16 Ekim Dünya Gıda Günü: Kimseyi Geride Bırakma!

Bir Dünya Gıda Günü daha, dünyanın farklı bölgelerinde bir yanda açlık çeken, yetersiz beslenen, diğer yanda aşırı kilolu ve obez bireylerin arttığı bir ortamda kutlanıyor. Halen 800 milyondan fazla insanın kronik açlık çektiği dünyamızda, 45 ülke gıdada dış yardıma muhtaç iken, her yıl 931 milyon ton gıda israf ediliyor. Bu israfın 570 milyon tonu ise hane halkında gerçekleşiyor.

Polonya’dan gıda israfı devrimi! Marketler satamadıkları gıda ürünlerini çöpe atamayacak
+3
Haber albümü için resme tıklayın

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) kuruluş tarihi olan 16 Ekim, her yıl dünya çapında açlık çeken insanlarla ilgili farkındalığı artırarak açlığa son vermeye yönelik çalışmaları hızlandırmayı, herkes için gıda güvenliğini ve sağlıklı beslenmeyi teşvik etmek amacıyla Dünya Gıda Günü olarak kutlanıyor.

Dünya Gıda Günü teması: “Kimseyi Geride Bırakma!”

2022 yılı Dünya Gıda Günü temasını “Kimseyi Geride Bırakma - Leave No One Behind” olarak belirleyen FAO; her yerde her insanın düzenli olarak ve yeteri kadar, besleyici gıdaya erişimini sağlamak gerektiği vurgusu yapıyor.

“Küresel krizler karşısında küresel çözümlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Daha iyi üretimi, daha iyi beslenmeyi, daha iyi bir çevreyi ve daha iyi bir yaşamı hedefleyerek, uzun vadede kalkınmayı, kapsayıcı ekonomik büyümeyi ve daha fazla esnekliği dikkate alan sürdürülebilir ve bütünsel çözümler uygulayarak tarımsal gıda sistemlerini dönüştürebilir şekilde daha iyi inşa edebiliriz.”

Dünyanın hedefi, açlığa son vermek!

2015 yılında dünya liderleri tarafından belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nden (SKH) birisi de, 2030 yılına kadar “açlığı sona erdirmek, gıda güvenliğini ve gelişmiş beslenmeyi sağlamak ve sürdürülebilir tarımı teşvik etmek”ti. BM, dünyanın bu hedefe ulaşma yolunda kaydettiği ilerlemeyi göstermek üzere yayınladığı raporunda, şu verilere yer verdi:

“Dünyada yetersiz beslenen insanların oranı 2000-2004'te yüzde 15'ten 2020'de yüzde 9,9'a düştü. Bodurluk (kronik yetersiz beslenme nedeniyle yaşlarına göre çok kısa olan çocuklar) oranı beş yaşın altındaki çocuklarda 2000 yılında yüzde 33 iken 2019'da yüzde 21,3 olarak kaydedildi.”

Gıdada küresel israf!

Her yıl 931 milyon ton gıda israf ediliyor ve bunun 570 milyon tonu hane halkında gerçekleşiyor. Yani yarısından fazlası… Oysa Dünyada, gezegendeki herkesi beslemeye yetecek kadar gıda üretiliyor. Buna rağmen Dünya çapında 829 milyon kadar insan her gece aç yatıyor. Küçük çiftçiler, çobanlar ve balıkçılar küresel gıda arzının yaklaşık yüzde 70'ini karşılamalarına rağmen gıda güvencesizliğine karşı özellikle de onlar savunmasızlar.

Çatışma, açlığın bir nedeni ve sonucu. Öyle ki, 2020'de 23 ülkede 99,1 milyon insan için açlığın başlıca nedeni çatışmalar oldu. Dünya çapında beş yaşın altındaki tahmini 14 milyon çocuk, israfın bir sonucu olarak şiddetli akut yetersiz beslenmeden muzdarip. Yetersiz beslenen çocukların sadece yüzde 25'i hayat kurtaran tedaviye erişebiliyor.

“Milyonlarca insan sağlıklı gıdaya ulaşamıyor”

16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla bir açıklama yapan Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, FAO’nun 150 ülkede gerçekleştirilen etkinliklerde küresel ısınmanın, yükselen gıda fiyatlarının ve uluslararası gerginliklerin dünya gıda güvenliğini etkilediği bir ortamda dünyada her insanın bu durumdan zarar gördüğüne dikkat çektiğini söyledi. Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“FAO’ya göre daha iyi bir dünya yolunda mesafe alınmasına rağmen pek çok kişi bu iyilikten yaralanamıyor. Dünyada gıda arzı yeterliyken milyonlarca insan sağlıklı gıdaya ulaşamıyor, yetersiz besleniyor ve gıda güvensizliği riskine maruz kalıyor.
Dünyada fakir insanların yüzde 80’i kırsal alanlarda yaşıyor ve geçimlerini tarımdan sağlıyor. Bu kesimler doğa veya insan tarafından meydana getirilen olumsuzluklardan daha çok etkileniyor. Ekonomilerin, kültürlerin ve insanların daha çok birbiriyle ilişki içinde olduğu bir ortamda zincir bir yerde koptuğunda bu durum her insanı etkiliyor.

2021’de 828 milyon kişi açlık yaşadı

Tüm dünyada açlıkla mücadelemiz devam ederken, FAO verilerine göre 2021 yılında 828 milyon insan yetersiz beslenmiş ve açlık yaşamıştır. Yine 2021'de dünyada yaklaşık 2,3 milyar insan, yani dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30'u, orta veya ciddi düzeyde gıda güvensizliği yaşamıştır.
2019 yılında başlayan ve dünyayı etkisi altına alan pandeminin ağır etkileri devam ederken Rusya-Ukrayna savaşı başladı. Bu durum ne yazık ki dünyamızda yaşanan açlık ve yetersiz beslenmeyle olan savaşı daha da zorlaştırdı. Birçok ülke için gıda güvenliği ve beslenme durumuna gölge düşürdü.

45 ülke gıdada dış yardımlara muhtaç!

Açlık ve yetersiz beslenmeden en çok etkilenen az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin gıda üretiminde kendine yeterli düzeye gelmeleri önem taşıyor. Ancak günümüzde gıda yardımına ihtiyaç duyan ülke sayısı artıyor.
FAO’nun gıda üretimine ilişkin raporunda, dışarıdan gıda yardımına ihtiyaç duyan ülke sayısının 45’e yükseldiği belirtiliyor.
Dünyada gıda güvenliğini sağlamak ancak devletlerin, uluslararası kuruluşların, sivil toplum kuruluşlarının ve tüm diğer aktörlerin de aktif katılım ve diyaloğuyla mümkün olabilir.

“Gıda fiyatlarının artması gıdaya ulaşımı zorlaştırdı”

Pandemi süreciyle başlayan gıda fiyatlarındaki artışlar, Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte artarak devam etti. Başlangıçta bu yükselişlerde gıda tedarik zincirindeki spekülatif hareketlerin varlığı ortaya koyuldu. Sonraki süreçte tarımsal ürünlerin üretiminde kullanılan girdilerdeki fiyat yüksekliğinin gıda enflasyonundaki rolü ön plana çıkarken, lojistikteki ve diğer hizmetlerdeki artışın da bundan sorumlu olduğu ortaya çıktı.
Diğer yandan bu bağlamda küresel ısınma sonucu zaman zaman baş gösteren tarımsal kuraklık, biyoyakıt üretiminde bitkisel ürünlerin kullanımı ve tarımsal ürünlere yönelik artan talep de göz ardı edilmemelidir.
Önümüzdeki süreç tarım sektörü ve gıda fiyatları açısından önemini koruyacaktır. Rusya-Ukrayna savaşının etkilediği ekonomik krizin, Tahıl Koridoru Anlaşması ve diğer ülkelerin gayretleriyle azaltılması öngörülüyor. Fakat FAO’nun açıkladığı Dünya Gıda Endeksi verilerine göre aylık bazda son dönemde azalma söz konusu olsa da, uluslararası piyasalarda özellikle doğal gaz ve petrol gibi ham madde ve tarım ürünleri fiyatlarının artabileceği görülüyor.
Gerekli tedbirleri acilen alarak, bu riskleri ülke olarak yönetmek zorundayız. Bunu başaramazsak, üreticimiz de tüketicimiz de bu zor günleri aşamayacaktır.”

“Üretici fiyatlarını ve ihracatı baskılayarak gıda enflasyonunu düşüremeyiz”

Gıda enflasyonunu düşürebilmek için yapılması gerekenlerin belli olduğunu belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Ürün fiyatlarını baskılayarak enflasyonu düşüremeyiz. Üretici fiyatlarını baskılama yanlış bir politika aracı seçimidir. Yine ihracata kısıtlama getirme kısa vadede sonuca ulaşsa da, orta ve uzun vadede ihracat pazarlarının kaybedilmesine ve ürün arzının azalmasına neden olacaktır.
Gıda fiyatlarında yaşanan artışlar ve fiyatlardaki dalgalanmalar, özellikle gelişmemiş ve az gelişmiş ülkelerde gıdaya erişimi zorlaştırıyor hatta kimi zaman imkânsız hale getiriyor. Her ülke gıda fiyatlarını kontrol ederek, yükselişleri engellemeye çalışıyor. Her ülke kendi iç dinamiklerine göre çeşitli yöntemlerle gıda fiyatlarıyla mücadele ediyor. Vergi indirimi, denetimlerin sıklaştırılması, ithalat ihracat düzenlemesi, sosyal ve ekonomik yardımlar gibi değişik yöntemler uygulanarak gıda fiyatları kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Gıda fiyatlarındaki artışa çözüm bulmanın kolay olmayacağı bellidir. İşte bu noktada üzerinde durulması gereken sektör tarım sektörüdür.
Bu nedenle tarım sektörüne özen göstererek, stratejik sıfatını ön plana çıkaracak çalışmalar yapmalıyız.
Son aylarda gıda enflasyonuna sebep olan en önemli etkenlerden birisi olarak tarım üretici fiyat endeksinde aşırı artışlar ön plana çıkıyor. Bu durum, tarımsal üretimdeki maliyet yüksekliğinin neticesidir.

Fiyat artışları üreticiye yansımıyor

Diğer yandan, tarım ve gıda ürünleri fiyatlarındaki artışlar doğrudan üreticiye yansımıyor. Artan fiyatlar üretici ile tüketici arasındaki fiyat makasının açılmasına sebep oluyor. Dolayısıyla artan fiyatlardan yararlanamayan üreticilerimiz bir de artan aşırı fiyat dalgalanmalarından olumsuz etkileniyor.
Yurtdışına büyük oranda bağımlı olduğumuz, mazot, gübre, zirai ilaç ve yem gibi girdiler tarımsal üretimde en önemli maliyet unsurlarıdır. 2022 yılıyla birlikte döviz kurlarındaki önemli artışlar bu maliyetleri de artırdı.
Bu maliyet unsurlarının yanında sulama ve sulamada kullanılan elektrik fiyatlarındaki artışlar da maliyetlerin önemli bir ölçüde artmasına sebep oldu. Girdi fiyatlarında düşüş sağlanmadan üretici fiyatlarında düşüş sağlanması mümkün değildir. Pahalı girdilere ulaşamamanın neticesinde verim düşüklüğü ve yetersiz üretim de üretici fiyatlarının artışını getiriyor. Girdilerin üreticilerimize makul fiyatlardan temin edilmesi tüketiciye yansıyarak gıda enflasyonun azaltılmasında önemli bir rol oynayacaktır.

“Gıda güvencesini aşağı çeken gıda israfı artık bitmelidir”

Gıdaya ulaşmanın, açlığı yok etmenin oldukça önemli olduğu günümüzde, gıda israfına son vermek gerekiyor. BM Çevre Programı (UNEP) tarafından hazırlanan Gıda İsrafı Endeksi Raporu’na göre, Dünya’da üretilen gıdanın üçte biri, israf ediliyor veya kayboluyor.
 Gıda güvenliğini sağlamada kayıp ve israfın azaltılması da en az verimlilik kadar önemlidir. Büyük emek ve kaynak harcanarak üretilen her ürünün bir gramı dahi ziyan edilmeyecek kadar değerlidir.

“Kuraklığa karşı önlem alamazsak insanlarımızın gıdaya ulaşması zor olacaktır”

Türkiye, Akdeniz çanağında küresel ısınmadan en kötü etkilenen ülkelerin başında geliyor. Önlem alınmazsa Türkiye’nin su kaynakları hızla kuruyacak, gıda güvenliği tehlikeye girecek, insanlarımızın gıdaya ulaşması zorlaşacaktır.
Kuraklık, ülkemizde su kaynaklarının daha önce görülmediği şekilde aşırı kullanılmasına sebep oldu. Sadece son 10 yılda su kullanımı üçte bir oranında arttı. Su yönetimi politikaları hızla hayata geçmeli ve mevcut sistem değiştirilmelidir. Acil olarak açık sistemlerden kapalı sulama sistemlerine geçilmeli, daha az su isteyen kurak bölgelerin ekolojisine uygun ürünlerin yetiştirilmesi teşvik edilmelidir. Yağmur suyunun toplanması ve gri suyun stratejik olarak yeniden kullanılması su tüketimini azaltacaktır.

“İthalatla fiyatları terbiye etme devri geride kaldı”

2021/2022 sezonunda ekilmemiş bir karış toprak bırakmamaya, bütün imkânları üretim için seferber etmeye gayret gösteren, üretimden vazgeçme noktasına gelmişken, cesaretlenip, tarlasına dönmeye çalışan çiftçiye destek olunmalıdır. Bunu başaramazsak krizlerin etkisini azaltan bir sektör olarak bilinen gıda sektörü, ülkemizde krizlerin daha da büyümesine neden olacaktır.
Her şeyden önce, tarımsal potansiyeli oldukça yüksek bir Türkiye’ye aşırı oranda gıda fiyat artışı yakışmamaktadır. Bir zamanlar uygulanan ithalatla fiyatları terbiye etme devri de geri kaldı. Artık paranız olsa bile ithalat yapamıyorsunuz. Neticede artık tarımsal üretimde en üst yeterlilik oranına kavuşmak gereği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, üretimde atıl kapasite en aza indirilmeli ve verimin artırılması ile üretim potansiyelinin istenen düzeyde kullanılması, gıda enflasyonu riskinin azaltılmasında önemli bir araç olacaktır.
Tarım ürünleri için piyasa garantisi sağlamak, fiyat dalgalanmalarını azaltmak, gıda değer zincirini kısaltmak ve çiftçinin ürettiği ürünün ticaretinde söz sahibi olması için sözleşmeli çiftçiliği geliştirmek ve yaygınlaştırmak gerekiyor. 
Gıda tedarik zincirinin etkin bir şekilde işlevini yerine getirmesinin sağlanmasıyla özellikle meyve ve sebzede görülen üretici-tüketici fiyat makasının artmaması sağlanabilir.
Dünyadaki fiyat artışlarına bağlı olarak yurtiçi fiyatlarda oluşturulan spekülatif davranışlar ticaret politikalarını ve piyasanın takip edilmesini gerektiriyor.
Tarım sektörü olmadan sofralarımızda üç öğün tükettiğimiz gıdayı üretemeyiz. Bu nedenle, ülkeyi yönetenlerin tarım sektörüne daima pozitif ayrımcılıkla bakması ve imkânların bu şartlarda sunulması gerekiyor. Tarım sektörünün sorunları çözülmeli, gerekli yatırımlar yapılmalı ve desteklenmelidir.”

“Dünyayı bulduğumuzdan daha iyi durumda bırakmak zorundayız ”

Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği (BESD-BİR) Başkanı Naci Kaplan da mesajında, şunları söyledi:

“Son yıllarda dünya pandemi, iklim değişikliği, uluslararası gerilimler gibi sınır tanımayan gelişmeler yaşıyor ve her alanda kurallar değişiyor. Bundan dolayı hepimizin insanlığa fayda sağlayan çalışmalarla değişmesi ve dönüşmesi gerekiyor. Her zamanki gibi Türkiye kanatlı eti sektörünün amaçları ile FAO’nun amaçları birebir aynı.”

“Her insan sağlıklı ve yeterli beslenme hakkına sahiptir”

Türk Veteriner Hekimler Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu da, 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

“Dünya Gıda Günü’nün amacı; dünya üzerindeki yetersiz beslenmeye, açlığa ve aç insanların acısına dikkat çekmek, farkındalık oluşturmak ve açlık felaketine karşı devletleri, kurum ve kuruluşları ve insanları harekete geçirmektir. Her insanın sağlıklı ve yeterli beslenme hakkına sahip olduğuna inanıyoruz. Bugünden alınacak tedbirler ile gıda üretiminde sürdürülebilir, erişilebilir ve adil bir sistemin hayata geçirilmesi suretiyle açlığın, dünya ve Türkiye gündemden çıktığı bir geleceğin özlemiyle çiftçilerimizin, üreticilerimizin, sanayicilerimizin, veteriner hekimlerin ve milletimizin 16 Ekim Dünya Gıda Gününü kutluyoruz.”

Sağlıklı gıda için çözüm dayanışma!

Buğday Derneği’nin açıklamasında da, bir yanda gıdaya erişmekte ciddi sorunlar yaşayan yoksullar, göçmenler, az gelişmiş ülkeler diğer yanda gıda israfı ve obezite çelişkisi devam ederken, Rusya-Ukrayna savaşının da tırmandırdığı küresel gıda krizi giderek daha fazla insanı açlıkla karşı karşıya getirdiğinin altı çizildi.

“Dünya çapında milyonlarca insan gıda güvensizliği ve yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya. 2,3 milyardan fazla insan (dünya nüfusunun yaklaşık %30’u) yeterli gıdaya erişimden yoksun. Açlığı sona erdirmek sanıldığının aksine üretim miktarıyla ilgili değil. Yetersiz beslenme ve açlığın gerçek nedeni, savaşlar, çatışmalar, yoksulluk, gıdaya erişimdeki adaletsizlikler ve sürdürülemez üretim yöntemleri...

Türkiye’de nüfusun %10’u açlık sınırında

Türkiye’de kentleşme, altyapı yatırımları vb. nedenlerle 3,5 milyon hektar tarım toprağı yok oldu. Kalan tarım topraklarının %39’u ve mera alanlarının %54’ü ise erozyon tehlikesi altında. Tarım arazilerinin %23’ü kimyasallar ve aşırı kullanım nedeniyle verimliliğini kaybetti. Kirlilik, aşırı kullanım ve iklim krizinin etkisiyle uzayan kurak mevsimler de tarımsal üretimde kullanılabilir su miktarının giderek azalmasına neden oluyor.
Türkiye, yıllık 45 milyon ton yaş meyve üretirken, bu üretimin %50’si tarlada, nakliyede, işleme sırasında, markette satış sırasında ve son tüketicinin elinde heba oluyor. Buna karşın nüfusun  %8,5’u, yani %10’u açlık sınırında yaşıyor, %22'si ise yeterli ve dengeli beslenemiyor. 
Ne kimyasallar ne de teknoloji gıdaya erişimdeki engelleri, beslenme yetersizliğini ve açlığı ortadan kaldırabiliyor aksine daha da körüklüyor. Kirliliğe ve sağlık sorunlarına neden olan gıda sistemleri biyoçeşitliliğin fakirleşmesine de yol açarak sorunu daha da büyütüyor.
Bir yanda gıda krizi yaşanırken diğer yanda gıdamızı yetiştiren çiftçiler artan maliyetler ve refahın düşmesi nedeniyle topraklarını terk ediyor. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) İstihdam İzleme Bülteni’ne göre, 2011’de 1 milyon 122 bin olan kayıtlı çiftçi sayısı, Ocak 2022’de 493 bine geriledi. Yani son 10 yılda çiftçilerin yarısından fazlası topraklarını terk etti.

İklim krizi ve yanlış uygulamalar su kıtlığını tetikliyor

Türkiye’de suyun %70’i tarımda kullanılıyor. Vahşi sulama yöntemleri hâlâ yaygın ve yer altı suları giderek tükeniyor. Bu verilere ek olarak IPCC’nin raporu, iklim değişikliği nedeniyle Akdeniz Bölgesi’ndeki nüfusun yarısından fazlasının farklı ölçeklerde su kıtlığı yaşayacağı öngörüsünde bulunuyor. Bu miktar, emisyonların hızla azaltılmasıyla %18’e gerileyebilir. Emisyonların yüksek olması durumunda yüzyılın sonunda bölgedeki kuraklıkların 3-4 kat uzun süreceği tahmin ediliyor.
Su sorununun çözümü için tarımda yağmur suyu hasadı, damlama sulama, kuraklığa dayanıklı türlerin ekimi, toprağın su tutma kapasitesinin artırılması gibi yöntemlere geçilmesi ve bu yöntemlerin hükümet tarafından desteklenerek özendirilmesi gerekiyor.
Ortaya konan veriler sorunun; hatalı üretim yöntem ve planlamaları, aşırı tüketim, merkezi sistemlerin neden olduğu lojistik, saklama ve maliyet sorunları, çiftçilerin giderek artan maliyetler karşısında üretimden vazgeçmeleri, geniş alanlarda tek tip ürün yetiştirilmesi sonucu toprağın fakirleşmesi ve azalan biyoçeşitlilik, toprak, su kirliliği ve iklim krizi sonucu yaşanan afetlerin yol açtığı ürün kayıpları, savaşların gıda üretimi ve erişiminde neden olduğu sıkıntılar ve hatalı beslenme gibi çok yönlü olduğuna işaret ediyor.”

Dünya ve Türkiye’nin gıdası için önemli veriler

• Gıdaya erişimdeki adaletsizliğe ilişkin veriler, gıda güvenliği ve açlık sorununun gıda üretim miktarıyla ilgisi olmadığını gösteriyor. FAO, her yıl bunu kanıtlayan veriler yayınlıyor. Dünyada 800 milyonun üzerinde insan, yani her on kişiden biri açlık çekmesine karşın her yıl yetiştirilen gıdanın üçte biri, yani yaklaşık 1,3 milyar ton gıda tarladan tezgaha giden yolda heba oluyor. Buna mutfaklarda çöpe atılan gıdaları de eklersek tüketilmeden heba olan ve çöpe giden gıdalar ile açlık çeken ve yetersiz beslenen insanları doyurabilmek mümkün.

• FAO’nun verilerine göre, tüm dünya nüfusunun tükettiği yiyeceklerin %75’inden fazlası yalnızca 12 bitki ve 5 hayvan türünden geliyor. Bu durum gıda sistemlerini hastalık, zararlılar ve iklim değişikliği gibi tehditlere karşı daha az dirençli hale getiriyor.

• 3 milyardan fazla insan(dünya nüfusunun neredeyse %40’ı) sağlıklı bir diyeti karşılayamıyor.

• Gelişmekte olan ve sanayileşmiş ülkelerde daha fazla gıda israf ediliyor. Sahra Altı Afrika, Güney Afrika ve Güneydoğu Asya’da kişi başına düşen atık yılda 6-11 kilo iken, Avrupa ve Kuzey Amerika’da tüketiciler tarafından kişi başına düşen gıda atıklarının yılda 95-115 kilo olduğu tahmin ediliyor.

• Dünya gıda sistemleri şu anda küresel antropojenik sera gazı emisyonlarının %33’ünden daha fazlasından sorumlu.

• BM’nin 2017 tarihli Genel Kurulu’nda sunulan rapora göre, pestisitlerin gıda güvenliğini sağlamakta elzem olduğunu öne süren tarım kimyasalları endüstrisinin iddiaları, yanlış ve tehlikeli biçimde aldatıcı. Prensipte, dünyaya yetecek kadar gıda üretiliyor ama adaletsiz üretim ve dağıtım sistemleri nedeniyle, ihtiyacı olanların gıdaya erişimini kısıtlayan ciddi engeller oluşuyor. İronik olarak, gıda güvenliği sorunu yaşayanların büyük kısmı, özellikle düşük gelirli ülkelerde geçimlik tarımla uğraşan çiftçiler.

16 Eki 2022 - 13:33 - Gıda


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gıda Hattı Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gıda Hattı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gıda Hattı editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gıda Hattı değil haberi geçen ajanstır.