Akdeniz’de sıcaklık dalgaları öldürüyor!

Akdeniz’de beş sene üst üste yaşanan şiddetli deniz sıcaklık dalgalarının incelendiği bir çalışma, sıcaklık dalgaları ile deniz canlılarının kitlesel ölümleri arasında önemli bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Bilim insanları, küresel ortalamadan üç kat hızlı ısınan Akdeniz’deki bu durumun giderek şiddetleneceği ve biyoçeşitliliğe önemli bir tehdit oluşturacağı uyarısında bulunuyor.

Akdeniz 'plastik denizi' olma riskiyle karşı karşıya: En çok plastik Türkiye'den
Akdeniz Sarıkuyruk balığı nedir? Sarıkuyruk balığı yetiştiriciliği nasıl yapılır?
+1
Haber albümü için resme tıklayın

Doç. Dr. İnci Tüney, 11 Akdeniz ülkesinden 33 araştırma ekibinin yürüttüğü ve yazarları arasında kendisinin de bulunduğu çalışmanın sonuçlarını, iklimhaber.org sitesindeki yazısında değerlendirdi.

İklim değişikliğiyle birlikte sıklaşan ve şiddetlenen deniz sıcaklık dalgalarının Akdeniz üzerindeki etkisinin, son 10 yılda görülmemiş seviyelere ulaştığını belirten Tüney, çalışmaya göre, 2015 ve 2019 yılları arasındaki beş yıl boyunca, Akdeniz’de üst üste şiddetli deniz sıcaklık dalgaları yaşandığını, artan bu ani sıcaklık dalgalarının, kitlesel ölüm olaylarını tetiklediğini ve Akdeniz ekosistemlerinin sağlığını tehdit ettiğinin altını çizdi. İşte, o yazıdan bazı bölümler:

“Akdeniz’in farklı bölgelerindeki ve farklı derinliklerdeki sıcaklık dalgası ve kitlesel ölüm trendlerini belirlemeyi amaçlayan çalışmaya göre, 2015-2019 yılları arasında Akdeniz, uydu kayıtlarının başladığı 1982 yılından bu yana kaydedilen en sıcak koşulları deneyimledi.
Kayıtların ilk beş yılında (1982-1986) “orta”dan şiddetli sıcaklık dalgaları oldukça az sayıdayken, son beş yılda (2015-2019) havzanın tamamına yakını (%99,99’u), en azından bir adet “güçlü” sıcaklık dalgası deneyimler duruma geldi. Kitlesel ölümleri tetiklediği düşünülen deniz sıcaklık dalgaları, Akdeniz ekosistemini tehdit ediyor.
Akdeniz’de sıcaklık dalgaları öldürüyor!

Akdeniz küresel ortalamadan üç kat hızlı ısınıyor

Yazarları arasında bulunduğum çalışmaya göre, 2015’te başlayan ve hem deniz sıcaklık dalgalarında hem de kitlesel ölümlerde emsalsiz artışların yaşandığı bu dönem, Akdeniz için bir dönüm noktasına işaret ediyor.
Deniz sıcaklık dalgaları, belli bir bölgede sıcaklıkların beş gün veya daha uzun süreli olarak anormal yüksekliklerde seyretmesi olarak tanımlanıyor. (1 Haziran – 30 Kasım tarihleri arasındaki sıcaklıkları değerlendiren bu çalışmada, “anormal sıcaklıklar”, kaydedilen sıcaklıkların ortalama sıcaklıkların %90’ından daha yüksek olması olarak tarif edildi)
Sıcaklık dalgalarının şiddeti ise, sıcaklık farkına göre değişiyor: Sıcaklık anomalisinin, mevsim normallerinin iki katından fazla olduğu durumlarda sıcaklık dalgası “güçlü”, üç kat fazla olduğunda “ciddi”, dört veya üzeri ise “aşırı” olarak tanımlanıyor.
Çalışmaya göre, son 20 yıl içinde tüm dünyada gözlemlenen deniz sıcaklık dalgaları iki kat arttı; daha uzun süreli, yoğun ve geniş çaplı bir hal aldı. Ancak durum, iklim değişikliği sıcak noktası olan Akdeniz’de daha da vahim. Akdeniz, her 10 yılda 0,38 derece ısınıyor. Bu, 0,1 derecelik küresel ortalamadan üç kat daha büyük hızla ısındığı anlamına geliyor.

“Aşırı Şiddetli” sıcaklık dalgaları artıyor

Araştırmada, incelenen 37 yılın (1982-2019) yalnızca 11’inde “aşırı şiddetli” deniz sıcaklık dalgaları yaşandığı tespit edildi. Ancak bu 11 yılın neredeyse yarısı, araştırmanın kapsadığı dönemin son beş yılında gerçekleşmişti.
2015-2019 yılları arasında ortalama sıcaklıklar, 1982-1986 döneminin 1,2 derece üzerindeydi. Hatta bu fark, Akdeniz’in doğu bölgelerinde daha da yüksek gerçekleşti: Çalışmaya göre, Ege Denizi’nde 1,4 dereceyi, Doğu Akdeniz’de (Levant Denizi) ise 1,3 dereceyi buldu.
Deniz sıcaklıklarındaki ve deniz sıcaklık dalgalarındaki artışın biyoçeşitlilik üzerindeki etkisi ise oldukça vurucu: Araştırma kapsamında Akdeniz’in farklı bölgelerinde yapılan 985 gözlemin %58’i, kitlesel ölümlere dair kanıt içeriyor. Buna karşın, gözlemlerin Batı Akdeniz’de yoğunlaşması ve daha hızlı ısınan Doğu Akdeniz’de yeterli gözlem yapılamaması, birçok kitlesel ölümün de kayda geçemediği anlamına geliyor.

Bazı türler tüm Akdeniz’de yok olabilir

Akdeniz, hacim olarak fazla büyük olmamakla birlikte, özgün jeomorfolojik özellikleri ve tarihi nedeniyle biyoçeşitlilik anlamında oldukça zengin: 17 binden fazla deniz canlısı türüne ev sahipliği yaptığı biliniyor ve bu türlerin %20 ila 30’u Akdeniz’e endemik. Bu, küresel olarak görülen en yüksek endemizm oranı. Ancak bu çeşitlilik, antropojenik etkiler nedeniyle tehdit edildiğinden, Akdeniz aynı zamanda bir “biyoçeşitlilik sıcak noktası” olarak tanımlanıyor.
Gözlem sonuçları, Akdeniz’de iklim değişikliğinin “kazananı” ve “kaybedeni” olarak tanımlanabilecek türler olacağını gösteriyor. Bu durum bazı türlerin, yalnızca bölgesel olarak değil, Akdeniz boyunca yok olmaları anlamına gelebilir. Özellikle özgün işlevsel özellikleri olan türlerin kaybı, Akdeniz’deki ekosistemlerin işleyişinde büyük değişiklikler yaratabilir.

Akdeniz’in “Ekosistem Mühendisleri” tehlikede!

Yaşam alanı yaratabilme becerileri nedeniyle “ekosistem mühendisi” olarak tarif edilen ve birçok türün faydalanabileceği habitatlar oluşturan temel türler, deniz sıcaklık dalgaları karşısında daha kırılganlar.
Örneğin yumuşak mercan olarak bilinen gorgonlar (Alcyonacea) ve algler, en çok etkilenen türler arasında. Birçok canlı için hem besin kaynağı hem de saklanma ve üreme alanları oluşturan makro alglerin azalması ya da yok olması, bu canlıların oluşturduğu habitatlarda yaşayan diğer canlıları da doğrudan olumsuz etkileyeceğinden, Akdeniz bentik ekosistemleri için ciddi sonuçlar doğurabilir.
Temel türlerin toplu ölümleri, kendine bu “ekosistem mühendisleri” arasında bir yaşam alanı inşa eden diğer türleri de tehdit ediyor. Birçok deniz canlısının beslenme ve üreme alışkanlıklarını etkileyen bu olumsuzluklar, özellikle deniz dibindeki ekosistemler boyunca dalga dalga yayılıyor. Fakat Akdeniz’deki kitlesel ölüm olaylarına dair araştırmaların çoğu temel türlere odaklandığı için, diğer türlerin ne ölçüde etkilendiğini tam olarak söylemek henüz mümkün değil.

Ege ve Doğu Akdeniz, kitlesel ölümlerin en şiddetli yaşandığı bölgeler

Bahse konu çalışmada, 2015-2019 yılları arasında Akdeniz’deki deniz yüzey sıcaklıklarına ve 5 ila 40 metre arası derinliklerdeki sıcaklıklara ilişkin veriler toplandı. Ayrıca  Akdeniz’in sekiz farklı ekolojik bölgesindeki 142 gözlem alanında toplam 985 gözlem yapıldı. Ardından, sıcaklık veri seti, kitlesel ölümlere dair gözleme dayalı verilerle karşılaştırıldı.
Çalışmanın bulguları, Akdeniz’in artan deniz sıcaklık dalgalarının ekolojik etkilerine giderek daha fazla maruz kaldığını ortaya koyuyor. Bu durum, ekosistemlerin sağlığını ve işleyişini tehdit eder nitelikte.
Türkiye için önemli bir gözlem, kitlesel ölümlerin en çok gözlendiği üç ekolojik bölge arasında Ege’nin ve Doğu Akdeniz’in de yer alması. Veriler, havzanın doğusunun, batısından daha hızlı ısındığını ortaya koyuyor. Üstelik bu bölgeler, yumuşakçalar ve denizkestaneleri gibi, Akdeniz’in yerli türleri için de bir sığınak görevi görüyor. Buralar, bazı yerli türlerin iklim değişikliğine rağmen varlıklarını sürdürebildikleri son alanlar.
Tüm bu olumsuz işaretlere karşın mevcut gözlemler, Akdeniz’in doğusundaki durumun gerçek ölçeğini ortaya koymaktan uzak. Bu bölgelerde yapılan gözlemlerin yetersiz olması, sorunun gerçek boyutunun anlaşılmasına engel oluyor.

Toplu ölümler Akdeniz’e özgü olabilir

Beş sene üst üste gözlenen büyük ölçekli kitlesel ölümler, yalnızca Akdeniz Havzası’nda değil, küresel olarak da emsalsiz. Tekrar eden büyük ölçekli toplu ölümlerin, iklim değişikliğinin Akdeniz’deki önemli bir karakteristiği olması da ihtimaller dahilinde.
Şu an için denizel sıcaklık dalgaları ve kitlesel ölümler arasında güçlü bir korelasyon olduğunu söyleyebiliyoruz. Buna karşın nedensellik ilişkisi, henüz netlikle kurulamıyor. Bunun için, değişen sıcaklıkların ekosistem üzerindeki etkilerini ve geri beslemeleri (yani söz konusu etkiler ve sonuçları arasındaki etkileşimi) daha iyi anlamak gerekiyor.
Benzer şekilde, aşırı sıcaklıklara birkaç defa maruz kalan ekosistemlerin bir “ekolojik hafıza” geliştirmeleri ve ısınmaya gösterdikleri tepkinin zaman içinde değişmesi de imkan dahilinde.
Önümüzdeki süreçte en çok tehlike altında olacak bölge ve türleri öngörebilmek, bu gibi dinamikleri daha iyi anlamayı gerektiriyor. Bu nedenle de biyoizleme çalışmalarının sürdürülmesi büyük önem taşıyor.”

01 Şub 2024 - 12:42 - Çevre


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gıda Hattı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gıda Hattı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gıda Hattı editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gıda Hattı değil haberi geçen ajanstır.