GDO – Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

GDO – Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

Pastör’ün çalışmaları ile başlayan modern gıda bilim ve teknolojisi, gıdaların güvenilirliği ve erişilebilirliği konusunda büyük ilerlemeler sağladı. Günümüzde bu alandaki gelişmeler ilerlemeleri günden güne hızlandırsa da bazı endişeleri de beraberinde getirdi. Yeni gıda teknolojisi konusunda soruların odaklandığı konulardan biri genetiği değiştirilmiş, yani GD organizmalardır.

Dünya Sağlık Örgütü GD organizmaları genetik materyali (DNA’sı) doğal olmayan yollarla değiştirilmiş organizmalar olarak tanımlamıştır. Bu amaçla kullanılan teknolojiye modern biyoteknoloji, gen teknolojisi, rekombinant DNA teknolojisi ya da genetik mühendisliği denmektedir. Bu yöntem seçilmiş bazı genlerin bir organizmadan diğerine aktarılmasını sağlamaktadır. Gıda ya da gıda bileşeni olarak kullanılan GD ürünler GD gıdalar olarak adlandırılmaktadır. Bunların en bilinen örnekleri genetiği değiştirilmiş tahıllardır.

Genetik Materyal Neden Değiştirilir?

GD gıdalar üreticiye, tüketiciye ya da her ikisine birden avantaj sağlamaları amacıyla geliştirilirler. Bunun sonucu ürün fiyatının düşmesi, ürünün besin öğeleri açısından daha yararlı olması ya da ikisi birden olabilir. Başlangıç olarak üreticilere ve gıda sektörüne faydaları daha ön planda olmuş, ekinlerin çeşitli zararlı böcek ve virüslere ya da yabani ot ilaçlarına karşı korunması üzerine odaklanılmıştır. Böcek direnci Bacillus thuringiensis adlı bakterinin ürettiği ve sadece böceklere karşı etkili olan bir etken maddenin bitkilere ürettirilmesi ile sağlanmıştır. Yabani ot ilaçlarına karşı direnç oluşturmak için de benzer bir yöntem uygulanmıştır. Zararlı böcek ya da yabani ot baskısının çok fazla olduğu bölgelerde ekilen GD ekinlerin bu alanlarda zirai ilaç kullanımını azalttığı belirtilmektedir.

Potansiyel Risk

İnsan tüketimine sunulan yeni her ürün uluslar tarafından belirlenmiş çok çeşitli incelemelerden geçer. GD organizma ve gıdalar için de hem insan sağlığına hem de çevreye etkileri açısından ciddi araştırmalar yapılmaktadır. GD gıdaların güvenilirlik değerlendirmeleri genellikle aşağıdaki kriterleri inceler:

–          Doğrudan sağlık etkileri (toksisite)

–          Alerjik tepkiye sebep olup olmadığı (alerjenlik)

–          Besin öğesi veya zehirli özellikleri olan belirli bileşenlerin varlığı

–          Eklenen genin kararlılığı (mutasyona direnci)

–          Genetik modifikasyon sonucu besin öğeleri farklılıkları

–          Gen eklenmesi istenmeden ortaya çıkan bütün etkiler

Genetiği Değiştirilmiş gıdaların olası olumsuz etkileri hakkında birçok endişe vardır. Alerjiler bunlardan biridir. Genetiği değiştirilmiş ürünlerde bu değişiklik sonucu üretilen maddelere alerjik tepki verilmesi sık görülen bir durum değildir. Yine de bu yönde analizler yapılmaktadır. Çilek gibi genel alerjen olan organizmaların genlerinin başka organizmalara aktarılması ve bu yolla bünyede alerji yaratması gibi bir durumun olasılığı yok denecek kadar azdır. Bununla beraber genel alerjen organizmalardan gen transferi yapılması önerilmemektedir.

Genetiği Değiştirilmiş gıdalarda bulunan genlerin de insan DNA’sına entegre olması ve bu genlerin hücrede çalışması mümkün değildir. Yine de gen transferinde tarama amaçlı kullanılan antibiyotik direnç genlerinin doğada yaygınlaşmaması amacıyla Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Gıda Tarım Örgütü (FAO) uzman paneli antibiyotik direnç genlerinin kullanılmadığı teknolojileri desteklemektedir.

Gen aktarımı da çekinilen başlıklardan biridir. Genetiği Değiştirilmiş bir tahıldan diğer tahıllara tozlaşma yolu ile gen aktarımı olarak tanımlanabilecek bu durum yukarıdaki diğer endişelerin aksine gerçek bir risktir. Bu riskin minimuma indirilmesi için bazı ülkelerde Genetiği değiştirilmiş ürün ekimi yapılan sahalarla sıradan tahılların ekildiği tarlalar güvenli şekilde ayrı tutulmaktadır.

Genetiği değiştirilmiş ürünlerin çevreye olası etkilerinin değerlendirilmesi açısından aşağıdaki endişeler yönünde araştırmalar sürmektedir: Yararlı böceklere zarar verilmesi, dirençli böcek türlerinin gelişmesi, yeni bitki patojenlerinin oluşması, bitki ve vahşi yaşam çeşitliliğine zarar verilmesi, yabani ot ilacı direnç genlerinin yabani otlara da geçmesi.

GDO – Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar Güvenilir midir?

Farklı genetiği değiştirilmiş gıdalar, farklı genlerin farklı şekillerde yerleştirilmesi sonucu elde edilmiştir. Bu da demektir ki farklı genetiği değiştirilmiş gıdalar ve güvenilirlikleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir, bu konuda genel bir açıklama yapmak mümkün değildir. Ancak şu anda uluslararası pazarda bulunan genetiği değiştirilmiş gıdalar çeşitli risk değerlendirmelerinden geçer not almışlardır ve insan sağlığı açısından risk taşımaları pek mümkün görünmemektedir. Bu değerlendirmeler ülkelerin gıda güvenliği otoritelerince yapılmakta ve birbirleri ile benzer prensiplere dayanmaktadır. Ayrıca bu gıdaların onaylı oldukları ülkelerde nüfusun geneli tarafından tüketilmeleri ile insan sağlığı üzerine etkileri arasında bir ilişki bulunmamıştır. Kodeks prensiplerine göre risk değerlendirmelerinin sürmesi ve uygun olan durumlarda pazar izlemeleri GD gıdaların güvenilirliğinin belirlenmesi açısından elzemdir.

GDO – Genetiği Değiştirilmiş Gıdaların Geleceği

Tüketicilerin büyük bölümü doğrudan görünen faydaya bakmaktadırlar. Genetiği değiştirilmiş organizmaların örneğin antibiyotik üretimi gibi ilaçlarda kullanımının doğrudan bir faydası vardır. Bu gıdalar ise ilk çıktıkları dönemde gıda fiyatlarının düşmesi, gıda bolluğu yaşanması gibi değişimler ortaya koyamamış oldukları için bu ürünlere karşıt düşünce bu alanda daha yaygın hale gelmiştir. İlerleyen zamanda bu gıdaların insan ve çevre sağlığı, dünya ekonomisi ve açlık üzerinde etkilerinin olup olmadığı daha net bir hale gelecektir.

Genetiği Değiştirilmiş organizmaların – GDO –  geleceği ile ilgili çalışmalar hastalık ve kuraklığa karşı daha dirençli bitkilerin, daha fazla besin öğesi içeren ekinlerin, daha iyi büyüme özelliklerine sahip balıkların, aşı gibi tıbbi değeri olan maddeler salgılayan bitki ve hayvanların üretilmesi üzerine odaklanmıştır. FAO ve WHO’nun ortak çalışması dünya çapında daha uyumlu bir risk değerlendirmesi çerçevesi oluşturulmasına önderlik etmiştir.