“Dirençli bir gıda sistemi oluşturulmalı”

Tarımda Pozitif Gelecek Sempozyumu’nu açılış konuşmasında dirençli bir gıda sisteminin oluşturulmasının önemine vurgu yapan PepsiCo Türkiye Genel Müdürü Evrim Şen, “Kendi ayakları üzerinde durabilen bir tarım ekosistemi için hep birlikte çalışabilirsek, uzun dönemde sürdürülebilir ve kapsayıcı bir tarım ekosistemi oluşturabiliriz. Gıda krizinin önüne geçmek için tarımda sürdürülebilirliği sağlayabiliriz.” dedi.

“Dirençli bir gıda sistemi oluşturulmalı”
“Dirençli bir gıda sistemi oluşturulmalı”
+1
Haber albümü için resme tıklayın

Dünyanın en büyük yiyecek ve içecek şirketlerinden olmasının yanı sıra dünyanın en büyük tarım işletmelerinden biri olan PepsiCo, PepsiCo Pozitif (Pep+) stratejisi doğrultusunda sürdürülebilir bir gıda sistemi oluşmasını desteklemeyi sürdürürken, tarım ekosisteminin paydaşlarını bir araya getirerek tarımdaki pozitif gelişmelerin hızlanmasına da katkı sağlıyor.

Tarım ekosisteminin paydaşları buluştu

Sözleşmeli tarımdan yenileyici tarım uygulamalarına, tarımda teknoloji kullanımından çiftçilerin bilinçlendirilmesine yönelik bir dizi çalışma yürüten PepsiCo Türkiye ve Sürdürülebilirlik Akademisi’nin ev sahipliği yaptığı 2. Tarımda Pozitif Gelecek Sempozyumu, tarım ekosisteminin paydaşlarını İstanbul’da bir araya getirdi.

“Gıda Sistemlerimizde Sürdürülebilir Bir Gelecek: Nasıl Yeniden Şekillendirebiliriz?” ana başlığıyla gerçekleştirilen sempozyumda, toprak ve su kaynaklarının korunmasından tarladan çatala sürdürülebilir bir tarım sistemi oluşturulabilmesi için yapılması gerekenler başta olmak üzere birçok önemli konu başlığı, tarım ekosisteminin önde gelen isimleri tarafından masaya yatırıldı.

“Dirençli bir gıda sistemi oluşturulmalı”

“Kendi ayakları üzerinde durabilen bir tarım ekosistemi oluşmalı”

Açılış konuşmasında dirençli bir gıda ekosistemi oluşturulması için iş birliklerini de güçlendirdiklerini dile getiren PepsiCo Türkiye Genel Müdürü Evrim Şen, şöyle devam etti:

“Son yıllarda iklim krizi, küresel ısınma, salgınlar ve daha birçok değişkenin etkisiyle gıda ile ilgili endişeler arttı. Ancak unutmayalım ki gıda ve tarım ekosisteminin paydaşları olarak bizler, bu riskleri yönetebilecek bilgiye, birikime ve kapasiteye sahibiz. Güçlü iş birliğinin farkında olarak hep birlikte çözüm yollarını ararken deneyimlerimizi de paylaşma konusunda birbirimize karşı çok açığız. Çünkü bu gelecek hepimizin ve onu daha iyi hale getirmek de bizim elimizde. Gıda krizinin önüne geçmek için tarımda sürdürülebilirliği sağlayabiliriz. Toprağı, su kaynaklarını koruyarak, yenileyici tarımı geliştirerek, çiftçilerimizin ve tarımın koşullarını iyileştirerek, teknolojiyi tarımın yararına kullanarak bunu başarabiliriz. Bu konuda bizim gibi şirketlere büyük bir sorumluluk düştüğünün farkındayız. PepsiCo olarak aynı zamanda dünyanın en büyük tarım işletmelerinden birine sahibiz. Türkiye başta olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinde tarım adına pozitif değişim yaratan uygulamalarımızla yarattığımız etkiyi açık bir şekilde görüyor ve ölçümlüyoruz. Ekosistemimizde yarattığımız değişimi görmek bizi gelecek adına umutlandırıyor. PepsiCo olarak kendi ayakları üzerinde durabilen bir tarım ekosistemi oluşmasına katkı sağlamayı amaçlıyoruz, bu konuda tüm paydaşlar olarak hep birlikte çalışabilirsek uzun dönemde sürdürülebilir ve kapsayıcı bir tarım ekosistemi oluşturabiliriz.”

PepsiCo Türkiye olarak tarım alanındaki gerçekleştirdikleri faaliyetlere de değinen Şen, dirençli bir gıda sistemi oluşturmanın önemine vurgu yaptı, hayata geçirdikleri projeleri anlattı.

Bugün sera gazlarında veya su tüketimlerinin miktarlarında veya bazı doğal kaynaklarının yok olmasında tarım pratiklerinin sürdürülebilirliği engellediğini belirten Sürdürülebilirlik Akademisi Başkanı Murat Sungur Bursa ise, “Eğer tarımı sürdürülebilir yapmazsak bir başka şeyin sürdürülebilir olmasının bize ne faydası var? Olmayan bir hayatın sürdürülebilirliğini konuşuyoruz. Dolayısıyla pratiklerimizin çok daha sürdürülebilir olma zorunluluğunu daha yakinen görüyoruz. Olay sadece insanların doğal ihtiyacı olan beslenmesini karşılanması değil, aynı zamanda sağlıklı bir yaşam sürebilmesi için gerçekten tarımın çok daha farklı pratiklerle yapılması lazım.” diye konuştu.

“Dirençli bir gıda sistemi oluşturulmalı”

“Su, artık bir elmas”

Sempozyumun, “Tükenen Değerimiz Su: Geleceğimizi Nasıl Koruyacağız?” başlıklı oturumunda dile getirilen görüşler şöyle:

TSKB Enerji ve Kaynak Araştırmaları Ekip Lideri Can Hakyemez

“Biz suyun artık bir elmas olduğunu düşünüyoruz. Evet suyun, en az bir elmas kadar değerli olduğuna inanıyoruz. Türkiye bildiğiniz üzere 3 tarafı denizlerle kaplı su açısından çok zengin olduğunu düşündüğümüz ama aslında yarı kurak bir ülke ve bu iklim değişikliği, iklim krizi, ekosistem krizinin etkisiyle de su kaynaklarının hem ulaşılabilmesi hem kalitesinin bozulmasıyla ile ile birlikte de hikayenin daha derinleştiğini görüyoruz. Suya ulaşımın ya da temiz suya erişimimizin daha da derinleştiğini, daha da zorlaştığını görebiliyoruz. Rakamlara bakmak gerekirse, dünyada %70’lerde kayıp su tüketimi, Türkiye’de 2020 yılı verileri %77.”

BÜYEM Müdürü ve SDSN Türkiye YK Üyesi Dr. Tamer Atabarut

“COP28 toplantısında ne oldu’ diye baktığımızda, öncelikle fosil yakıtlardan çıkış dile getirildi. Fosil yakıtlardan kullanılmasından kademeli olarak çıkılarak işte yeni bir enerji kaynakları kullanılmasının artırılmasına niyet edilecek kararı çıktı. Bağlayıcı olmayan bir niyet göstergesi ortaya konuldu. Kayıp Hasat Fonu konusu da gündeme geldi. Almanya ve Birleşik Arap Emirlikleri 100’er milyon dolar, ABD ise 17.5 milyon dolar vereceğini açıkladı. Zirvede Amerikan delegesinin evinin o kadar ettiği konusunda konuşmalar gerçekleşti. ABD ve Çin devlet başkanlarının zirveye katılmaması da bu konuya gösterdikleri duruşu simgeler gibiydi.”

“Toprak ve su ayrı düşünülmemeli”

Doğa Koruma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Uğur Zeydanlı

“Dünya olarak 2 büyük krizle karşı karşıyayız bir iklim krizi, iki biyolojik çeşitlilik krizi. Bunları birbirinden ayrı düşündüğümüzde aslında dünyadaki yaşam sisteminin merkezinde iş tesis etmemiz, gelişimimiz mümkün değil. Bunun örnekleri de yaşıyoruz dünyanın birçok yerinde. Türkiye’de 2021 yılında çok yoğun bir şekilde yaşadık. Herhalde bütün ekolojik felaketleri 2021 yılında yaşadığımızı düşünüyorum. O yüzden bütüncül yaklaşımlar çok önemli, yani bir şeyi yaparken başka bir şeyi bozmamamız gerekiyor. Buna çok basit bir örnek vereceğim. Ağaçlandırma meselesi birçok açıdan faydalı özellikle hidrolojik rejimi düzenlenmesi, arazi ıslahı, ama doğru bir şekilde yapmadığınızda zararı da var. Bunları bilinçli bir şekilde planlamamız yönetmemiz gerekiyor.
Toprak ayrı düşünülür, su ayrı düşünülür. Halbuki su ve toprağa birbirinden ayırmak mümkün değil. En büyük su deposu toprak, suyu en yoğun bir şekilde bulabileceğiniz, bulmanız gereken bir yerdir orası.
Moda olan bazı şeyleri yapmaktan kaçınıp gerçekten sorun ne, yani iyi bir sorun analiziyle başlayıp sonra ilerlemek. Bu da çok kolay bir şey değil, ezberleri bozmak, yenilikçi yaklaşımları ortaya koymak, bunların hayata geçirilmesini sağlamak, özellikle de hem örnekleri üretmek hem de bu politikaya yerleştirmek kolay bir süreç değil.”
“Dirençli bir gıda sistemi oluşturulmalı”

“Onarıcı tarım; sürdürülebilirliğin ötesi”

Gazeteci Ilgaz Gürsoy’un moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Hikaye Toprakta Başlar: Tarımda Sürdürülebilirlik, Neleri Başarabiliriz?” konulu oturumda şu değerlendirmeler yapıldı:

PepsiCo Vakfı Avrupa Bölgesi Lideri Andrea Pont Capell

“Pep+ uçtan uca stratejinin kalbinde sürdürülebilirlik yer almaktadır. PepsiCo Vakfı olarak hem global hem yerel ortaklarla çalışıyor ve uzun süreli kalıcı bir etki yaratmaya çalışıyoruz. Türkiye’de de kilit ortağımız Anadolu Meraları. Anadolu Meraları ile çalışıyor olmaktan gurur duyuyoruz. 2021 yılından beri Lay’s onarıcı tarım projemiz var. Konya’da başladık ve yenileyici tarım projeleriyle devam ediyoruz. Farklı şekillerde hibe ve eğitim destekleri veriyoruz.  Şu an projemizi Hatay Samandağ’da devam ettiriyoruz. 400 çiftçiyi destekliyoruz. Tüm dünyada pozitif gelecekten bahsediyoruz ve mümkün olduğunca çiftçileri desteklemek istiyoruz. Bu yolculukta olmak harika ve Türkiye’de Anadolu Meraları ile bu yolculuğumuza devam ediyoruz.”

Anadolu Meraları CEO’su Yasemin Kireç

“Onarıcı tarım bir iş modeli. Onarıcı tarım denildiğinde sadece toprağa odaklanılıyor ama aslında bunun çok daha fazlasının düşünülmesi ve gözetilmesi gerekiyor. Burada bir sistem ve arkasında büyük bir vizyon hareket ve aksiyon planı var. İçinde çok fazla parametre ve paydaş var. Hepsini gözetlemek gerekiyor. Ekosistemi onarmak üzerine uygulamaları önemsiyoruz. Gıda ve tarım sistemlerini şu an toprakta yapıyoruz. Aslında onarmanın vurgusunu çok yapıyoruz ama aslında sürdürülebilirliğinin ötesinden bahsediyoruz. Dirençli gıda sistemlerini Türkiye’de kurmanın mümkün olduğunu düşünüyoruz. Dirençli gıda dediğimizde de bu ağdan ürünler çıktıktan sonraki süreç önemli ve burada da birçok parametre söz konusu. İş modeli olarak bakıldığında paydaşlar, yerel dahil olmak üzere ekosistemde herkesin birlikte işbirliği yapması çok önemli.”

“Toprak yönetimi de önemli”

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, İktisat Teorisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Havva Tunç

“BM Sürdürülebilir Kalkınma Programındaki 17 hedef ve alt başlıklar, dünyayı harekete geçirmiş durumda. Açlık ve Yoksullukla Mücadele başlığında, gıda ve tarım önemli sektörlerin başında yer almaktadır. Komisyon raporuna göre eylemler için gerekenler yapılırsa, yıllık olarak projenin dünya ekonomisine 12 trilyon dolar katkısı olacak deniliyor. 2025’de dünya geliri ise 30 trilyon dolar olabilir ve dünya 380 milyon insana istihdam sağlayabilir. Toprak yönetimi önemli. Üretim toprakta sağlanıyor. Su yönetimi ne kadar önemliyse, toprak da o kadar önemli.”

Fosil gazlar yerine biyogaz!

İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) Genel Sekreteri Konca Çalkıvık moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Gıda Zincirinde Dönüşüm: Tarladan Çatala Daha da Yeşil Yolculuğu” oturumunun panelistlerinden SysAdvance Temsilcisi Joaquim Cunha, 2015 yılında teknolojiyi farklı alanlara taşıdıklarını, hayata geçirdikleri proje ile fosil gazın yerine ikame ettikleri biyogaz ürettiklerini söyledi. Temiz teknoloji çözümleri olduğunu ve kimyasal beyaz su kullanmadıklarını belirten Cunha, “Minimum elektrik kullanıyoruz ve çevreye sürdürülebilir bir katkıda bulunuyoruz. Tarımsal atıklardan veya gıda üretimi atıklarından gelebileceği gibi aynı zamanda atık su çamurlarından gelen biyogazdan sıfır karbon olan bir elektrik üretiyoruz. Aslında biz gaz tüketiminin yüzde 30 yerine geçecek biyometan üretiyoruz. Emisyonlar açısından da katkı sunuyoruz” dedi.

Enerji verimliliği için üç program

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Enerji Verimliliği ve Çevre Dairesi Başkan Vekili Dr. Bilal Düzgün ise bakanlığın üç programı olduğuna dikkat çekerek, şunları kaydetti:

“Birincisi gönüllü anlaşmalar; ürün başına tükettiğin enerjiyi yüzde 10 azaltma taahhüdü verirsen, faturanı yüzde 20 devlet ödüyor. İkincisi verimlilik artışı. Verimlilik artışı proje bedelinin yüze 25’ine kadar hibe veriliyor. Üçüncüsü de verimlilik artışı sağlayan tesisler, 5. Bölgedeymiş gibi değerlendirilerek tıpkı 5. bölgedeki tesisler gibi teşviklerden yararlanabiliyor. Türkiye’de tarımsal sulamanın yüzde 71’i vahşi sulama ile yapılıyor. Devlet kapalı sulama sistemi yatırımlarına yüzde 50 hibe veriyor.”

Gıda ve tarım fabrikalarından çıkan atık suları kullanarak biyokütle elde ettiği yosunlardan biyoplastik granülü üreterek döngüsel ekonomiye katkıda bulunan PALGAE Kurucusu Eylül Er ise, atık suların alglerle temizlenmesinin son dönemde çok konuşulduğunu belirtti. Er, “Algler, lisans çalışmalarında sık kullanılıyor. Algler azot ve fosforu yiyor, havadaki karbonu da kullanarak oksijen üretiyor. Bunu endüstriyel yatırıma dönüştürdük. Çok basit bir sistem, bu iş modelini kurumsal firmalara entegre etmeye çalışıyoruz.” diye konuştu.

19 Ara 2023 - 12:34 - Tarım


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gıda Hattı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gıda Hattı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gıda Hattı editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gıda Hattı değil haberi geçen ajanstır.