AramaArama
Gıda Hattı
banner
AramaArama

"Her yaşın her kesenin tutkusu"

"Her yaşın her kesenin tutkusu"
27 Ağustos 2010, 14:15

Haldun Erkli - Meşrubatçılar Derneği (MEDER) Yönetim Kurulu Başkanı 

Çocukluk anılarımızda sade gazozun ayrı bir yeri var. Başkası zaten yoktu. Her şey ne kadar da çabuk değişiyor. Canınız gazoz mu çekti ya da kola; sade mi, meyveli mi, diyet mi olsun? Hepsi de birkaç adım uzağınızda…

Röportaj: Metin Ertunç

Günümüzde meşrubat sektörü, 20.000 kişiye doğrudan istihdam sağlayan dev bir sektör. Ciro büyüklüğü ise 2 milyar YTL’nin üzerinde. Meşrubatçılar Derneği (MEDER) Yönetim Kurulu Başkanı Haldun Erkli’nin verdiği bu rakamlar, sektörün ekonomimize katkısını göstermesi açısından önemli. Haldun Bey meşrubat sektörünü en iyi bilenlerden ve bugün, 1946’da ailesinin kurduğu Çamlıca’yı, Ülker’le birlikte ikinci kuşak olarak devam ettiriyor.

Sektörün 2007 yılı itibariyle geldiği noktayı anlatır mısınız? 

Gazlı içecek pazarı 2007 yılında sürekli ve sağlıklı bir büyüme trendi gösterdi ve önceki yıla göre %10 büyüyerek pazar büyüklüğü 3 milyar litrenin üzerine çıktı. Cirosal büyüme ise %13 olarak gerçekleşti ve 2 milyar YTL’nin üzerine ulaştı. Pazarda faaliyet gösteren çok sayıda firma var. Ama ölçümlere göre Ülker, Coca Cola, PBG ve Uludağ’ın en önemli oyuncular olduğu görülüyor. Sektör olarak 20.000 kişiye doğrudan istihdam sağlıyoruz. İş ortaklarımız da dahil edildiğinde sektörümüzün istihdam sağladığı kişi sayısı çok daha önemli boyutlara çıkıyor.

Gazlı içecek ürünlerinin pazar payları ve yeni ürünler hakkında bilgi verir misiniz? 

Gazlı içecek sektörünün en büyük oyuncusu olan normal kola ve 2007 yılı itibariyle toplam pazarın %64’ünü oluşturuyor. Meyveli gazozun pazardan aldığı pay %22, sade gazozun %12, diyet kolanın ise %2.

Ancak, kola pazarındaki büyümenin yavaşlamasıyla özellikle meyveli gazoz ve farklı aromalı diyet kola segmentlerinde büyüme hızlandı. 2007 yılında diyet kola pazarı %21, meyveli gazoz pazarı %20 büyüdü. Firmalar 2007 yılında yeni ürün ve iletişimlerini diyet kola kategorisine yoğunlaştırmışlardı. Bu eğilim 2008 yılında da pazara sürülen yeni ürünlerle devam ediyor. Yoğun rekabetin yaşandığı sektörde firmalar özellikle tek kişilik tüketime yönelik yeni ambalajlar ve yeni ürünlerle tüketicilerin dikkatini çekmeye çalışıyorlar.

Sektör büyümeye devam etse de, ÖTV sorun olmaya devam ediyor. Bu konuda MEDER olarak somut bir çözüm öneriniz var mı? 

Yürürlükteki mevzuat gereğince kolalı içeceklerden %25 oranında özel tüketim vergisi ve buna ek olarak da satış fiyatı üzerinden %8 oranında katma değer vergisi alınıyor. Bu vergilerin satış fiyatı üzerinden imalatçıya getirdiği yük %35.

Bugün AB üyesi pek çok ülke, Alkolsüz İçecek üretimine uygulanan dolaylı vergileri yürürlükten kaldırmış ve kolalı içeceklere diğer temel gıdalara olduğu gibi düşük oranlı KDV uyguluyor. ÖTV’yi henüz kaldırmayan bazı üye ülkeler de kaldırma aşamasındalar.

MEDER olarak %25 oranındaki ÖTV’nin düşürülmesini talep etmekteyiz. Çünkü yüksek vergiler, fiyatların yükselmesine ve sektörün daralmasına sebep oluyor. Bu da, daha az vergi, daha az yatırım ve istihdam imkânlarının azalması demek. Aynı durum iş ortaklarımız perakende, nakliye, şeker, ambalaj, reklâm ve soğutucu gibi sektörler için de geçerli.

Ayrıca kolalı içeceklerin %80’lik kısmı orta ve alt gelir grupları tarafından tüketilmektedir. Düşük vergi uygulanması özellikle bu gelir gruplarına fayda sağlayacaktır.

Şeker Kanunu, Nişasta Bazlı Şeker ve şeker fabrikalarının özelleştirilmesi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Şeker ülkemizde, pancardan üretilen sakaroz şekeri ile mısır bazlı nişasta şekerinden elde edilmektedir. Elde edilen bu şeker meşrubat üretiminin en önemli hammaddesidir.

2001 yılında yayımlanan 4634 sayılı Şeker Kanunu ile pancar şekeri kotaya bağlandı. Nişasta bazlı şeker, yani glikoz ve fruktoz üretimi de, pancar şekeri kotasının %10’u olarak sınırlandırıldı ve %15’e kadar artırma yetkisi de hükümetlere verildi. Bu kapsamda, her yıl  234.000 ton olarak belirlenen nişasta bazlı şeker kotasının 351.000 tona çıkarılmasına hükümetlerimiz destek veriyordu. Ancak 2007-2008 kota döneminde  %50 yerine %35 oranında artırıldı ve maalesef konu yargıya intikal etti.

Fruktoz üretiminin tamamına yakını sektörümüz tarafından tüketiliyor. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sektörümüz %100 büyüdüğü halde, kota miktarı aynı kaldı. Kotalar nişasta bazlı şeker ihtiyacının ancak %30’unu karşılıyor. Oysa nişasta bazlı şeker üreticileri tümüyle yerli mısır üreticisinin mahsulünü değerlendiriyorlar ve çiftçiye çok önemli destekler veriyorlar.

Öte yandan, sakaroz bazlı şeker üretiminde de serbest ekonominin kuralları uygulanmıyor. Kamu ya da kooperatif işletmelerinin fiyatlarını kamu belirliyor. Fiyatlar, dünyada 350 dolar iken, ülkemizde 1.300 dolar seviyesinde. Fabrikalar, eski teknoloji ve ekonomik açıdan verimli değil. Bütün bu olumsuzlukların bedelini kullanıcılar ödüyor. Yurt dışı satışlar için getirilen yeni uygulamalar da finansman maliyeti oluşturuyor. Mesela; C kotası satışları ihracatın gerçekleştiği dönemin sonrasına bırakıldı. C kotası dahilinde ithal yerine uygulanan fiyatlarda, Londra Borsa fiyatları üzerine ek maliyetler konuldu. Bunlar hiçbir şekilde anlaşılamayan haksız uygulamalar.

AB’de ise fiyatların %35 düzeyinde azaltılması hedefleniyor. Sakaroz şeker üretimi azalırken nişasta bazlı şekerlerin miktarı artıyor. Bu durumda AB üyesi ülkeler ile nasıl rekabet edebiliriz? Fruktozun yaklaşık %25’i su. Bu sebeple AB’de kota kuru madde esasına göre belirleniyor. Bizde de böyle olması lazım. Ayrıca, glikoz üretimi de kanun kapsamından çıkarılmalıdır.

Şeker Kanunu’nda değişiklik çalışmalarının yapıldığı bugünlerde dile getirdiğimiz hususların ve bu konu nedeniyle mağdur tüm tarım ve sanayi kesiminin görüşlerinin dikkate alınacağını umuyoruz. Bu çerçevede yaratılacak olan rekabetçi ortam ile kamu yönetimindeki fabrikaların da özelleştirilmesi faydalı olacaktır.

Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği de bir başka problem olarak sektörün önünde duruyor. Uygulamaya yönelik ne tür sıkıntılar yaşıyorsunuz? 

Yeni yönetmelikle maliyetimizi artırıcı değişikler yapıldı. ‘Ambalaj’ ve ‘ambalaj atığı’ ifadelerinin tanımları değiştirildi. Mesela; daha önce üretim artığı olarak geri kazanım maliyetlerinden düşülebilen atıklar kapsamın dışına alındı.

Daha önce bir bedel karşılığı verilen atıkların ‘Belediyelerin anlaştığı lisanslı işletmelere bedelsiz verilmesi’ yükümlülüğü getirildi. Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararına rağmen, bedelsiz talep edilmeye devam ediliyor. Biz ise, belediyelerimizin evsel atıkları yerinde ayrıştırılmış şekilde değerlendirmesini istiyoruz. Bu konuda da, ÇEVKO aracılığı ile her türlü desteği veriyoruz.

Bildiğiniz gibi, sektörümüzün en önemli sıkıntılarından biri de kayıt dışı üretim. Merdiven altı tabir edilen bu işletmeleri kayıt altına almak için ambalaj kullanmaya özendirmek gerekir. Zaten, gıda güvenliği açısından da bu şart. Bu anlamda piyasaya sürenlerin toplama ve geri kazanım yükümlülüğünü ambalaj üreticileri ile müşterek paylaşması en azından maliyet anlamında piyasaya sürenleri teşvik edecektir.

Kamuoyunun görüşüne açılan “Veteriner Hizmetleri, Gıda ve Yem Kanunu” taslağı hakkında MEDER olarak görüşünüz nedir? Taslak AB ile birlikte düşünüldüğünde, sektörün vizyonunu karşılıyor mu?

Taslakta ana şemsiyenin gıda güvenliği olması, bitki, hayvan ve su ürünlerinin bunun altında yer alması gerekirdi. Oysa hayvan sağlığı ve refahı, hayvanların korunması, veteriner hizmetleri, veteriner sağlık ürünleri ana unsur olarak ele alınmış, bunun altında gıda güvenliği işlenmiş.

Gıda güvenliği açısından yeterli düzeyde, kapsamlı ve entegre bir yaklaşım elde edebilmek için, temel üretim aşamasındaki gıda maddeleri, yem ve diğer tarımsal girdiler ile gıdayla temas halinde olan materyaller ve maddeler ile ilgili hükümler de dahil olmak üzere, gıda ve besin maddelerinin güvenliği direkt veya dolaylı etkileri olan çeşitli hükümleri kapsayacak şekilde Gıda Kanunu içinde geniş bir tanım bulmalıdır. Ancak ne yazık ki yeni taslak bu kapsamdan oldukça uzak.

AB’ye uyum çerçevesinde konunun kapsamlı olarak yeniden ele alınması en uygun yaklaşım olacaktır. Aksi halde çıkacak kanun, Gıda Kanunu’ndan çok Veteriner Hizmetleri Kanunu olur. Sektörümüze hizmet etmeyeceği gibi gıda sanayinin vizyonunu da karşılamaz.

Basında, kolalı ve gazlı içeceklerin obeziteye sebep olduğuna dair haberler çıkıyor. Bu konudaki düşüncelerinizi de alabilir miyiz? 

Obezitenin sebebini sadece gazlı içeceklere bağlamak çok yanlış ve yanıltıcı olur. Bu konuda pek çok araştırma yapılıyor ve biz de bunları takip ediyoruz. Bu araştırmalara göre obezitenin en temel sebepleri genetik miras, yüksek kalori alımı ve düzenli egzersiz yapılmaması. Kuzey Kaliforniya Üniversitesi’nce yapılan bir araştırmaya göre, son 20 yılda kalori alımı sadece %1 oranında artarken, obezite oranındaki artış %10. Çocukların fiziksel aktivitesinde de %13 oranında azalma var.

Sağlıklı bir hayatın temelinde dengeli ve ölçülü bir yaşam biçimi yatıyor. Meyve ve sebzenin yanı sıra karbonhidrat, yağ ve protein içeren gıdaları dengeli bir biçimde tüketmeliyiz. Sağlıklı bir hayatın vazgeçilmezlerinden biri de su. Her gün mutlaka belli oranda sıvı tüketmemiz gerekiyor. Sıvı tüketiminin hücrelere oksijen taşınmasından rahat solunuma kadar pek çok hayati fonksiyonu var. Sıvıyı da suyun yanı sıra çeşitli içecekleri tüketerek sağlıyoruz. Meşrubat sektörü de vücudun sıvı ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak gazozdan sporcu içeceğine kadar geniş bir yelpazede çeşitli ürünler üretiyor.

Türkiye’nin maalesef şu ana kadar beslenme haritası da çıkarılmış değil. Bölgelere göre farklılık gösteren beslenme alışkanlıkları ve ihtiyaçları ortaya konmadan alınacak her türlü karar ya da çıkartılacak yasalar yetersiz olacaktır.

Gazlı içeceklerde alkol bulunduğu yönünde haberler de var. MEDER Başkanı olarak, üyeleriniz adına neler söyleyeceksiniz? 

Bu yaklaşımlar tamamen spekülatiftir. Derneğimize üye şirketler “alkolsüz içecekler” üretmektedir.

Etil alkol, yani ethanol doğal olarak meyve ve sebzelerde bulunur. Zira meyve ve sebzeler olgunlaştıkça oluşan mayalanma sırasında eser miktarda ethanol ortaya çıkar. Ayrıca, ekmek, yoğurt gibi maya içeren gıdalarda da yine doğal olarak eser miktarda ethanol bulunur. Gıda ve içecek sektöründe kullanılan doğal aromaların birçoğunda doğal olarak oluşmuş ethanol mevcuttur. Gıda ve içeceklerin kimyasal içeriklerine bakıldığında, herhangi bir maddenin tamamen bulunmaması diye bir iddia pratikte mümkün değildir. Her madde ile ilgili bir alt sınır kabul edilmekte ve bunun altındaki rakamlar bilimsel olarak kayda değer olmadığı için dikkate alınmamaktadır. Kaldı ki, gıda etiketleri de Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yasal düzenlemeleri çerçevesinde düzenleniyor.

Tüketiciler bu konudaki bilgilere www.mesrubatcilar.org sitesinden ve ayrıca üyelerimizin çağrı merkezlerinden de ulaşabilirler.

Yorumlar

Bir cevap yazın

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.