Unutmadan, Affetmeden, Helalleşmeden… Depremin 1. Yıl Raporu

Depremin birinci yılında kamuoyuna açıklanan TTB-SES Deprem 1. Yıl Raporu, barınma sorunlarının sürdüğünü, çalışma olanaklarının yaratılamadığını, şiddetin ve madde kullanımının tırmandığını, insanların yokluk ve yoksulluk ile boğuştuğunu ortaya koydu.

Unutmadan, Affetmeden, Helalleşmeden… Depremin 1. Yıl Raporu
Unutmadan, Affetmeden, Helalleşmeden… Depremin 1. Yıl Raporu
+7
Haber albümü için resme tıklayın

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Şubat 2023 Depremleri 1. Yıl Raporu’nu, Hatay’da düzenlenen basın toplantısında “Unutmadan, affetmeden, helalleşmeden, inatla ve umutla; sağlıklı geleceği bir daha yıkılmamak üzere yeniden kuracağız” mesajıyla kamuoyuyla paylaştı.

Unutmadan, Affetmeden, Helalleşmeden… Depremin 1. Yıl Raporu

“Deprem bölgesinde bir yıl öncekinden farksız bir manzara var”

Toplantıda ilk sözü alan TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı, depremlerin ilk gününden itibaren insanların yaralarını sarabilecek ve sağlığı birlikte toplumsallaştırabilecek tüm araçları kullandıklarını, birlikte karar alıp birlikte üreterek bu büyük dayanışmayı var ettiklerini söyledi.

“Bu rapor, ortak bir üretimin ve kolektif bir iradenin raporudur. Bir yılda nelerin yapıldığının ötesinde bundan sonra nelerin yapılabileceğinin, nelerin ortaklaştırılabileceğinin, geleceğin nasıl kurulabileceğinin raporudur” diyen Korur Fincancı, deprem bölgesindeki incelemelerinde bir yıl öncekinden farksız bir manzara ile karşılaştıklarını kaydetti. Barınma sorunlarının sürdüğünü, çalışma olanaklarının yaratılamadığını, şiddetin ve madde kullanımının tırmandığını, insanların yokluk ve yoksulluk ile boğuştuğunu aktaran Korur Fincancı, tüm bu koşullar altında sağlığı birlikte üretmeye, sağlıklı ve umutlu bir toplum yaratmaya çalışan tüm hekimlere/sağlık emekçilerine teşekkür etti.

Unutmadan, Affetmeden, Helalleşmeden… Depremin 1. Yıl Raporu

“Sağlık sistemi, depremin yıkıcı etkisini artırdı”

SES Eş Genel Başkanı Nazan Karacabey ise, toplumun potansiyel hasta, hastaların ise müşteri olarak görüldüğü sağlık sisteminin, depremin yıkıcı etkisini artırdığını belirterek, şunları söyledi:

“TTB-SES koordinasyon merkezleri ise başka bir sağlık sisteminin mümkün olma mücadelesinin pratikte sınanmasıydı. Sağlık emekçileri yapmaları gerekeni ihtiyaca göre belirleyip, ortak karar mekanizmasını işlettiler. İşkolundaki sınıf içi parçalanmışlığa karşı farklı meslek grupları ekip olarak dayanışma içinde çalıştı, aynı amaç için ortak mücadele ruhu yakalandı. Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri sistemin edilgen unsuru olmaktan, eleştirisini yaptığı sağlık sistemi karşısında kurucu bir özne olarak yer aldı. Başka türlü bir sağlık sistemi mümkündür demenin en iyi yolunu yaparak, eyleyerek gösterdi. Bundan sonraki süreçte de mücadele ve dayanışmanın büyütülmesi gerekiyor.”
Unutmadan, Affetmeden, Helalleşmeden… Depremin 1. Yıl Raporu

SES Hatay Şube Eş Başkanı Serkan Bab da; depremin ilk gününden itibaren enkazlarda, geçici yerleşim alanlarında, sağlık kurumlarında yaşanan sorunları sıraladı ve aradan 100 yıl da geçse yaşanan bu acıların sorumlularını unutmayacaklarını söyledi. Kamu otoritesinin depremi fırsat bilerek toplum üzerindeki ekonomik yükü artırdığına da dikkat çeken Bab, “İnsana, emeğe, doğaya düşman bu bozuk düzene, bu köhne sisteme karşı emek ve demokrasi mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” diye konuştu.

Unutmadan, Affetmeden, Helalleşmeden… Depremin 1. Yıl Raporu

“Resmi ölüm sayıları gerçeği yansıtmıyor”

Çalışma ekibi adına Raporun sunumunu yapan TTB Halk Sağlığı Kolu üyesi Dr. Mehmet Zencir, sahada hekimler/sağlık emekçileri, emek-meslek ve demokratik kitle örgütleri, belediyelerden muhtarlara yerel yöneticiler, kayıtdışı konuşan kamu kurumlarının yöneticileri ve depremi doğrudan yaşayan halk ile yaptıkları görüşmeler ışığında resmi ölüm sayılarının gerçeği yansıtmadığından emin olduklarını söyledi.

Sağlık kurum ve kuruluşları yapılarının deprem karşısındaki dayanıksızlığına vurgu yapan Zencir, birinci basamak sağlık hizmeti veren kurumlardaki sorunlara değindi. Tüm bu organizasyonsuzluğun hekimlerin/sağlık emekçilerinin üzerindeki yükü artırdığının altını çizen Zencir, “Tüm bu sorunları derinleştiren çözümsüzleştirenin sağlığın tüm bileşenlerini kentin yeniden inşa sürecine dahil etmeyen despotik yönetim anlayışı olduğunu unutmamak gerekir” dedi.

Unutmadan, Affetmeden, Helalleşmeden… Depremin 1. Yıl Raporu

TTB ve SES’in deprem koordinasyon merkezleri üzerinden yürüttüğü çalışmaları özetleyen Zencir, sözlerini şöyle noktaladı:

“Unutmadan affetmeden helalleşmeden, korkmadan inatla ve umutla; sağlıklı geleceği bir daha yıkılmamak üzere yeniden kuracağız. Tarihi, kültürel ve doğal değerleriyle kentlerimizi demokrasi ve barış içinde yeniden hep birlikte inşa edeceğiz.”
Unutmadan, Affetmeden, Helalleşmeden… Depremin 1. Yıl Raporu

Rapordan Sonuç ve Öneriler

TTB-SES Deprem 1. Yıl Raporu’nun Sonuç ve Öneriler başlığından bazı bölümler şöyle:

“Yıkımın bedelinin oldukça ağır, can kayıpları inanılmaz derecede yüksek olmuştur. Israrla, değiştirilmeden kamuoyu ile paylaşılan resmi rakamlar dahi ürkütücüdür: 50 bin 783 insanımızı yitirdik. Demokratik kitle örgütleri, emek ve meslek örgütleri, STK’lar, muhtarlar, depremi doğrudan yaşayan halk ve kayıt dışı konuşan kamu kurumlarının yöneticileri dahi zikredilen bu rakamın gerçeği yansıtmadığını sürekli gündemde tutmaktadır. Hakikat bükücülerine karşı hakikat arayışını sürdürmeye ısrar etmektedir.

“Ölüm sayıları çok daha yüksek”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için AKP adayı olarak gösterilen eski Çevre ve Şehircilik, İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un canlı yayında ağzından 130 bin rakamını kaçırması ile tartışma yeniden alevlenmiştir. Hatta bu açıklamanın kamuoyunda etkili olması nedeniyle İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 6 Şubat depremlerinde 53 bin 537 kişinin öldüğünü, 107 bin 213 kişinin de yaralandığını söylemiştir. Oysa tartışılan sadece sayı yarıştırma değildir, yitirdiğimiz her cana sahip çıkma iradesidir. Depremin ilk gününden beri yaptığımız çalışmalarda ve görüşmelerde rakamın çok daha yüksek olduğunu biliyoruz.
Çoğu sağlık kurumu depremin yıkıcı etkisine bağlı binasıyla beraber enkaz altında kalmıştır. Depremin 1. yılında hemen her konuda olduğu gibi başta birinci basamak sağlık hizmeti olmak üzere sağlık hizmetlerinde de belirsizlik varlığını sürdürmektedir. Sağlık hizmetlerini doğrudan etkileyen belirsizlikler şu şekilde özetlenebilir:
● Güncel nüfus (nüfus hareketliliği, göç̧)
● Ölü, yaralı, kayıp ve engelli istatistikleri
● Aile hekimlerinin nüfusu
● Aile Sağlığı Çalışanlarının eksikliği
● Deprem nedeniyle krize giren birinci basamak sağlık hizmetlerinde akıbeti
● Sağlık emekçilerinin çalışma şekli ve ücretlendirilmesi
● Sağlık emekçilerinin barınma koşulları, çocuklarının geleceği
● Sağlık hizmetlerinin yeniden inşası
● Mezuniyet öncesi ve sonrası tıp eğitimi
● Mahkemesi devam eden orta hasarlı binaların akıbeti
● Enkaz kaldırma sonrası başlayan temel kaldırma işlemleri
● Molozlar için kalıcı depolama alanları
● Çocuk ve gençlerin eğitimi
● Kentin yeniden inşası
Belirsizliklerin önüne geçilmesinin yolu şeffaflıktan ve afet yönetiminin demokratikleşmesinden geçer. Toplumu, emek ve meslek örgütlerini görmeyen, hakikati karartan algı yönetiminden bir an önce vaz geçilmelidir. Sağlık alanında yaşananların çözümünde sağlık örgütleri ile ortaklaşan bir yol izlenmelidir.

“Sağlık emekçileri için barınma ve çalışma koşulları iyileştirilmeli”

Sağlık açısından en büyük tehdit kurumların sağlık belleği olan yöneticilerin istifa etmesi ya da birim değiştirmiş olmasının yanı sıra yine kentin sağlık belleği olan sağlık emekçilerinin belirsizlikler nedeniyle umutsuzluğa düşmeleri ve kentten ayrılmış olmasıdır. Kentte kalma ısrarı gösteren sağlık emekçilerinin de aynı belirsizlik içinde istifa etmesi ya da tayin istemesinin önüne geçilmesinin yolu öncelikle barınma ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi yanında çocuklarının geleceği açısından kaygı duymayacakları eğitim ve sosyal yaşam olanaklarının bir an önce yaşama geçirilmesidir. Tam zamanlı mesainin istenmesi çocuklarının eğitim hayatını il/ilçe dışı planlayan sağlık emekçileri için kentte kalma noktasında motivasyon kırıcıdır. Bu nedenle tam zamanlı mesai başlangıcının eğitim öğretim yılının bitimine göre planlanması zorunludur. Sağlık çalışanlarının kalıcılığı ve yeni gelecek sağlık emekçilerinin motivasyonu için çok yönlü teşvikler mutlaka gündeme alınmalıdır.
Birinci basamakta bölge temelli ve sahada hizmet birinci yılda dahi kritik önemdedir. Deprem bölgesinde birinci basamakta yapılması zorunluluk olan radikal değişikler için TTBAHEK tarafından Temmuz 2023 tarihinde dile getirilen öneriler dikkate alınmalıdır.
Barınma hem toplum hem de sağlık emekçileri için hâlâ en önemli sorundur. Bir an önce kalıcı konutlara geçiş için tüm olanaklar seferber edilmeli, deprem bölgesinin tarihi ve kültürel gerçeğini gören, toplumla birlikte karar veren bir inşa politikası yaşama geçirilmelidir.

“Yaşanan travmaya büyük sorunlar eklendi”

Deprem bölgesinde hâlâ çok yönlü sorunlar devam etmektedir. Eğitim, belediyecilik, ulaşım ve güvenlik vb. kamu hizmetleri ilgili sorunlar had safhadadır. Çukurlar nedeniyle trafiği keşmekeş haline getiren yollar, artan suçlar, madde bağımlılığı, konteynırlara sıkıştırılan sosyal ortam, ciddiyetten uzak eğitim, toplu ulaşım olanaklarında ciddi yetersizlik vb. hâlâ devam eden sorunların umutsuzluğu da tetiklediği unutulmamalıdır.
Yaşanan büyük travmaya eklenen bu sorunlar tüm toplumun psikolojisini altüst etmiştir. Bu gerçeklik kapısı çalınan konteynırlarda, sokakta, yaşamın her alanında olduğu gibi her gün polikliniklerde yüzümüze tokat gibi çarpmaktadır. Yaşanılan travma her gün yeniden aktive olmaktadır. Bu kısır döngüden bir an önce çıkılması yaşam ortamının ve sosyal ortamın iyileştirilmesi yönlü büyük adımlarla mümkündür.
Sağlık hizmetlerinde özel organizasyon gereken alanlar olarak ruh sağlığı ve fizik tedavi hizmetleri öne çıkmaktadır. Bakanlığın diyaliz gibi özel alanlarda hastaların tespit edilmesi, tedavilerinin aksamaması servis sağlanması için gösterdiği özeni deprem sonrası açığa çıkan özel durumlarda da göstermesi gerekmektedir. Depremden sonra ampute hastalar gibi fizik tedavi ihtiyacı olan hastalar depremin sonucuna özgü bir alandır. Ancak fizik tedavi ihtiyacı olan hastaların tedavi süreçlerinin devam etmesi, ulaşımlarının sağlanması, rutin prosedürlerin kolaylaştırılması gibi süreçler işletilmelidir. Yine özel bir dezavantajlı grup kronik psikiyatri hastalarıdır. Örneğin 1 yıl geçmesine rağmen Hatay il merkezinde trsm hâlâ açılmamıştır. Depremden hemen sonra kronik psikiyatri hastalarının tespit edilmesi, takiplerinin ve rutin tedavilerinin aksamaması için özel organizasyon yapılmalı, trsm’ler hızlıca hizmete açılmalıdır.
Yerelin kendi öz gücü ile yaratılmaya çalışılan geçimlik ekonominin başta çocuklar olmak toplumun her kesimi için beslenme açısından oldukça belirleyicidir. Bu nedenle geçimlik ekonomiye dönük acil girişimlerin planlanmasına, toplumun yeniden üretimi için kendi kültüründe ve doğallığında desteklenmesine ihtiyaç vardır.

“Halk kaderine terk edilmiş, unutulmuştur”

Yıkım, enkaz ve temel kaldırmanın yanında ayrıştırma alanlarında yürütülen çalışmalar sağlığı ve yaşamı ciddi tehdit eder boyuttadır. Hem güncel hem de gelecek açısından olası sağlık tehditlerinin önüne geçilmesi için meslek örgütleri ve ekoloji mücadelesi verenlere kulak verilmelidir. Enkaz kaldırma işlemleri ve yanı sıra artan inşaat ve buna bağlı çok sektörlü hareketlilik aynı zamanda İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği açısından da ciddi tehlike ve riskler içermektedir. Kısa süre içinde yoğun tehlikelere maruz kalmak işçiler için geri dönülmez sağlık sorunlarına yol açma olasılığı çok yüksektir. İşçi sağlığının temel ilkeleri ile hareket edilmeli, önlemler bu doğrultuda alınmalıdır.
Bölgede yaşayan halk kaderine terk edilmiş, unutulmuştur. Bayram ve seçimler sonrası belediyeler, kamu kurumları ve gönüllü kuruluşların dayanışma ve destekleri ciddi kesintiye uğramıştır. Bu da yetmezmiş gibi kentin yeniden inşası için gerekli kamusal kaynaklar yerel yönetim seçimlerinin sonuçlarına bağlanmıştır. Sadece deprem değil deprem öncesi dahi kamu kaynaklarının bilinçli politikalarla kesildiği ve hükümet yanlısı bir yerel yönetim seçilmemesi durumunda aynı şeylerin yaşanacağı bizzat Cumhurbaşkanı tarafından kürsülerden ilan edilmiş, halk tehdit edilmiştir. Halkın iradesinin yok sayan, gasp eden kayyumcu zihniyet ne yazık ki kentin yeniden inşası için de bir tehdittir. Tarihi, kültürel değerler, doğa, toplum ve birey için tehdittir; gelecek için tehdittir; demokrasi için tehdittir.

“Tehdidin panzehiri demokrasi mücadelesidir”

Sağlıkta olduğu gibi kentin yeniden inşası için bu çok yönlü tehdit ile mücadele etmek önemlidir. Toplumun özne olduğu doğrudan demokrasi mücadelesi bu tehdidin panzehiridir. Sağlık emekçileri, sağlık örgütleri ve toplum öz gücünü harekete geçirerek bu tehdidi boşa çıkaracaktır. Deprem döneminde ve sonrasında dayanışma, toplumun kendini sağaltma gücü ve kuruculuk yönlü yaşama geçirdiklerimiz umudumuzu büyütmeye devam etmektedir.
Afetler, sıradan olanın olağanüstü hale geldiği, ufak gündelik detayların yaşamsal önem kazandığı, alt üst oluşun genelleştiği zamanlardır. Sıradanlıktaki bu yaşamsal kırılma anı, beraberinde dramatik sonuçları getirmektedir. Ölüm, sakatlık, açlık, göç, yoksullaşma, hak ihlalleri, ayrımcılık akla gelen gelmeyen türlü biçimlerde ve kitlesel bir halde gerçekleşir. Bu bağlamda yaşananları ve tanıklıkları, felaketin vahametine dair anlatıların ötesinde, yaşamın alt üst oluş öncesi “normaline” dair yolunda gitmeyen bir şeylere işaret eden “göstergeler” olarak değerlendirebilmek önem arz eder.
Şubat 2023 depremleri bize bir kez daha göstermiştir ki; Afet riski yüksek olan bir ülke olan Türkiye için olası afetlerde stratejik afet planlamaları bulunmamaktadır. Alınmayan önlemler, afete dayanıklı inşa edilmeyen kentlerde olası bir afetin yaşanması durumunda yüksek ihtimalle büyük can kayıplarının yaşanacağını acı bir şekilde deneyimlediğimiz hakikatiyle yüzleşilmelidir.”

10 Şub 2024 - 13:17 - Güncel


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gıda Hattı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gıda Hattı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gıda Hattı editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gıda Hattı değil haberi geçen ajanstır.