Mühendis ve mimarlar nasıl bir kent istiyor?

Demokratik katılıma açık, çağdaş bir yerel yönetim anlayışının vazgeçilmez olduğunun altı çizilen TMMOB Yerel Seçim Bildirgesi’nde, kentlerin yönetiminde bilimin, tekniğin, hukukun ve kamu yararının esas alınması çağrısı yapıldı, seçim süreci ve yerel yönetime ilişkin politika, düşünce, uyarı ve önerilere yer verildi.

Dünyanın en pahalı kentleri! Ankara ve İstanbul hangi alanda birinci?
3 büyük kentte tersine göç yaşanıyor!
+1
Haber albümü için resme tıklayın

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), 31 Mart 2024 tarihinde gerçekleştirilecek olan yerel seçimlere yönelik görüş ve önerilerini içeren Yerel Seçim Bildirgesi’ni yayımladı.

Mühendis ve mimarlar nasıl bir kent istiyor?

TMMOB Yerel Seçim Bildirgesi 2024

31 Mart 2024’te Türkiye’nin tüm kent, ilçe, kasaba, köy ve mahallelerinde yapılacak yerel seçimlerde; kentleri, ilçe ve kasabaları, köy ve beldeleri, mahalleleri yönetecek belediye başkanları, belediye meclisi üyeleri, muhtarlar, meclis üyeleri, ihtiyar meclisi/heyeti üyeleri seçileceği hatırlatılan Bildirgede, aklın ve bilimin dışlanması, şehir planlama, mimarlık ve mühendislik hizmetlerinin gerektirdiği mesleki denetimin ve bilimsel-teknik kriterlerin devre dışı bırakılması,  mühendislik, mimarlık ve şehir planlama hizmetlerinin birer prosedür haline getirilmesi nedeniyle ülkenin hemen her noktasında seller, toprak kaymaları, otoyolların çökmesi, hafriyat sırasında çöken binalar gibi olağandışı olayların olağanlaştığı, doğa olaylarının ağır can ve mal kayıplarının yaşandığı afetlere dönüştüğü belirtildi.

“Denetimsizlik, yanlış arazi kullanım politikaları, Cumhuriyet tarihine koşut kaçak yapılaşma ve imar affı süreçleriyle sağlıklı ve güvenli kentlerde yaşama hakkımız yok edildi” denilen Bildirgeden bazı bölümler şöyle:

“Sağlıklı kentleşme, kentsel hizmetlerin kamusal hizmet kapsamında ele alındığı; barınma, çevre, eğitim, sağlık, kültür hizmetlerinin insan hakkı olarak görüldüğü; kamu yararı öncelikli bütünlüklü planlama, çevre, enerji, sanayi ve tarım politikalarının benimsendiği ve yerli mühendislik, yerli kaynak kullanımıyla; bağımsızlık, planlama, sanayileşme ve kalkınmayla olanaklıdır.
TMMOB, kentlerimizde var olan sorunların aşılmasını; sağlıklı, yaşanabilir ve güvenli kentsel çevrelerin üretilmesini; kentsel yaşam kalitesinin iyileştirilmesini; kent halkının, emek ve meslek örgütlerinin demokratik katılımı ve denetimini sağlayacak bir anlayışın geliştirilmesini, öncelikli ve temel gereklilik olarak görmektedir.
Bugün, kentlerimizin ve toplumun her zamankinden daha çok “toplumcu, demokratik ve halkçı bir yerel yönetim” anlayışına ihtiyacı vardır. Bu anlayış, katılımcılığın önünü açan, toplumun değişik kesimlerine karar alma, uygulama ve denetleme süreçlerinde söz hakkı tanıyan politika ve uygulamaların hayata geçirilmesidir.”

Bildirgede altı çizilen başlıklar

TMMOB Yerel Seçim Bildirgesi’nde “Seçimlere Nasıl Bir Ortamda Gidiyoruz?” başlığındaki saptamaların ardından “TMMOB’nin Yerel Yönetimlere Yaklaşımı” başlığı altında “Özerk-Demokratik-Etkin Bir Yerel Yönetim İçin…”, “Kentin Sakini Değil, Sahibi Olabilmek İçin…”, “Katılımcı Bir Kent İçin…”, “Etkin Kentsel Hizmet Üretimi İçin…”, “Kamu Yararı Odaklı Kent Planlaması İçin…” öneriler dile getirilip, ivedilikle atılması gereken adımlar sıralandı.

“Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?” başlığı altında “Bizler; İnsanlık Onuruna Yaraşır Sağlıklı Bir Çevrede Yaşamak İstiyoruz, Nitelikli, Erişilebilir ve Herkes İçin Sağlık İstiyoruz” denildikten sonra, “Sağlıklı, Erişilebilir ve Güvenli Gıda Hakkımızı İstiyoruz” alt başlığında şu noktalara dikkat çekildi:

“Gıdalar, insanların yaşamlarını sürdürmeleri için gereken vazgeçilemez ve ertelenemez ihtiyaçlardır.
Bu nedenledir ki insanların dini, dili, rengi, cinsiyeti ve milliyeti ne olursa olsun aktif ve sağlıklı bir yaşam için gereksinim duyduğu yeterli, sağlıklı, güvenilir ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik bakımdan sürekli erişebilmesi, yani “gıda güvencesi”nin sağlanması bir insan hakkı olarak kabul edilmiştir. “Gıda güvencesi” kavramı insanların tükettikleri suyu da “gıda” tanımı içine almaktadır. Kaldı ki yalnızca tüketim amaçlı suya değil, kullanma suyuna erişim de temel bir haktır.
Ancak küreselleşen dünya düzeninde tarım ve gıda ürünleri ile su ticari birer meta olarak görülüp serbest piyasa koşullarına terk edildiklerinden insanların gıda ve suya yeterince ulaştıklarını iddia etmek mümkün olmamaktadır.
Gıdaya erişimin sağlanamamasında temel sorun, adil olmayan gelir ve ürün dağılımıdır. Dolayısıyla açlığın nedeni temelde yoksulluktur. Günümüz hastalığı olan aşırı ve lüks tüketim alışkanlığı, gıdaya adil ulaşmanın önündeki en büyük engellerden birini oluştururken, nüfus planlamasının uygulanmaması da gıdaya erişimi güçleştirmektedir.

“Kişiler gıda yardımının nesnesi değil, gıda hakkının öznesidir”

Son yıllarda dünyada gıda fiyatları düşerken ülkemizdeki gıda fiyatlarındaki artış önlenememektedir. Toplumun büyük bir kesimi her geçen gün nitelikli gıdalara ulaşmakta zorlanmakta, yurttaşlarımızın bir bölümü sürekli yardımlarla karnını doyurabilmektedir. Bu durum ise yerel yönetimler, valilikler veya gıda bankaları aracılığıyla yoksul ailelere yapılan gıda yardımlarının, insan onuruyla bağdaşmayan ve yüzeysel siyasi araçlara dönüştürülmesine neden olmuştur. "Gıda güvencesi sağlanamayan kişilerin gıda yardımının nesnesi değil, gıda hakkının öznesi olduğu” unutulmamalıdır. Bu yardımlar “gıda hakkı” çerçevesinde devletin bir sorumluluğu olarak görülmelidir.
Günümüzde bütünleşik üretim ve tüketim ilişkilerini çevreleyen gıda sistemi, farklı dinamikleri kapsayan farklı sistemlerin bir çatışma alanı olarak karşımızda çıkmaktadır. Kapitalist/endüstriyel gıda sistemi, üretimden tüketime gıda sistemini bir rant, sömürü ve tüketim ilişkisi olarak örgütlemekte, gıda egemenliğini şirket egemenliği olarak uygulamakta, sağlıklı gıda üretiminin adil koşullarını ortadan kaldırmakta, gıdayı bir meta olarak görmektedir.
Yanlış tarım politikaları sonucu, ülkemiz temel tarım ve gıda ürünlerinde ithalatçı konumuna gelmiştir. Türkiye’nin dışa bağımlılığı artarken bakliyat ve tahıl gibi temel ürünlerde tamamen ithalatçı durumuna gelinmiştir. Tarım ve gıda ürünlerinde ihracat-ithalat dengesinin ithalat lehine hızla bozulduğu gözlemlenmektedir. Bundan da önemlisi, tarım ve gıdada yaşanan dışa bağımlılık bir varoluş/egemenlik sorunu haline gelmiştir.
Üretim ve tüketimdeki kent-kır ilişkisi de değişim göstermektedir.
6 Aralık 2012’de Resmi Gazete’de yayımlanan ve Mart 2014 Yerel Seçiminden sonra yürürlüğe giren Büyükşehir Yasasıyla birlikte büyükşehir belediyesi statüsündeki 30 ilde il özel idaresi, il genel meclisi ve köy tüzelkişiliği kaldırıldı ve kırsal yerleşimlerde nüfus yapısı büyük oranda değişti.
Bu yasa, belediyelere önemli görev ve işlevler yüklemektedir. Ancak bazı belediyeler ve ilgili bakanlıklar arasında çalışma alanları nasıl belirlenecek, sınırlar nasıl çizilecek konusunda yetki kargaşası yaşanmaktadır. Yasanın 7. maddesinde “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler” denmektedir.
Bu yasa çıkıncaya kadar bilinen tanımıyla kentte hizmet üretimi, kırda ise tarımsal üretim esas iken Büyükşehir Yasası ile bu tanım büyük ölçüde değişmiştir. Büyükşehir statüsündeki 30 büyük ilde 16 bin 545 köy tüzelkişiliğini yitirmiş ve kentin mahallesi olmuştur. Böylelikle, tarım ve kırsalın gelişmesinde belediyelerin rolü artmıştır.
Sağlıklı ve güvenilir gıda temini için iyi bir planlamayla kent-kır bütünleşmesi sağlanarak oluşturulacak politikalar ve yerellerdeki tarımsal üretim potansiyelinin değerlendirilmesi çok önemlidir.
Gıdaya erişim ve gıda hakkı konusunda yaşanan sorunlar, afetlerdeki kırılganlıklar gibi konularda sorunun çözümüne yönelik olarak kuşkusuz bilimin çok önemli bir rolü vardır; ancak atılması gereken en önemli adımlar politik olacaktır.
Kamu sağlığının korunabilmesi için gıda güvenliğinin ve gıda güvencesinin sağlanması zorunluluktur.

“Tarım ve gıda sistemi yeniden kurgulanmalı”

İşte bu nedenlerledir ki tarım ve gıda siteminin, tüm paydaşlarıyla etkin iletişim içinde gözden geçirilmesi ve yeniden kurgulanması kaçınılmazdır.
Açlık ve yoksullukla mücadelede gıda güvencesinin ve yeterli beslenmenin sağlanabilmesi için refah seviyesi yükseltilerek geçimin kolaylaştırılması, doğal kaynakların yönetimi, çevrenin korunması, kırsal alanda sürdürülebilir kalkınmayla kırsal refahın artırılması ve sürdürülebilir gıda ve tarım politikalarının hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Adil bir gıda dağılımı ve gıdaya erişim hakkı için üreticiler doğru yöntemlerle desteklenerek üretim süreçlerinde tutulmaya çalışılmalı, tarımsal AR-GE'ye daha fazla yatırım yapılmalı, tarımsal ürün planlaması yapılarak israf önlenmeli, toprağı işlemede aile işletmelerine öncelik verilmelidir.
Sürdürülebilir aile çiftçiliği özendirilmeli ve bu yönde teşvikler sağlanmalıdır.
Köylü ve çiftçi düzeyinde sendikalaşmanın önü açılmalıdır.
Afetlere dirençli bir gıda ve tarım sistemi kurgulanmalıdır.
Halkçı tarım reformları yapılmalı, tohumlara bedelsiz erişim garantisi sağlanmalı, yerel üretim ve temel gıdalara öncelik verilmeli, ulusal üretim korunmalı ve tarım politikaları halkın etkin katılımıyla belirlenmelidir.
Gereksinimlerimize uygun ulusal tarım politikaları, kısa, orta ve uzun erimlerle tasarlanmalıdır.
Gıda politikalarının oluşturulmasında ve sonuçlarının değerlendirilmesinde saydamlık, katılımcılık ve hesap verebilirliğe dayanan bir yönetişim yaklaşımı benimsenmelidir.
Gıda egemenliği konusunda yürütülecek politik mücadelede, üreticiden tüketiciye aracısız mal sağlayan ekolojik üretim-tüketim kooperatifleri teşvik edilmeli, yerel yönetimler bu hususta inisiyatif almalıdır.
Yerel yönetimler, bitkisel ve hayvansal kökenli gıda maddelerinin sağlıklı ve ekonomik biçimde tüketicilerin sofralarına ulaşabilmesi için geçmiş yıllarda başarılı örneklerini gördüğümüz tanzim satış kooperatiflerini yeniden hayata geçirmelidir.
Tarım arazileri, zeytinlik alanlar, meralar, ormanlar, su havzaları ve sulak alanlar mutlak suretle korunmalıdır.
Belediyeler, sorumluluğunda bulunan arazilerin ıslahı, imarı ve tarıma uygun hale getirilmesinin yanı sıra ağaçlandırma, erozyonun önlenmesi çalışmalarını da planlamalı; bu konularda ilgili tüm paydaşlarla eşgüdüm içinde projeler yapmalıdır.
Gıda denetimlerinin kamu eliyle etkin, yansız ve bilim temelli gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.
Yerel yönetimler, yetki kargaşası yaratılmadan tarım ve gıda sisteminin sorunlarının çözümüne katkıda bulunabilecek biçimde yetki ve sorumluluklarla donatılmalıdır.
 • 5393 sayılı Belediye Kanunu ile belediyenin görev alanındaki; tarımsal sulama, hayvan içme suyu, taşkın koruma ve toprak muhafazası için gerekli tesislerin (gölet, yeraltı ve yerüstü bendi, sulama havuzu, pompaj vb.) kurulması, ıslahı ve tevsii ile ilgili çalışmaları doğru bir gıda-tarım planlaması içerisinde yapmalıdır.”

TMMOB’nin diğer talepleri

Bildirgede ayrıca, “Güvenli Yaşam Hakkımızı İstiyoruz”, “Kentiçi Ulaşım Sorunlarının Çözülmesini İstiyoruz”, “Kentlerde Enerji Verimliliği Esasına Dayalı Enerji Yönetimi İstiyoruz”, “Doğal, Tarihi, Kültürel Mirasın ve Kent Kimliğinin Korunmasını İstiyoruz”, “Kadınların, Çocukların, Engellilerin, Yaşlı ve Yoksunların Toplumsal Yaşama Tam ve Eşit Yurttaşlar Olarak Katılımı İçin Engelsiz Kent Ortamları İstiyoruz”, “Saydam ve Denetime Açık Yerel Yönetimler İstiyoruz”, “Kent Suçlarından Arındırılmış Kentler İstiyoruz”, “Nitelikli Hizmet Üreten Yerel Yönetimler İstiyoruz” başlıkları altında durum tespiti yapılarak, önerilere yer verildi.

21 Şub 2024 - 12:02 - Güncel


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gıda Hattı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gıda Hattı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gıda Hattı editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gıda Hattı değil haberi geçen ajanstır.