Deprem uzmanları: “24 yıldır yol haritası çiziyoruz, artık yeter!”

İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nde konuşan Prof. Dr. Okan Tüysüz, 1999 depremlerinin milat olmadığını, kısa sürede unutulduğunu belirterek, “Depreme hazırlıkta sınıfta kalmış bir ülkeyiz. 24 senedir yol haritası çiziyoruz artık biraz da adım atalım” dedi. Prof. Dr. Naci Görür, “Bu işin şakası yok. Kentlerimizde o kadar hata yapıp büyütmüşüz ki, kendi hatamızla yüzleşmeye korkuyoruz” derken, Prof. Dr. Kamil Yılmaz, 6 Şubat depremlerinin maliyetinin 104 milyar 800 milyon dolar olduğunu bildirdi.

Deprem uzmanları: “24 yıldır yol haritası çiziyoruz, artık yeter!”
Deprem uzmanları: “24 yıldır yol haritası çiziyoruz, artık yeter!”
+6
Haber albümü için resme tıklayın

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin “Doğamıza Davet” başlığıyla yapılan dördüncü gün oturumlarında, depremle ilgili birçok uzman konuşma yaptı.

Deprem uzmanları: “24 yıldır yol haritası çiziyoruz, artık yeter!”

“Yapmamız gereken, depremi olaya çevirmek!”

Günün ilk konuşmacısı ODTÜ öğretim üyesi, kentsel çalışmalar uzmanı Prof. Dr. Tarık Şengül, İstanbul’da başlattıkları depreme dayanıklı kentler oluşturmaya yönelik yaklaşımları anlattı. Şengül, “Belirli aralıklarla afetleri yaşıyoruz. İstedik ki 1999 depremi bir olay olsun. Aradan geçen süreye baktığımızda 1999 depremi bir olay olmadı. Kentleri nasıl kurmalıyız diye yine tartıştık, düşündük. Yaşam tekrar eskiye döndü. Rant projelerinin altına imzalar atıldı ve 6 Şubat depremine zemin hazırladık. Bugün bizlere düşen en önemli görev, son yaşadığımız depremi olaya çevirmek. Karşımızda büyük bir rant meselesi var. Bu sadece siyasal mesele değil. Alışkanlık haline gelmiş, yönetim biçimi olmuştur. Buna dur diyemiyorsak bize yazıklar olsun. Bunu geçiştiremeyiz. Artık yüzleşmemiz lazım. Geleceğe yönelik farklı kentler planlamamız gerek” dedi.

Depremle yüzleşmek için 7 düzlemi anlamak gerektiğini vurgulayan Şengül, “Yönetsel ve hukuki boyut, mühendislik boyutu, şehircilik boyutu, toplumsal boyutu, sağlık boyutu, ekonomik boyutu, lojistik boyutu. Tüm bu unsurlara bakmak gerek. Eğer deprem ve afetlere karşı belediyeler deprem dairesi kurmadı iseler eksikler. Tüm bu boyutlar için risk azaltma ve önleme çalışması yapmanız gerek. Hazırlıklı olup, müdahale etmeli ve toparlanmalısınız. Bilim kurulu üyeleriyle çalışmalısınız. Bizler tabloyu görebiliyoruz. Uzmanlarımız ve hocalarımızla birlikte yol haritalarımızı belirliyoruz. Belediye birimlerinin yaptığı çalışmalarını denetleyen, yol gösteren çalışmalarla bu afetlerin önüne geçeceğiz” şeklinde konuştu. Şengül, şöyle devam etti:

“Kentin de bir hakkı var”

“Kentin de bir hakkı var. Ölü denilen mekanların, katmanların bir hakkı var. Dinlenmediği zaman sonuçlarını görüyoruz. Kent mekanını saygıyla dinlemeliyiz. Kent mekanını pasif öğe olarak değil aktör olarak görmek gerek. Toplanma alanları, meydanlarla, mekânlara nefes aldırmak gerek. Yapılarda değişim yaratılacaksa sorunun büyüklüğünü görmek gerek. İnanıyorum ki Türkiye önümüzdeki süreçte bazı temel tercihlerini yeniden gözden geçirecek. Kentlerine sadece rant gözüyle bakan değil, kentleri yaşam alanlarıyla doğasıyla yeniden yapılandırılabilir bir alan haline getirecek. Eğer gelecek olanlar bu anlayışla geliyorsa, bilincinde olmaları gereken şey zorlu bir işle karşı karşıyayız. Siyaset hazırsa Türkiye’yi dönüştürmeye, kentleri dönüştürmeye, dünyayı dönüştürmeye biz hazırız. 50 bin insanımız öldü. Daha fazla müsaade edecek miyiz?”
Deprem uzmanları: “24 yıldır yol haritası çiziyoruz, artık yeter!”

Prof. Dr. Tüysüz’den depreme karşı reçete!

“Deprem ve Türkiye: Afetlerden Kurtulmak Mümkün Mü?” başlığı altında önemli bilgiler veren Jeoloji Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Okan Tüysüz ise, “Ülkemiz aşağı yukarı 10-15 milyon yıldan bu yana şiddetli depremlerle sarsılıyor. Bunun nedeni Arap Yarımadası’nın senede 1,5-2 santimetre civarında üzerimize doğru ilerlemesidir. Eğer böyle bir ilerleme olmasaydı Türkiye belki deprem ülkesi olmayacaktı. Ülkemizde Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı, bunların haricinde 485 bilinen, belki de o kadar bilinmeyen diri fay var. Deprem olmasının şaşırtacak bir durumu yok. Bunların hepsi bilinen, beklenen depremlerdir” dedi.

“1999 depremleri milat falan olmadı kısa sürede unuttuk”

“1999 depremleri ‘Türkiye’de milat oldu’ denilen depremlerdir. Maalesef milat falan olmadı, kısa sürede unuttuk. 1999 depremlerinin olacağı 1980’li yıllardan bu yana belliydi. Ve hala İstanbul’da büyük bir deprem bekliyoruz. Dolayısıyla depremleri bilmiyor değiliz. 6 Şubat depremleri de bilinen, beklenen depremlerdi. Bütün bunlara karşılık acaba depreme hazırlıkta ne yaptık? Depreme hazırlıkta maalesef sınıfta kalmış bir ülkeyiz. Yapılan şeyler var ama yapılması gerekenlerin yanında son derece kısıtlıdır. En fazla yaptığımız şey bilim kurulu oluşturmak, raporlar hazırlamak ve bu raporları toplayıp rafa kaldırmak” dedi.

“24 senedir yol haritası çiziyoruz”

Afetlerin ardından yürütülen çalışmaları değerlendiren Tüysüz, “24 senedir yol haritası çiziyoruz artık biraz da adım atalım. Yeteri kadar yol haritası çizdik. Biz siyaset isterse her şeyi yapar diye düşünüyoruz. Toplumun da çok talepkar olmadığı kanaatimi de belirtmek isterim. Toplumun da bu bozuk düzenden çıkarı var. Depreme dayanıklı bir yapı yapacaksanız biraz daha fazla para harcamak, kurallara uymak zorundasınız. Önemli bir eksiklik de eğitim eksikliğidir. Yolumuz çok uzun. Yeter ki kararlı olalım. Bu yol aşılmaz değildir. Ama bugünkü gibi gidersek bundan sonra da aynı felaketleri yaşayacağımızı çok net bir şekilde söyleyebilirim” ifadelerini kullandı.

Deprem uzmanları: “24 yıldır yol haritası çiziyoruz, artık yeter!”

“Türkiye’nin yüzde 70’i deprem bölgesinde yaşıyor”

“Depreme Hazırlıksız Yakalanmanın Ekonomik boyutu” başlıklı bir sunum yapan Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi iktisatçı Prof. Dr. Kamil Yılmaz, “Deprem büyük bir yıkıma ve can kaybına yol açtı. Biz 1999 depremini yaşadık ama unuttuk. Yüzüncü yılımızda tekrar kendisini hatırlatan bir deprem yaşadık. Türkiye’nin yüzde 70’i deprem bölgesinde yaşıyor. Bu şehirlerimizi, bölgelerimizi yeniden kurmak zorundayız. Aceleye getirmeden, dayanıklı, çağdaş kentler kurmak zorundayız” diye konuştu.

6 Şubat depremin ilk gününden itibaren hasar tespit çalışmalarıyla rapor hazırlayan Yılmaz, “Bu bölgeyi biz yeniden kurmak zorundayız. Ama iki ay sonraki seçim için hemen '300 bin inşaat yapacağız' deyip onu avantaja çevirmek için değil. Bu bölgeyi nerede kuracağımıza dair bilimle çağdaş kentler yaratmak zorundayız. Bu bölgeyi Türkiye için bir çekim merkezi yapmak zorundayız. Çünkü biz Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlere sıkışmış durumdayız. Yeni yüzyılın en önemli, ilk projesi bu olabilir. Nüfus yoğunluğunu azaltıp, bu kentleri yeniden yapılandırabiliriz” ifadelerini kullandı.

“İmar rantının vergilendirilmesi gerekiyor”

Birden fazla konut sahibi olanların daha fazla vergi vermesi gerektiğine işaret eden Yılmaz, şunları söyledi:

“Şu an ki yapı stokumuz bizlere yeter. Kentlerimizi yaşanılmaz kentlere dönüştürüyoruz. Refah böyle artmıyor. Refah daha fazla binayla, kira gelirleriyle artmıyor. Türkiye’nin yeni yüzyılında imar rantının kesinlikle vergilendirilmesi gerekiyor. Fazlasıyla vergilendirilmesi gerekiyor ki biz yeni çağdaş kentleri kuralım. Deprem vergilerini kullandığı gibi AK Parti’nin, 38 milyar dolar ne oldu bunun hesabı verilmedi. Bunun hesabı verilmek zorunda. Daha fazla konut sahibi olanların daha fazla vergi vermesi gerekiyor. Konut bir ihtiyaç ama bir kişinin on tane konutu olduğunda bu bir servete dönüşüyor. Ben servet düşmanı değilim ama kentlerin düzenleyici kurallarla düzenlenmesi gerekiyor."

Depremin maliyeti 104 milyar 800 milyon dolar

Yaptığı çalışmalarla depremin 104 milyar 800 milyon dolarlık bir maliyetinin olduğunu ifade eden Yılmaz, demografik ve ekonomik göstergelerle İstanbul’da ve İzmir’de olabilecek depremlerin ülke ekonomisinde ağır bir çöküntü yaratacağını söyledi. Yılmaz, “Yüzüncü yılda deprem olması bizim için bir uyarı. Kahramanmaraş depremi bize yeniden düşünme fırsatı veriyor. O bölgeyi doğayla uyumlu bir şekilde ayağa kaldırırsak diğer kentlere de örnek olabilir. Ama biz bunu yanlış yerlere yaparsak, tarım arazilerine yaparsak başaramayız. Bilim insanlarının kesinlikle dinlenmesi lazım. Bunun için çok geç kalabiliriz ama kolları sıvamalıyız. Deprem kadar önemli bir konu daha var. Bizim ayakta duran kentler için ayakta duran kurumlara ihtiyacımız var” dedi.

Deprem uzmanları: “24 yıldır yol haritası çiziyoruz, artık yeter!”

“Artık gerek duyulmadıkça deprem nerede olacak diye konuşmayacağım”

“Deprem Gerçekliği” başlıklı sunumuna bir karar aldığını belirterek başlayan İTÜ öğretim üyesi jeolog Prof. Dr. Naci Görür, “Yer bilimci olarak artık gerek duyulmadıkça deprem nerede olacak, hangi fay kırıldı, kırılacak diye konuşmayacağım. Bugüne kadar onları tartıştık, geldiğimiz nokta bu. Görünürde 50 bin, muhtemelen daha fazla insanı bir gecede toprağa gömdük. Deprem biliniyordu. 1999’dan sonra Maraş depremi geliyor diye çok söyledik. 3 Şubat’a kadar söyledim, 6 Şubat’ta da felaket oldu. Çok yazdık, çok çizdik ancak sesimizi duyan yok. Eğer olsaydı bugünkü sahne olmazdı. Bunları da birkaç ay sonra unutacağız” ifadelerini kullandı.

“Deprem öyle bir gerçek ki yok edemezsiniz”

“Deprem bir gerçektir. Ülkenin en önemli sorunudur. Hukuk, adalet, yolsuzluk ne diyorsanız deyin ama en başa depremi koyun. Öyle bir gerçek ki yok edemezsiniz. Herhangi bir zamanda Türkiye’nin her yerinde deprem olabilir. Mademki depremler olagelecektir ve engelleyemiyoruz, deprem dirençli kentler oluşturmak zorundayız. Dirençli kentler oluşturursak herhangi bir deprem olduğunda 50-60 bin kişiyi toprağa vermeyiz. Depremden korkmayız.
Millet olarak depreme dirençli kentler oluşturmak doğrultusunda yürümek mecburiyetindeyiz. Deprem dirençli kentleri nasıl yapabiliriz? 6 bileşen var ve bu bileşenler kenti oluşturuyor. Yönetim biçimi ve karakteristiği ilki. Burada İzmir’de belediye başkanı ve vali var. Burası bir deprem kenti. Deprem kentini yönetenler deprem nedir bilmeli, yönettiği kentin tehlike analizini bilmeli. Deprem olmadan önce zarar nasıl azaltılır bilmeli. Deprem ile ilgili kuruluşları koordine edebilmeli. Kenti deprem olduğunda orkestra yönetir gibi yönetebilmeli.
Bir kentin halkı eğer deprem bilinçli, bilgili, birikimli, kültürlü değilse siz o kenti asla depreme hazırlayamazsınız. Deprem kültürü olmayan halk, her türlü işi gizli kapaklı yapar. Ev yaptığı zaman yasak yapar, kaçak yapar. Eğitime kulak asmaz. Ailesine deprem planlaması yapmaz. Bazen de yasalara, etiğe uymayan şeyleri rant için yapar. Kurallara uymayan bir halkla bunu yapamayız. Biz böyle miyiz? Evet…

“Bu kehanet değil, salgın hastalıklar da olacak”

Altyapı, köprü, içme suyu, kanalizasyon şebekesinin de depreme dayanıklı olması gerekiyor. Maraş depreminde insanlar içecek su bulamıyor. Yanlış politikalarla altyapı da depreme dayanmadı. Bu kehanet değil. Bölgede salgın hastalıklar da olacak. Deprem gelmeden önce altyapıyı yenilemek gerek. Havaalanı nereye yapılacak, yol nereye yapılacak dediğimizde, olmaması gerekeni en güzel gösteren yer son yaşadığımız deprem.

İnsanların can güvenliğini önemsemeyen bir devlete gerek var mı?

Bir kenti deprem dirençli yapmak için sadece yapı stokunu yenilemek yetmez. Kentsel dönüşümleri nerede fazla para varsa ona uygun yaptık. İnsanların en fazla ölümüne neden olan yapı stokudur. Yapı stokunu güçlendirmek, yenilemek, gerekirse insanları tahliye etmek gerek. Depremlerden önce bas bas bağırdım. 600 bin konut yapacağız, ucuz krediyle satacağız. Halk kuyruğa girdi. İstanbul’da 90 bin binanın çökme riski varken hükümetin yeni konut yapıp satması doğru değil. İlk önce İstanbul’da ölümü bekleyen insanların yapısını yenileyin. İnsanların can güvenliği yokken bile ne yönetim ne de halk olarak aldırış ediyoruz. Hiç kimse depremde ölmek istemiyoruz, deprem bizim kaderimiz değil demedi. Bundan daha önemli ne var? Devletin en önemli konusu bu değil mi? İnsanlığın can güvenliğini önemsemeyen bir devlete gerek var mı? Bu devletin de toprakların da sahibi biziz. Güç de bizde. Deprem partiler üstü bir konudur. Bir bilim insanı olarak söylüyorum. Asla siyasi bir yanım olmadı, lütfen bundan sonra hangi partiye, inanca sahibi olursanız olun, herhangi bir partinin depremle ilgili ciddi planı ve iradesi olmuyorsa ona oy vermeyin.”

“Bu işin şakası yok”

İzmir’in deprem dirençlilik çalışmalarından da söz eden Prof. Dr. Görür, “İzmir doğru yolda. ODTÜ koordinatörlüğünde birçok üniversite bu çalışmalarda rol alıyor. Deprem mikrobölgeleme çalışmaları ile kentin nasıl yönetileceği, mekan kullanımı, planlamanın nasıl yapılacağı bilinir. Bu çalışmalar sayesinde belediye başkanı diyebilecek ki ‘Burada bina olmaz. İmar, iskan hiçbir şey olmaz’. Halk da buna uyacak. Uymuyorsa ağır cezalar uygulayacağız. Bu işin şakası yok. Bu iş o kadar zor değil. Kentlerimize o kadar hata yapıp büyütmüşüz ki kendi hatamızla yüzleşmeye korkuyoruz. Bu işe bir yerden başlamalıyız. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet varlığını sürdürmek istiyorsa Afet Bakanlığı kurmak zorunda. Devletin gelecek senelerin planlamasını yapması gerek. Türkiye Cumhuriyeti birçok bakanlıktan daha fazla bütçeyi bu bakanlığa verecek. Bu bütçeyle yerel yönetimlerle el ele kol kola, ulusal ve uluslararası kaynakları millete ayıracak. Biz 20 sene içerinde bütün Türkiye’yi depreme dirençli hale getiririz” diye konuştu.

Deprem uzmanları: “24 yıldır yol haritası çiziyoruz, artık yeter!”

“Depremleri öcü olarak görüyoruz, hata depremde değil”

İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan da, “Kahramanmaraş Depremi Işığında İzmir’in Deprem Çekincesi. Ne Yapmalı?” başlığı altında önemli bilgiler verdi.

Kahramanmaraş'ta gördüklerinin savaş alanını yansıttığını aktaran Ercan, “Türkiye bunun üstesinden mutlaka gelecektir ama yıllarını alacaktır. Türkiye deprem ülkesidir. Günün birinde depremler olmuyorsa yer diriliğini yitirmiş demektir. O zaman yaşam da yok demektir. Depremin hep korku boyutuyla ilgilendik. Depremin üç tane bileşeni vardır. Sarsıntı, ısı ve ışık. 60 yıldır bilimle uğraşıyorum. Toplu iğnenin başı kadar bir hata görmedim. Çünkü deprem olmasa Meles Ovası olmazdı, Gediz Irmağı olmazdı. Manisa’daki, Aydın’daki jeotermal alanlar olmazdı. Memba suları olmazdı. Maden yatakları, petrol yatakları, dağlar, ormanlar olmazdı. En güzel incirin çıktığı, zeytinin yetiştiği Ege olmazdı. Bunları hep depremler yapıyor, yeri biçimliyor. Depremleri bir öcü gibi görüyoruz. Hata depremde değil. İnsanoğlu olmadan da deprem vardı” dedi.

“Deprem dinle, kaderle açıklanamaz”

“Bizler depremlerin nerelerde ve hangi büyüklükte olacağını biliriz ama zamanını henüz bilemiyoruz. Kahramanmaraş depremi tarım alanlarında en büyük yıkımı yaptı. Doğada öyle bir denge var ki siz imar barışından kendinizi affettirebilirsiniz, kaçak yaparsanız görmezden gelebilirler ama doğa asla affetmez. Tarım alanlarına yapılan yapıları doğa günün birinde mutlaka yıkar. Deprem teknik, bilimsel bir konudur. Bu dinle, kaderle izah edilemez, açıklanamaz.
Gerçeklerle yüzleşmemiz gerekiyor. Depremi afete dönüştüren üç konu var.  Yeteneksiz yönetimler, ekonominin bozukluğu ve yoksulluk ile eğitim düzeyinin düşüklüğü. Eğer bunlardan bir tanesi ülkede gerçekleşmişse depremin adı afettir. Türkiye’de 6 Şubat’ta bunun bir tanesi değil, üçü birden gerçekleşti.
Türkiye’yi yetenekli insanların yönetmesi gerekiyor. Depremin bir yasası vardır. Bir yerde belli büyüklükte bir deprem olmuşsa gelecekte o yerde en az o büyüklükte deprem olur. Buna depremin yasası denir. İzmir’de depremler çok sık oluşmuyor. Yaklaşık 200 ile 350 yılda bir oluşuyor. Her an 7,2’lik deprem olacakmış gibi İzmir’i hazırlamamız gerekir. Ama İzmir’de her an deprem olabilir sözü doğru değil. Hiçbir zaman İzmir’de Kahramanmaraş’taki gibi 7,5, 7,6, 7,9’luk depremler olmaz."
Deprem uzmanları: “24 yıldır yol haritası çiziyoruz, artık yeter!”

Japon mimar, geleceğin dirençli şehirlerini anlattı

İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi kapsamında “Geleceğin Dünyasında Dirençli Şehirler” başlığıyla sunum yapan dünyaca ünlü Japon mimar Hiroyuki Unemori, Japonya’daki depreme dirençli ve uyumlu mimari çalışmalarını aktardı.

“Şehirleri yüz yıl içinde düşünmemiz gerekiyor. İlerde ne gibi sorunlar yaşanır, bunları iyi değerlendirmek gerekiyor.
Japonya’da her yıl 6’nın üzerinde 20 deprem oluyor. Bu anlamda şehir planlamasında bir sonraki aşamayı uyguladık. Bina standartları geliştirerek, şehirler sonraki depremlere göre hazırlandı. Önce geçici konut ve altyapıyı ortaya koyduk.  Daha sonra yeniden yapılandırma sürecini tamamladık. Sonra toplum merkezleri gibi kamuya açık binalar yapıldı. Burada insanların bir araya gelebileceği yerleri nasıl yaptığımız da önemli.
Yaptığımız binalarda da insanların buluşabileceği, etkileşime girebileceği alanlar planladık. Güçlü kamusal binaların yapıldığı yerler aynı zamanda toplanma merkezlerinin de oluşmasını sağlayacaktır. Ümit ediyorum ki bu anlattıklarım sizlere de ilham olsun.”

19 Mar 2023 - 13:51 - Güncel


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gıda Hattı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gıda Hattı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gıda Hattı editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gıda Hattı değil haberi geçen ajanstır.