Gıda Hattı

Gıda Fiyatlarında Nereye Kadar?

8 Mayıs 2008, 15:55
Paylaş

ABD'deki bir türlü durulmak bilmeyen finansal kriz devam ederken, işlenmemiş gıda fiyatlarındaki artışlar gündeme geldi, oturdu. İşlenmemiş gıda fiyatlarının 2005 yılından başlayan fiyat artışlarının, 2008 yılının ilk çeyreğinde tüm dünyanın gündemini meşgul etmesi, işlenmiş gıda ürünlerindeki tüketici fiyatlarını etkiler duruma gelmesinden kaynaklanmaktadır. Amerikan Tarım Dairesi'nin açıklamalarına göre 2008 yılındaki islenmiş gıda fiyatlarındaki artısın ABD'deki mutfak harcamalarını yüzde 4.5 oranında yükselteceği tahmin edilmektedir. İşlenmemiş gıda fiyatlarının son otuz yılma baktığımızda tüketici fiyatlarına yansıyacak uzun döneme yayılmış büyük bir artış görmüyoruz. IMF'in gıda fiyatlan endeksi 2005 yılındaki islenmemiş gıda fiyatlarının 1974 yılında olduğundan biraz daha düşük olduğunu söylüyor. Bunun sonucu işlenmiş gıda fiyatlarında da Önemli bir artış olmamış, 1960'lı yıllarda gıda harcamaları Amerikan hane halkı harcamalarının yüzde yirmi besini oluştururken 2005 yılında bu oran yüzde on dörde düşmüştür. Bu oranlara ev dışı yenilen öğünlerin de dahil olduğunu söyleyelim. Buna rağmen, ucuz gıdadan olsa gerek batı oburlukla savaşmakta, yarı yenmiş yiyecek kalıntıları büyük çöp yığınları oluşturmaktadır. 2008 yılının ilk çeyreğindeki islenmemiş gıda fiyatlarındaki dikkat çekici artışlar ve bir çok geri kalmış ülkedeki panik davranışlar gıdanın stratejik konumunu tekrar gözler önüne sermiştir. Dünyadaki tarımsal üretimin yüzde seksenini, sanayide gelişmiş yirmi beş ülke üretmektedir. Gelişmişliği hangi düzeyde olursa olsun, gelişmiş ülkeler tarım ve gıdayı stratejik konumu nedeniyle ayrı değerlendirilmektedirler. Hiç bir gelişmiş ülke, vatandaşlarının beslenme ihtiyacının karşılanmasını bir diğer ülkeye ihale etmemekte aksine bu anlamda güçlü olmaya çalışmaktadır. Fransız Tarım Bakanı Michel Barnier "İnsanları beslemek gibi yaşamsal bir konuyu piyasa kanunları ve uluslararası spekülasyonun merhametine bırakamayız" diyerek konuya yaklaşımını vurgulamaktadır. 2005 yılından itibaren başlayan işlenmemiş gıda fiyatlarındaki artış, geçen otuz yılın bir fiyat düzeltmesi gibi yorumlansa da nedenleri herkesçe merak edilmektedir. Gıda fiyatlarındaki artışın nedenlerini iki başlık altında incelemek doğru olur. 1) Ön plandaki nedenler: Bu başlık altında; dünya nüfusundaki artış, gelişmekte olan ülkelerdeki refah artışı, son beş yılda ağırlık kazanan biyoyakıt üretimi ve bölgesel diyebileceğimiz kısmi kuraklık. 2) Geri plandaki nedenler: ABD ve AB'de tarımla uğraşan çiftçilerin son otuz yılda gittikçe azalan gelir düzeylerinin artırılmasının örtülü olarak desteklenmesi. Dünya nüfusu her yıl bir Türkiye nüfusu kadar yani 70 milyon artmaktadır. Bu artışın yoğunluğu Asya ve Afrika kıtalarındadır. Tahıl ile beslenmeye yönelik bu kıtalardaki nüfus artışından gelen talep en az 20 milyon ton civarında olacaktır. Dünyadaki ekonomik büyümeyi dikkate aldığımızda, yüzde dörtlük büyümenin beşinci yılını bitirdiğimizi görüyoruz. Gelişen ekonomilerde başı çeken Çin ise son beş yılda yüzde 10.6 oranında büyüdü, hatta geçen yılı yüzde 11.4 gibi bir büyüme ile kapattı. Çin ve Hindistan gibi dünya nüfusunun yarısını oluşturan bu iki ülkede artan refah düzeyi, yüz milyonlarca insanı proteince zengin gıdalarla beslenecek seviyede zengin yapmıştır. 1985 yılında Çin tüketicileri yılda 20 kg et tüketirken, şimdilerde 50 kg tüketir duruma geldiler. Bir kilo sığır eti için sekiz kilogram hububat gerekliliğinin altını çizelim. Aynı şekilde 2001 yılında kişi başına 8.8 litre süt tüketen Çin tüketicisi 2006 yılında 25.3 litre süt tüketir hale gelmiştir. Özetle gelişmekte olan tüm ülkelerdeki beslenme piramidindeki bir üst kata geçiş yani proteine dayalı beslenme şekli hayvansal kaynağa olan ihtiyacı artırmış ilintili olarak yem ve hububat fiyatlarında da artışa yol açmıştır. Klasik enerji kaynakları olarak bilinen fosil yakıtların giderek tükenmesi ve dünyanın artan enerji talebini karşılamaktan uzak olması, küresel ısınmaya yol açarak iklim değişikliklerine neden olması alternatif enerji kaynaklarına yönelmeyi zorunlu kılmıştır. Bunlardan en popüler olanı kısaca biyoyakıt olarak adlandırılan biyodizel ve biyoetanoldür. Brezilya şeker kamışından, ABD mısırdan, Güney Asya palmiye yağından, AB yağlı tohumlardan biyoyakıt üretmeye başlamıştır. 2000 yılında ABD'de mısır ürününün yaklaşık 15 milyon tonu (Türkiye mısır üretiminin beş katı) etanole dönüşmüştür. 2007 yılında ise bu miktar 85 milyon ton civarında olacaktır. ABD dünyanın en büyük mısır ihracatçısı olup dışarıya sattığı mısırın çoğunluğunu etanol üretimine yönlendirmiştir. Etanol programına yapılan destek tüm dengeleri değiştirmekte, Amerikan Çiftçisi buğday ve soya ekim alanlarına mısır ekmektedir. ABD'nin mısır rekoltesi sürpriz bir biçimde geçen yılkini yüzde 25 oranında aşacaktır. 2005 yılında başlayan işlenmemiş gıda fiyatlarındaki artışlar AB ve ABD'deki çiftçilerin kazançlarını olumlu etkileyecektir. Son otuz yılda gelirleri azalan, refah düzeyleri düşen çiftçiler devletlerce yapılan desteklerle yaşamlarına devam etmişler büyük bir kısmı ise çiftçiliği bırakmak yolunu tercih etmişlerdir. Dünyanın en büyük tarımsal ürün ihracatçısı olan ABD'de net tarımsal gelirin 87 milyar dolar olacağı hesaplanmaktadır. Sonuç olarak işlenmemiş gıda fiyatlarındaki artışlar, AB ve ABD çiftçisine refah artışı sağlayacağından bu ülkelerce örtülü olarak destekleniyor diyebiliriz. Nereye kadar gibi bir soru hemen oluşuyor. Doların değeri dünya piyasalarında düştükçe, petrol fiyatı artacak, petrol fiyatının artışı da işlenmemiş gıda fiyatlarını artıracaktır. Ancak ne olursa olsun insanın temel ihtiyacı olan besin maddelerinin, enerji kaynağı olarak kullanılmaları kabul edilemez. Bunu deneyen ülkeler yol yakınken terk etmelidirler. Necdet BUZBAŞ -Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası Başkanı-Dünya Gazetesi 07.05.2008

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.