Dünya Tüberküloz Günü: Göç alan ülkeler büyük risk altında!

Türkiye’nin tüberküloz konusunda DSÖ hedeflerine ulaşan ülkeler arasında bulunduğunu belirten Prof. Dr. Banu Musaffa Salepçi, “Aslında ortadan kalkması gereken bir hastalık olmasına rağmen özellikle hastalığın yoğun olduğu ülkelerden göç alan ülkeler de riske giriyor. Özellikle de kontrolsüz göçler, istenen sonuçlara ulaşmada önemli bir engel teşkil ediyor” dedi.

Dünya Tüberküloz Günü: Göç alan ülkeler büyük risk altında!
Dünya Tüberküloz Günü: Göç alan ülkeler büyük risk altında!
+3
Haber albümü için resme tıklayın

24 Mart Dünya Tüberküloz Günü… Halen dünyada pek çok ülkede belirgin derecede yaygın bir hastalık olan tüberküloz, solunum yoluyla bulaşan bir hastalık.

En çok Afrika ve Güneydoğu Asya’da görülüyor

Tüm dünyada tüberkülozun ortadan kaldırılmasına yönelik 2030 hedeflerine ulaşmak için çalışmalar sürdürülse de istenilen hedeflere ulaşılmış değil. Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 2015’ten 2025’e kadar yıllık yeni Tüberküloz vaka sayısını yüzde 50 oranında düşürme hedefine ulaşamadığını, aksine bazı ülkelerde halen artış görüldüğünü bildiren Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Musaffa Salepçi, dünya genelinde en yoğun Afrika ve Güneydoğu Asya ülkelerinde tüberküloz görüldüğünü söyledi. Salepçi, “Şu anda Afrika ülkelerinde 100 binde 208, Güney Doğu Asya’da 100 binde 234 olan insidans Amerika’da 100 binde 31, Avrupa’da 100 binde 25 civarında. Yıllık ortalamalara bakıldığında her ne kadar 2020 yılında bir düşüklük saptansa da bu reel bir düşme değil. COVID-19 pandemisi nedeniyle hastalığın teşhis ve dolayısıyla tedavi edilememesi de, bu sonuçlarda etkili oldu” dedi.

Dünya Tüberküloz Günü: Göç alan ülkeler büyük risk altında!

“Türkiye, DSÖ hedeflerine ulaşan sayılı ülkeler arasında”

Tüberküloz sıklığının insidansa, yani her yıl tespit edilen yeni vaka sayısına göre değerlendirildiği bilgisini veren Salepçi, tüm dünyada şu anda ortalama insidansın 100 binde 133 olduğunu söyledi. DSÖ’nün hedefinin 100 binde 15 olduğunu ve Türkiye’nin o hedefe ulaşmış ülkelerden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Salepçi, şöyle devam etti:

“2022’de Türkiye'deki insidans 100 binde 14 olarak tespit edilmiş. Bu anlamda çok şanslı olduğumuzu söyleyebilirim. Ancak, Türkiye'de tüberküloz ile savaşın çok iyi şekilde sürdürülmesinin bu sonucu getirdiğini söylemek gerekir. Ülkemizde doğrudan gözetim altında tedavi (DGT) politikası çok iyi şekilde yürütülüyor. Hasta olan kişiler tespit ediliyor ve onların etrafındakiler da kontrol ediliyor.”

Hastalığın yaygın olduğu bölgelerden göç alan ülkeler risk altında!

DSÖ’nün “2025 yılında yüzde 50” azalma hedefinin aksine 2015'te 100 binde 83 olan yıllık insidansın 2022 yılında 100 binde 95’e çıktığını vurgulayan Salepçi, bu durumun genel anlamda küresel sağlığa gölge düşürmeye devam ettiğini ve özellikle hastalığın yaygın olduğu bölgelerden göç alan ülkelerin risk altında olduğunu söyledi. Salepçi, “Şu anda dünyada 2022 yılındaki tüm tüberküloz vakalarının 2/3’ünden fazlası Hindistan, Endonezya, Çin, Filipinler, Pakistan, Nijerya, Bangladeş ve Kongo’da tespit edilmiş. Dolayısıyla bu ülkelerden göç alan ülkelerde de risk giderek artıyor” diye konuştu.

Dünya Tüberküloz Günü: Göç alan ülkeler büyük risk altında!

Bu belirtilere dikkat: Öksürük, ateş, gece terlemesi, kilo kaybı…

Tüberkülozun birçok akciğer hastalığına benzer belirtiler gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Banu Musaffa Salepçi, şu bilgileri verdi:

“Hastalık solunum yoluyla alındığı için mikrop önce akciğerlere geliyor, oradan da kan yoluyla tüm organlara dağılabiliyor. Öncelikle akciğerlere ait öksürük, balgam, balgamda kan görülmesi gibi belirtilerin yanı sıra ateş, halsizlik, kilo kaybı, iştahsızlık ve gece terlemesi gibi genel belirtiler de eşlik ediyor. Özellikle bu belirtilerle gelen kişilerin etrafında tüberküloz hastası varsa mutlaka tüberkülozdan şüphelenilmeli.
Tüberküloz mikrobu ile ilk karşılaşma genellikle çocukluk ve gençlik çağında oluyor. Mikropla karşılaşan ve primer enfeksiyon geçiren kişilerin sadece %5’inde mikrobu aldıktan sonraki 6 ay – 1 yıl içinde aktif hastalık gelişirken, %95’inde aktif hastalık gelişmeden sessiz enfeksiyon olarak kalıyor. Bu kişilerin de %5’inde daha ileri yaşlarda bağışıklık sistemini baskılayan hastalık oluşması veya ilaçların kullanılması sonucu vücutta uyur durumda olan mikropların uyanması aktif tüberküloz hastalığına yol açıyor.
Tüberküloz açısından en riskli grubu HIV pozitif hastalar oluşturuyor. Bunun yanında uzun süreli kortizon veya bağışıklığı baskılayıcı ilaç kullanmak zorunda olan romatoloji hastaları da bu grupta yer alıyor. Ayrıca, kanseri olan, diyabet gibi kronik hastalığı olan kişiler, organ nakli sürecinde olan ve nakil gerçekleşmiş hastalar da risk grubunda yer alıyor. Bu kişiler hem hastalığa daha kolay yakalanabiliyor hem de hastalığı daha ağır geçirebiliyor. Covid ve tüberküloz birlikteliği ile ilgili de yayınlar var. Her iki hastalık birbirinin riskini artırıyor.”

“Tüberküloz tedavi edilebilir bir hastalık”

“Öncelikle etkeni yani aktif hastalığı olan hastanın teşhisini koyup tedaviye başladığımızda, direnç gelişmeksizin tedavi edebilirsek bulaştırıcılığı ortadan kaldırmış oluyoruz” diyen Prof. Dr. Salepçi, tedavinin başarıya ulaşması için dikkat edilmesi gereken noktaları sıraladı:

“Tüberkülozun yaklaşık altı aylık ilaç kullanım süresi var. Her ne kadar bu ilaçların kullanımı hasta açısından zor olsa da düzenli ilaç kullanımı şart. Bununla birlikte her vaka bu sürece uyum sağlayamayabiliyor. Ancak bu durum hasta açısından ciddi tehdit oluşturuyor. Çünkü bu durumda dirençli vaka haline geliyor ve ömür boyu tedavi sürüyor. Beraberinde dirençli vakanın bulaş riski de artıyor.”
Dünya Tüberküloz Günü: Göç alan ülkeler büyük risk altında!

En önemlisi bulaşın önlenmesi

Tüberkülozdan korunmada aşılamanın çok önemli olduğunun altını çizen Banu Musaffa Salepçi, sözlerine şöyle devam etti:

“Bugün dünyada halen insidansın düşük olduğu bazı Avrupa ve Amerika ülkelerinde aşılama yapılmıyor. Bizim ülkemizde insidans 100 binde 14 olmasına rağmen aşılama devam ediyor. Aşılama dışında periyodik kontrollerin yapılması, şüpheli bir vaka olduğunda bunun erken teşhis edilmesi ve bu vakanın etrafındaki kişilerin hemen kontrolden geçirilip bulaşın engellenmesi çok önemli. Tüberküloz zaten bildirimi zorunlu bir hastalık. Bu nedenle teşhis konulduğu anda bildirimi yapılıyor ve o hastayla yakın teması olan kişiler kontrolden geçiriliyor. Türkiye’de Tüberküloz kontrolü çok düzenli bir şekilde uygulanıyor.”

“Sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan, iyi beslenemeyen, hijyeni iyi olmayan, kalabalık yaşayan gruplarda hastalık daha yaygın” diyen Prof. Dr. Salepçi, “Dolayısıyla, öncelikle hastalığa yakalanmamak için şartların, ortamın iyileştirilmesi gerekiyor. Tüberküloz mikrobunun önemli bir özelliği de maalesef iyi havalanmayan, ışık almayan ortamlarda 6 aya kadar canlı kalabilmesi. O yüzden tüberküloz geçirmiş birinin kaldığı oda iyi havalandırılmazsa ve iyi ışık almazsa daha sonradan o odaya giren kişiler bile bu süreç içinde tüberküloza yakalanabilir. Bu konuda bilgi ve bilinç artırılmalı” diye konuştu.

24 Mar 2024 - 16:38 - Sağlık


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gıda Hattı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gıda Hattı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gıda Hattı editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gıda Hattı değil haberi geçen ajanstır.