde ciddi değişimlere şahit oluyoruz” dedi.

Tarımsal verimde yüzde 10 ila 25 arasında düşüş bekleniyor

Daha önce her 10 yılda bir yaşanan kuraklıkların bundan sonra 5-6 yılda bir insanlığın karşısına çıkabileceği uyarısında bulunan Pakdemirli, “Tarımsal verimde ise iklim değişikliğinin etkisiyle 2050’ye kadar yüzde 10 ila 25 arasında bir düşüş bekleniyor. Tüm bu veriler bize şunu gösteriyor; iklim değişikliğinin en fazla etkileyeceği alanların başında; tarım, gıda, su ve orman geliyor. 2050’deki dünya nüfusunun gıda ihtiyacını karşılamak için bugünkünden yüzde 60 daha fazla üretmek, bu üretim için de yüzde 15 daha fazla su kullanmak zorundayız. Yaşanan bu gelişmeler ve gelecek öngörüleri, kendine yeterliliğin yanında, yeşil ekonomi temelinde, sürdürülebilir bir üretim yapısının oluşturulmasını da artık kaçınılmaz hale getirmektedir” ifadelerini kullandı.

“Tohumculuk, tarım ve gıda güvenliği için kilit alanlardan biri”

Kuraklıktan etkilenen üreticiler için 2,6 milyar TL desteğin ödemesine başladıklarını hatırlatan Pakdemirli, şöyle devam etti:

“Tüm paydaşlarımızı sürece dâhil edip, ortak akılla çalışmalarımıza yön vermek, ortak bir yol haritası belirlemek istiyoruz. Bunda acele de ediyoruz, zira tohum ve tohumculuk, iklim değişikliği özelinde, tarım ve gıda güvenliği için kilit rol üstlenen alanların başında geliyor. Eskiden kendi ihtiyacı için üreten, her yıl tohumunu kendi temin eden bir tarım anlayışı vardı. Şimdi ise genetik bilimi, bitki ıslahı ve biyoteknoloji alanlarındaki gelişmelere paralel olarak, tohumda, uzmanlaşmış bir endüstri, büyüyen bir ekonomik faaliyet alanı ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla artık, tohumculuk; küresel rekabeti yoğun bir pazar yeri, teknolojik ve stratejik bir mücadele cephesi haline gelmiştir. Bu nedenle tohumculuk, artık ülkelerin kendi yeterliliğinin, hatta özgürlüğünün anahtarıdır. Dolayısıyla tarım politikalarının da temelini oluşturmaktadır. Bir diğer tarafta da, tarım alanlarında; mar, çoraklaşma, iklim değişikliği ve verimlilik kaybı gibi nedenlerle, tehlike çanları çalıyor.

“Tohum ve tohumculuk” derken, dünyada 70 milyar doları aşan hacme sahip bir piyasadan bahsediyoruz.

“147 adet ekmeklik buğday çeşidimizin toplam üretimdeki payı yüzde 50”

Tohumculuk alanında verdiğimiz destekler, bugün itibari ile 4,5 milyar Lirayı aşmış durumdadır. 2020 bitkisel üretim desteklerindeki en fazla artışı, tohumda yaptık. Sertifikalı tohum kullanım desteğinde; Buğday ve arpada yüzde 88, Tritikale, yulaf ve çavdarda yüzde 166, Çeltikte yüzde 100, Kuru fasulye ve mercimekte yüzde 50, Patates, kolza ve aspirde yüzde 25 oranında artışlar yaptık. 2022 üretim yılı içinde bu artışlara ilave; arpa, buğday, çavdar, tritikale, yulaf ve çeltikte de yüzde 50 artış yaptık.

Bakanlık Araştırma Enstitü Müdürlüklerimizde tamamen kamu kaynaklarıyla geliştirilmiş, yüzde 100 yerli ve milli 867 çeşitle bilgi, beceri ve tecrübemizi tohumculuk alanına da kanalize ediyoruz. Tarla bitkilerinde 2019 yılında 63; 2020 yılında 81 ve 2021 yılında 58 çeşit olmak üzere, son üç yılda 202 çeşit, tescil ettirilmiştir. Son 19 yılda ise tarla bitkilerinde 672 çeşit tescil ettirilmiştir. Tarla bitkileri alanında, Türkiye’de üretilen sertifikalı tohumluk üretiminin yaklaşık yüzde 40’lık kısmı TAGEM’e bağlı Araştırma Enstitülerimiz tarafından geliştirilen çeşitlerden oluşmaktadır. 147 adet Ekmeklik Buğday çeşidimizin toplam üretimdeki payı yüzde 50’dir. Aynı şekilde Makarnalık Buğdayda Araştırma Enstitülerimiz tarafından geliştirilen 43 çeşit, toplam üretim içerisinde yüzde 55’lik, arpada da geliştirilen çeşitler yüzde 60’lık paya sahiptir. Genel olarak baktığımızda ülkemizde üretilen Ekmeklik Buğdayın yüzde 50’si, Makarnalık Buğdayın yüzde 55’i, Arpanın yüzde 60’ı, Çeltiğin yüzde 50’si, Mercimeğin yüzde 90’ı, Nohudun yüzde 60’ı; sadece Bakanlık Araştırma Enstitülerimiz tarafından üretilen yerli ve milli tohumlardan sağlanmaktadır.

“86 ülkeye tohum ihraç eden bir seviyeye yükseldik”

Bugün toplam 32 gen bankamızda, 317 bin tohum ve materyal muhafaza etmekteyiz. Yerel (Ata) Tohum Projesi kapsamında da, farklı türlerden 37 yerel çeşit, 2021 yılında tescil edildi. Son 19 yılda sertifikalı tohum üretimimizi 145 bin tondan 8 kat artışla 1 Milyon 242 Bin tona çıkardık, tohum ihracatımız yaklaşık 10 kat artışla 162 milyon dolara ulaştı. İhracatın ithalatı karşılama oranı; 2002 yılında yüzde 31 iken, 2020’de yüzde 82 seviyesine çıkmıştır. Bugün 86 ülkeye tohum ihraç eden bir seviyeye yükseldik. 2021 yılı ilk 10 ayında ise tohum ihracatımız 150 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

Kullanılan tohumlukların yüzde 96’sı yurt içinde üretiliyor

Ülkemizde tohumculuk alanında faaliyet gösteren bin 48 firmanın 985’i, yani yüzde 94’ünün yerli, 23’ünün de yerli-yabancı ortaklığı şeklinde olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Bu vesileyle bazı spekülasyonlara cevaben, altını çizerek bir kere daha söylüyorum; ülkemizde kullanılan tohumlukların yüzde 96’sı yurt içinde üretilmektedir. İnşallah 2023 yılında da, 1,5 milyon ton sertifikalı tohum üretimi ve 500 milyon dolarlık ihracat hedefliyoruz. Siz üretmeye devam edin. Maliyetler artabilir. Gönlünüzü ferah tutun. Bir hiçbir zaman üreticimizin alın terini boşa harcatmayacağız. Siz sağlam durun. Alın teriniz yerde kalmayacak. Son 3.5 yılda destek arttı. Bundan sonra da mahsullerimizin maliyetlerin üzerinde fiyatlarla değer bulmasını sağlayacağız. Bu nedenle çiftçilerimiz; tohumu toprakla buluşturmaya devam etsinler.”

“Ülkemiz 93 ülkeye tohum ihraç etmektedir”

Tohum Yetiştiricileri Alt Birliği (TYAB) Yönetim Kurulu Başkanı Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Yönetim Kurulu Üyesi Hacı Ömer Güler ise, “Son 5 yılda sertifikalı tohumluk ihracatı 58 bin tondan 2020 yılı sonu itibarıyla 72 bin tona yükselmiştir. Aynı dönemdeki tohumluk ithalatımız ise 49 bin tondan 46 bin tona gerilemiştir. Tohumculuk sektörümüz hem yetiştirici hem de firma bazında uluslararası şirketlerle rekabet edebilmek için elinden geleni yapmaktadır. Türkiye’de son 15 yılda ihracatını 8 kat attıran başka bir sektör yoktur. Ülkemiz 93 ülkeye tohum ihraç etmektedir. Hedefimiz küresel tohum ticaretinde dünyada ilk 5 ülke arasına girmektir. Son dönemlerde girdi fiyatlarına hazırlık yakalanan çiftçilerimiz desteklenmelidir” dedi.

Hibrit sebze tohumculuğunda yeterlilik oranının yüzde 10’dan yüzde 60’a çıktığını belirten Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hububatta yüzde 90 seviyelerindedir ve bu oranlar giderek artmaktadır. Ancak yıllardır söylediğimiz gibi tohum yetiştiricilerine özel ayrı bir destekleme sisteminin şart olduğunu bir kez daha sizlerin huzurunda vurgulamak istiyoruz. Tohumculuk sektörü ata tohumlarına karşı değildir. Mevcut koşullarda bir tarım cenneti olabilecek olan ülkemiz 21. yüzyılda toprak ve su ekosistemlerinde geri dönüşü olmayan hasara ve üretim kaybına neden küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle karşı karşıyadır. İklim değişikliğine karşı en savunmasız sektörler ise tarım ve gıda sektörleridir. İklim değişikliğiyle mücadele tohumdan başlıyor.”

İHA

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.