Gıda Hattı

Herkes Konuşuyor Ama Margarin Kendinden Emin

13 Nisan 2007, 01:39
Paylaş
Herkes Konuşuyor Ama Margarin Kendinden Emin

  

 

Herkes Konuşuyor Ama Margarin Kendinden Emin 

 

 Margarinler hakkında yanlış bilgilere dayalı kampanyalar, akademik titri olan kimi isimlerin ortaya attığı iddialar, sektörün tepkisini çekiyor. Üretimde ortaya çıkan trans yağları neredeyse sıfırlayan sektör, bilen, bilmeyen herkesin konuşmasından şikayetçi. 

 

 

 

 

 

Kahvaltı sofralarının, kek, pasta ve böreklerin vazgeçilmez lezzet kaynağı olan margarinlerde hammadde olarak ayçiçek, soya fasulyesi, palm, pamuk çekirdeği gibi bitkisel kaynaklı yağlar kullanılıyor. Margarinler “Rafine edilmiş çeşitli bitkisel yağların kısmi olarak modifiye edilmesi neticesinde elde edilen yarı sertleştirilmiş yağlarla, çeşitli rafine bitkisel yağların karıştırılmasından elde edilen ve içerisinde emülsiyon halinde pastörize fermente yağsız süt, pastörize yağsız süt, süt tozu, peynir altı suyu ile katkı maddeleri bulunabilen ürün” olarak tanımlanıyor.   

Trans yağ problemi 

Dünyada 1995 yılında yaşanan bir gelişme, margarinde ciddi bir değişikliğe yol açar. ABD’de Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmalarda, margarin üretiminde hidrojenasyon sonucunda trans yağların oluştuğu, bunların da belli bir miktardan fazla alındığı takdirde kalbe zararlı olabileceği ortaya konuldu. Son yıllarda zaman zaman gündeme taşınan tartışmalar da temelde bu soruna dayanıyor. Margarinlerin, doymuş yağ asitleri bakımından son derece düşük olmasına rağmen, üretimde ortaya çıkan trans yağlar nedeniyle kalp sağlığı bakımından ‘Tereyağından daha zararlı olduğu’ iddiası dile getiriliyor. Bu iddiaları kimi zaman bilim adamlarının da seslendirmesi kafaları karıştırıyor.   

Peki Türkiye’deki margarin üretiminde durum ne? Gerçekten margarin trans yağlar nedeniyle  kalp hastalıklarına neden olan kötü kolesterolü tetiklemede, tereyağından daha kötü bir durumda mı? Sektörün bu soruya yanıtı, ‘Hayır’ oluyor. Fonksiyonel ürünler de piyasaya süren margarin sanayi ile mutfak ürünleri alanında faaliyet gösteren firmaları çatısı altında toplayan Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği (MÜMSAD) Başkanı Taşkın Tuğlular, şunları söyledi:  

“Harvard’daki araştırmada elde edilen bulguların ardından tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de margarinlerde trans yağ miktarını minimize edecek teknoloji uygulanmaya başlandı. Son 5-6 senedir tüketiciye sunulan margarinlerde, özellikle bizim üye şirketlerimizin ürünlerinde kesinlikle trans yağ oranı yüzde 1 ve yüzde 1’in altındadır. Bu da, AB ve ABD’de etiketlere ‘Trans yağ yoktur’ ibaresini yazmaya hak kazanan bir seviyedir ki, tereyağında yüzde 5 trans bulunmaktadır. Dolayısıyla bugün Türkiye’deki margarinler, iki yönden tereyağından çok daha sağlıklıdır diyebiliriz. Doymuş yağ asitleri bakımından son derece düşük, trans yağ açısından da avantajlıdır.” 

Bilen, bilmeyen konuşuyor 

2000 krizinden çok ciddi etkilenen margarin sektörünün, kriz sonrası kendisini toparladığını belirten Tuğlular, “Toplam iç piyasa 2001 yılında 394 bin ton iken, 2006’da 534 bin tona çıkmış durumda ki, bu aşağı yukarı yüzde 35 civarında bir büyüme anlamına geliyor” dedi ve ekledi: 

“Bizi gelecekle ilgili dikkatli olmaya yönelten unsur, direkt tüketiciye yönelik ürünlerimizde herhangi bir üretim ve satış artışı olmamasıdır. Burada 160 bin ton civarında sabitlenmiş bir üretim var. 1999’da 182 bin ton olan üretim, 2000’den beri 162-165 bin ton civarında dolaşıyor. Bunu da maalesef ciddi şekilde bir yanlış anlamanın sonucu olarak görüyoruz. Maalesef margarinler konusunda bilen bilmeyen, interneti de çok kötü kullanarak aleyhte kampanya yürütüyor. Bununla mücadele etmeye çalışıyoruz ama çok etkilendiğimizi de açıkça ifade etmeliyim.  

En büyük gelişmeyi oteller, pastaneler, restoranların bulunduğu endüstriyel piyasada görüyoruz. 2000 senesinde 163 bin ton olan üretim, 2006’da 320 bin tona ulaştı. Demek ki  6 senede yüzde 100 artış sağlanmış. Bunun 3 ana nedeni; turizmdeki artış, Türk insanının dışarıda yemek yeme alışkanlığının yükselmesi, endüstriyel ürünlerde çok ciddi bir artışın olması… 50 sene evvel restorana giden insan sayısı fevkalade nadirdi. Ama bugün örneğin Bağdat Caddesi’ne bir bakın, insanlar özellikle hafta sonları kahvaltıdan başlayıp, gece yarılarına kadar dışarıda yemek yiyorlar. Buna paralel olarak ciddi bir şekilde ihracat imkanımız da artıyor.”  

Türkiye’nin margarinle tanışması  

Fransa’da 3. Napolyon’un 1876’da sarayın baş kimyagerinden tereyağına paralel bir yağ için araştırma yapılması emriyle başlatılan çalışmalarda bulunan margarinin Türkiye’de uzun bir geçmişi yok. Margarinin Türkiye’ye gelişi biraz da tesadüfi. MÜMSAD Başkanı Tuğlular, margarinin Türkiye’ye giriş hikayesini şöyle anlatıyor:   

“Sanırım 1948’de, o dönem dünyanın en büyük margarin üreticisi Unilever’in 2 yetkilisi Kıbrıs’tan Londra’ya dönerlerken uçakları arızalanır. Zorunlu olarak 2 gün kaldıkları İstanbul’da bakarlar ki, margarin diye bir mamul yok. Araştırmaların ardından İş Bankası ortaklığıyla 1952’de kurulan Unilever, ilk margarin üretimini 1953 yılı Ocak ayında gerçekleştirir.  

Dünya ile boy ölçüşürüz 

Hiç unutmuyorum, DİSK’te dönemin gıda sendikası başkanı Kemal Nebioğlu, Unilever’de bir toplu sözleşme görüşmesinde bana; ‘Ben sizin düşünce yapınıza yüzde 100 karşı olan bir insanım. Siz kapitalistsiniz, ben sosyalistim. Ama bir konuda size teşekkür etmek mecburiyetindeyim. Unilever Türkiye’ye gelip de margarin ve hijyen konularını yerleştirmemiş olsaydı, bugün ne yiyorduk Allah bilir’ dedi. Hakikaten Unilever’in bu konuda Türkiye’ye çok büyük hizmeti olmuştur. Onun getirdiği prensipler bugün Türkiye’de, Türk firmalarında çok daha ileriye götürülmüştür. Bugün rahatlıkla söyleyebilirim ki; Türkiye’de margarin üretimi dünya teknolojisinin en ileri safhalarında gerçekleştirilmektedir ve tüm dünya ile boy ölçüşebilecek bir durumdadır.” 

 Fonksiyonel ürünlere geçiş “Sektördeki fonksiyonel ürünlere gelince bu artık tüm dünyada bir moda. Artık gıdaların sadece beslenme ve enerji ihtiyacını karşılamaktan öte daha sağlıklı beslenmeye nasıl katkıları olabilir konsepti gelmiş vaziyette” diyen Tuğlular, ilk başta prebiyotik sütler, yoğurtların ortaya çıktığını, arkasından da margarinlerin geldiğini kaydetti. Tuğlular, bu gelişmenin uzun vadede süreceği görüşünde:

“Margarinleri likit yağlardan ayıran temel farklılık; A,D ve E vitamini bakımından zenginleştirilmiş olması. Likit yağlarda bunu bulamıyorsunuz ama margarinlerde ilave olarak konulduğu için sağlık açısından çok önemli. E vitamininin ardından da Omega 3 bakımından zenginleştirilmiş olduğunu görüyoruz. Bunun daha da zenginleşeceğine inanıyorum. Çünkü tüm firmalar konuyla ilgili dünyadaki gelişmeleri çok yakından takip ediyorlar. Oradaki araştırmaların doğrudan doğruya teknolojiye yansıması muhakkak sağlanacaktır. Uzun vadede iki noktada ciddi bir gelişme olacağına inanıyorum. Paketli margarinlerden kase margarinlere, yumuşak margarinlere geçiş, birinci adımdı. Bu ikinci adım. Bunun arkasından fonksiyonele paralel olarak organik gıdalar da ortaya çıkacak diye düşünüyorum. Bundan kastım, bitkisel yağların tamamen organik ürünler olmasını sağlamak. Türkiye’de çok yaygın değil ama Avrupa’ya baktığımızda son 10 senede raflarda organik ürün oranı beni inanılmaz derecede şaşırtıyor.”  

En ciddi problem: 

Hammadde 

Sözü sektördeki sorunlara getiren Tuğlular, şunları söyledi

 

“Önümüzde sektörümüzü bekleyen ciddi bir problem mevcut. Ham yağ fiyatları ve ana hammaddemiz olan bitkisel yağların durumu. Türkiye hammadde olarak dışa bağımlı. Ülkemizdeki üretim, toplam ihtiyacımızın yüzde 25-30’unu karşılayabiliyor. Demek ki yüzde 70-75 ithalata bağlıyız. İthalat ise içerideki ayçiçek üreticisini koruma amacıyla ciddi bir gümrük vergisine tabi. Şu anda ham yağda Dünya Ticaret Örgütü’nün sınırladığı en yüksek gümrük vergisi oranı olan yüzde 31.2 uygulanıyor. Bu çok ciddi bir rakam ve bunu tüketici ödüyor. Niçin? Türkiye’de 100 bin ayçiçek üreticisini tatmin etmek için ödüyoruz.  

Buna ek olarak başka bir kötü gelişmede; geçen sene Haziran’da en pahalı ham yağ 600 dolar civarında idi, bu yıl 1.000 doları aşmış vaziyette. Geçen sene 500 doların altında olan palm yağı şu anda  900 dolara yaklaşmış durumda. Ve geçen yıl 500 dolar üzerinden ödediğimiz yüzde 31.2 vergiyi, bu yıl 900 dolar üzerinden ödüyoruz. Yani ödediğimiz gümrük 300 doları buluyor. Kim ödüyor bunu? Hepimiz, tüm tüketiciler ödüyoruz. Bu ağır yükün altından kalkamayacağımızı anlatmaya çalışıyoruz. Ankara ‘bekle-gör’ politikası izliyor. Bu, Türkiye’nin başında ciddi bir problem. Neticede gıda, enflasyonu en fazla etkileyen unsurlardan bir tanesi. Geçen sene 1.4 milyon ton ham yağ, bunun yanında 1.6 milyon ton tohum ithal ettik. Verdiğimiz döviz 1.3 milyar dolar. Yağa verdiğimiz 800 milyon doların üzerinde, 240 milyon dolar da gümrük vergisi ödemişiz. Bu sene 2 misline çıkacak.  

Lüks ürün haline gelecek 

Dünyada bu trendin sebebi biyoyakıt dediğimiz biyodizel yahut da biyoethanol. Aynı sıkıntı mısırda da yaşanıyor. Gümrük vergilerinin ciddi şekilde derlenip, toparlanması lazım. Aksi takdirde margarin lüks bir ürün haline gelecek. Ankara trendi bekleyip, görmekten yana. Ama fiyatlar artışta, çünkü talep var, arz yetersiz. Dünyadaki eksperler yükselmenin süreceğini söylüyor. Kavramlar hakkında bir dönüm noktasına gelinmek üzere, yağ gıda olarak mı kullanılacak, yakıt olarak mı? Bu ciddi bir ikilem. Bugünkü tempo, zararlı bir tempo ve bunu da bazı taraflar itekliyor, hammadde fiyatları artıyor. Palm açısından hammadde üreticileri Malezya, Endonezya, Arjantin, Brezilya ve ABD. 5 ülke bunun kaymağını yiyor. Bizler de şakır şakır ödüyoruz, yetmez bir de üzerine gümrük vergisi ödüyoruz.”  

Kodeksine kavuşuyor 

 Tuğlular yaşadıkları, ancak çözüm yoluna giren bir sorun olarak da margarin gıda kodeksinin olmamasını gösterdi. MÜMSAD’ın girişimleriyle ciddi bir çalışma başlamış durumda. Gıda kodeksi alt ihtisas komisyonu; üniversiteler, sanayi odaları, sektör temsilcileri, Tarım ve Sağlık Bakanlığı yetkililerinin katılımıyla Haziran ayında margarin gıda kodeksine son halini verecek. Tuğlular, “2007 senesi içinde margarin kodeksinin Resmi Gazete’de yayınlanacağına yüzde 100 inanıyorum. Bu sene içinde kodeksimize kavuşacağız” dedi. 

Rekabet var, kayıt dışı yok 

Ve hemen her sektörün başağrısı kayıt dışı… Tuğlular, “Bizim sektörde kayıt dışı hemen hemen sıfır. Netice itibarıyle 6-7 şirketiz. Hepsi çok büyük şirketler, o bakımdan herhangi bir problemimiz yok. Çok ciddi bir rekabet var ama kayıt dışı yok. Bizim sektör ciddi yatırım ihtiyacı olan bir sektör. Yatırım yapmadığınız takdirde sektörde yer bulmanıza imkan yok. Çünkü üretilen malın kesin bir soğuk zincirle Türkiye’ye dağıtılması gerekiyor” dedi.  

Tüketiciler güvenle kullanabilir  

Unilever Türkiye Gıda Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Mustafa Seçkin de, margarin üretiminde kullanılan hidrojenasyon tekniğinin insan sağlığı konusunda herhangi bir olumsuz etkisi olmadığını söyledi. Seçkin, “Kısmi hidrojenasyon sonucu ortaya çıkan ‘trans yağların’ iyi kolesterolü (HDL) azaltıcı, kötü kolesterolü (LDL) artırıcı etkisi olduğu, son yıllarda ileri sürülmektedir. Unilever olarak, aralıksız süren AR-GE çalışmalarımız sonunda geliştirdiğimiz Sana, Rama ve Becel markalı tüm kase ve paket margarinlerimiz trans yağ içermemektir ve tüketicilerimiz güvenle kullanabilirler” dedi. 

Unilever, 194 milyon Euro’luk büyüklüğe sahip Türkiye margarin pazarında Sana ve Becel ile yer alıyor. Unilever’in 2006 yılında pazardaki yüzde 3,9’luk büyümenin üzerinde bir büyüme gerçekleştirerek, konumunu sağlamlaştırdığını vurgulayan Seçkin, başarının sırrını; “Sana ve Becel’in her dönemde kendilerini yenilemesi ve bulunduğu kategorilerde rakiplerinden önce, tüketici ihtiyaçlarını çok iyi analiz edebilmesi” olarak açıkladı.  

Margarin çocuk beslenmesinde de önemli

 Tüm dünyada gözlenen sağlıklı beslenme ve fonksiyonel besinler konusundaki eğilime bağlı olarak son yıllarda fonksiyonel besinler açısından büyük ilerleme kaydettiklerini de vurgulayan Seçkin, şunları söyledi: 

“Yeterli ve dengeli beslenmenin en önemli amaçlarından birisi de; enerji ve besin öğelerini vücudun ihtiyacı kadar almaktır. Bu açıdan bakıldığında margarini, iyi bir enerji kaynağı olarak düşünebiliriz. Günlük beslenmemizde yağları bir denge içerisinde tüketmemiz gerekmektedir. Günlük enerji ihtiyacının yüzde 30’u yağlardan karşılanmalı ve doymamış yağlardan yüksek, doymuş yağ oranı düşük ve trans yağ içermeyen margarinler tercih edilmelidir. Bu nedenle margarin çocuk beslenmesinde de önem kazanmaktadır. Zenginleştirilmiş margarinlerde ise özellikle kolesterol yüksekliği gibi rahatsızlıkları olanlar, bitkisel sterollerle zenginleştirilmiş olanları tercih etmelidir.    

Fonksiyonel ürünler canlılık getirdi 

Unilever olarak, fonksiyonel ürünler kategorisindeki çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Unilever, “canlılık” misyonuna uygun olarak, kalp sağlığına yönelik, tüm dünyada gıda sektörüne öncülük eden Becel ve Becel pro-activ markaları ile 2006 yılında Türkiye pazarına girdi. Becel pro-activ içerdiği bitkisel steroller sayesinde LDL kolesterolünün 2–3 haftada yüzde 10–15 oranında düşürülmesine yardımcı oluyor. LDL kolesterol seviyesindeki bu düşüş, kalp hastalığı riskini yüzde 12–20 oranında azaltıyor. Bu verilere, Becel pro-activ’in geliştirilmesi sürecinde, 1980’den itibaren 40’ın üzerinde klinik çalışma sonucu ulaşıldı.  

Becel pro-activ dünyada kalp sağlığı kategorisinde bir numaralı markadır. Türkiye’de toplam kolesterol düşüren ürünler kategorisinde Becel pro-activ önemli bir gelişme trendi gösterdi. 

Türkiye’deki fonksiyonel gıda pazarı, yüksek büyüme potansiyeline sahip. Türkiye’nin bu tip yenilikleri çok hızlı benimseyen bir ülke olması, nüfus potansiyeli, genç nüfusun ağırlığı gibi etkenler, yerli ve yabancı şirketlerin bu alandaki yatırımlarını ve etkinliklerini artırma kararı almasında etkili oluyor. Bu pazara yeni girişlerin olacağını öngörüyoruz. Özellikle ülkemizdeki tüm gıda şirketleri yeni kategorilere ve bulunduğu kategorilerde yeni ürünlere gireceklerdir. Bu nedenle fonksiyonel gıdaların, pazarın yapısını farklılaştırdığı ve yeni olması nedeniyle ürünlerin pazara bir canlılık getirdiği görüşündeyiz.” 

Tüketiciye her zaman en kaliteliyi sunan bir şirket olan Unilever’in markaları ile pazarda sahip olduğu konumu kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Seçkin, “Unilever’in genel stratejisi, içinde bulunduğu her kategoride, haklı rekabeti teşvik ederek büyümektir. Pazardaki haklı rekabet, pazarın büyümesine katkıda bulunmaktadır. Sana ve Becel markalarımız, benimsediği 360 derece entegre iletişim ve pazarlama stratejisini kesintisiz uygulamakta, mümkün olan her ortamda ve her şekilde tüketicisi ile biraraya gelmektedir” dedi. 

Daha gidecek yolumuz var 

Türkiye’de piyasanın yüzde 75’inin paket, yüzde 25’inin ise kase margarinden oluştuğunu vurgulayan Seçkin, son yıllarda büyüme trendi gösteren kase margarinlerde geçen yıl yüzde 9 büyüme gerçekleştiğini kaydetti. Seçkin, bu noktada margarin tüketimine dikkat çekti: 

 “Türkiye’de kişi başı margarin tüketimi yaklaşık 1.45 kg. Avrupa’da ise 5.75 kg. Özellikle Kuzey Avrupa’da bu rakam daha da yukarılara çıkıyor. Ancak bu bölgelerde tüketimin kase margarinlerden geldiği görünüyor. Türkiye’de ise tüketim, ağırlıklı olarak paket margarinlerde.  

Türkiye’de toplam yağ pazarı 957 milyon Euro’dur ve 2006 yılında yüzde 9,5 büyümüştür.  A.C. Nielsen verilerine göre, margarin toplam yağ pazarının yüzde 20’sini oluşturmaktadır. Pazarın yüzde 41’i ayçiçeği yağı, yüzde 16’sı zeytinyağı, yüzde 14’ü mısırözü ve yüzde 8’i tereyağıdır. Fındık, kanola, soya, pamuk ve karma yağ, pazarın sadece yüzde 1’ini oluşturmaktadır. 

Unilever olarak bu sektörde daha gidecek yolumuz olduğunu düşünüyoruz. Tüketicilerimizin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirdiğimiz yeni ürünlerimizle ileriki dönemde daha iyi işler başaracağımıza inanıyorum. Son dönemde sunduğumuz Becel Light, ve Sana Hamurişi ürünlerimizle tüketicilerimizin beklentilerine cevap vermeyi umuyoruz. Yenilenen ürünlerimiz ve farklı  ürünlerimiz zamanla tüketicilerimizin beğenisine sunulmaya devam edecektir. 

Pazarda ilklere imza atan, tüm dünyada 150’den fazla ülkede ürünleri satılan, her gün 150 milyon kişinin ürünlerini kullandığı bir şirket olarak Unilever, yeni yatırımlar yapmaya ve yeni projeler geliştirmeye devam edecektir.”  

Ürünlerimizde trans yağ yok 

Ülker Şirketler Topluluğu’ndan Besler Gıda Genel Müdürü Şükrü Çin ise, son yıllarda trans yağ konusunun oldukça fazla konuşulmaya başlandığını hatırlatarak, “Halbuki trans yağlar doğada sıfıra yakın oranlarda bile olsa tahıl ürünlerinde,  geviş getiren bazı hayvanların (inek, koyun vb.) ürünlerinde de bulunur” dedi. Çin, şöyle konuştu: 

“Ülkemizin önde gelen margarin üreticileri son yıllarda gelişen ve trans miktarını minimize eden teknolojileri uzun zamandan beri kullanmaktadırlar. Ülker olarak bizim de raflarda tüketicilere sunduğumuz margarinlerde, trans yağ  bulunmamaktadır. Margarinlerimiz ABD ve Avrupa Birliği margarin standartları ile uyumludur.  

Beslenme uzmanlarının önerisine göre; günlük enerjinin yaklaşık yüzde 30’unun kaynağı olarak önerilen yağların; üçte biri doymuş, üçte biri çoklu doymamış, üçte biri tekli doymamış yağlar şeklinde çeşitlendirilmelidir. Bu sebeple tek başına sadece bir çeşit sıvı yağ tüketmek yerine, yağların dengeli karışımlarını kullanmak önemlidir. Bu prensiple üretilen margarinlerde; tekli ve çoklu doymamış Omega 6 ve Omega 3 yağları, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği oranlarda bulunmaktadır. Ayrıca margarinler; A, D, E vitaminleri ve yağsız sütten gelen proteinleri içermektedir. Bitkisel yağlarla üretildikleri için kolesterol içermezler. Bu yüzden margarin, yaygın kanının aksine besleyici bir gıda maddesi olup, her vücudun ihtiyacı olan, gerekli yağları ve vitaminleri içeren ve enerji veren önemli bir besin kaynağıdır. Dolayısıyla sağlıklı beslenmenin önemli bir parçasıdır. 

Ülker olarak biz de ürettiğimiz farklı margarin çeşitlerimiz ile tüketicilerimizin sağlıklı yaşam için beslenme beklentilerini, lezzet ve kullanımda farklılaşan taleplerini, Ülker kalitesi ve güveni ile karşılamaya devam ediyoruz.”  

Fonksiyonel ürünlere ağırlık veriyoruz 

Dünya’da tüketimin giderek arttığı margarinde, sağlıklı yaşam trendinin de yükselmesiyle fonksiyonel ürünlerin pazarlara çıktığının görüldüğünü hatırlatan Çin, Türkiye toplam margarin pazarının 2006 yılında bir önceki seneye göre yaklaşık yüzde 4 büyüyerek 429 milyon YTL olarak gerçekleştiğini kaydetti. Kahvaltılık (paket ve kase), pastacılık ve endüstriyel olmak üzere farklı çeşitlerin bulunduğu margarin pazarında, kahvaltılık margarinlerin payının yüzde 30 olduğunu belirten Çin, margarin sektöründe fonksiyonel ürünlere yönelik talebin artmasıyla sektördeki firmaların bu alandaki yeni ürün lansmanlarına ağırlık verdiklerini vurguladı. 

Fonksiyonel margarinlerin beklenen faydayı sağlayacak özel maddeler (kolesterol düşürmeye yardımcı olan vb), vitamin ve omega yağ asitleri içerdiğini kaydeden Çin, “Ülker, tüketicilerin beklentilerini karşılama hedefi ile Mart 2005’te kalp ve damar sağlığını korumaya yardımcı olan, vitamin ve folik asit içeren Kalbim margarini pazara sunmuştur. Temmuz 2006’da ise kolesterol oranını düşürmeye yardımcı olan Kalbim Benecol margarinin lansmanı yapılmıştır” şeklinde konuştu. Çin, özellikle kase segmenti içinde, fonksiyonel margarinler her geçen gün daha da çok önem kazandığından, tüketici tercihlerinde kasenin payının artmasını beklediklerini söyledi.

 Ülker’in ana markalar Bizim, Terem ve Kalbim olmak üzere tüm markalarıyla margarin pazarında yer aldığını vurgulayan Çin, “Ülker olarak yıllardır tüketicilerin beklenti ve ihtiyaçlarını en üst düzeyde karşılama misyonu ile hareket etmekteyiz. Bundan sonra da maksimum tüketici mutluluğu hedefi ile çalışmalarımızı sürdürüp; pazara sağlıklı, kaliteli, yeni ürünler sunmaya devam ediyor olacağız” şeklinde konuştu.

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.