AramaArama
Gıda Hattı

Ferhan Şensoy Kimdir? Ferhan Şensoy hayatı!

31 Ağustos 2021, 12:51
Paylaş
Ferhan Şensoy Kimdir? Ferhan Şensoy hayatı!
Ferhan Şensoy Kimdir? Ferhan Şensoy hayatı! soruları bugün en çok arananlar listesinde ilk sırada yer alıyor. Peki Ferhan Şensoy kimdir? Ferhan Şensoy hayatı ve filmleri nelerdir? İşte Ferhan Şensoy ile ilgili tüm bilgiler...

Ferhan Şensoy Kimdir? Ferhan Şensoy hayatı! soruları bugün en çok arananlar listesinde ilk sırada yer alıyor. Peki Ferhan Şensoy kimdir? Ferhan Şensoy hayatı ve filmleri nelerdir? İşte Ferhan Şensoy ile ilgili tüm bilgiler...

Ferhan Şensoy neden öldü?

Usta oyuncunun İstanbul Tıp Fakültesi'nde gece yarısı 02.30 sıralarında yaşama gözlerini yumduğu belirtildi. Aynı zamanda, Ferhan Şensoy'un ölüm sebebi ile alakalı olarak kaldığı hastaneden de açıklama geldi.

Ferhan Şensoy'un hastalığı neydi?

Geçtiğimiz ay sağlık sorunları nedeniyle hastanede tedavi altına alına usta tiyatro oyuncusu Ferhan Şensoy yaşamını yitirdi.

Kel Hasan Efendi'den günümüze gelen Ortaoyuncuları Kavuğu'nu Münir Özkul'dan devralarak Rasim Öztekin'e devreden usta isim, Türk Tiyatrosu'nda kendine özgü bir yer edinmişti. Geçen ay yaptırdığı anjiyo sonrası bugün yara bölgesinde oluşan bir komplikasyon nedeniyle tedavi altına alınan tiyatrocu Ferhan Şensoy (70) dün gece hayatını kaybetti.

İstanbul Tıp Fakültesi'nden yapılan yazılı açıklamada, " Uzun süredir kalp-damar hastalıkları ve metabolik hastalıklarla ilgili farklı hastanelerde tedavi gören, ülkemizde yetişen en önemli tiyatroculardan olan, meddahlık geleneğinin simgesi kavuğu 30 yıla yakın süre taşıma onuruna sahip Ferhan Şensoy dün gece sabaha karşı İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi'nde ciddi kalp damar hastalıkları ve solunum yetersizliği nedeniyle vefat etmiştir. Tüm sanatseverlere ve ailesine baş sağlığı ve sabır dileriz." söylendi.

Ferhan Şensoy temmuz ayının başında iç kanama geçirerek milliyetçi hareket partisi. Usta oyuncu Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedavi görmüştü.

Şensoy, sağlık problemleri sebebiyle bir müddet önce de anjiyo yaptırmıştı. İç kanamanın anjiyoya bağlı bir komplikasyondan gerçekleştiği belirtilmişti.

Usta oyuncunun kızı Derya Şensoy, babasının durumuyla ilgili bilgi vermiş, "Babam Ferhan Şensoy, geçen ay damarlarıyla ilgili geçirdiği bir operasyon sonrası bugün yara yerinde oluşan bir komplikasyon yaşadı. Şu anda sağlık durumu iyi. Geçmiş olsun dilekleriniz için teşekkür ederiz" demişti.

Ferhan Şensoy kavuk hikayesi nedir?

Kel Hasan Efendi Kavuğu “Türk Tiyatrosu”nun güldürü geleneğinin nişanesi sayılıyor. Kel Hasan Efendi Kavuk’u öğrencisi İsmail Dümbüllü’ye devretmişti. İsmail Dümbüllü ise bir dönem alışılmış tiyatro ile ilgilenen sinema sanatçısı Münir Özkul'a devretmişti. Dümbüllü, Özkul’u 1967-1968 seneleri arasında Arena Tiyatrosu’nda ‘Kanlı Nigar’ piyesindeki ‘Kavuklu’ rolünde izlemişti.

1968 senesinde Özkul’un yeteneğinin nişanesi olarak bir törenle Kavuk’u devretmişti. Özkul ise Kavuk’u 1989 senesinde Ferhan Şensoy'a devretmişti.

Tiyatro sanatçısı Ferhan Şensoy, İsmail Dümbüllü'nün Münir Özkul'a devrettiği, Hasan Efendi'nin kavuğunu, 2016 senesinde tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Rasim Öztekin'e devretmişti.

Beyoğlu'ndaki Ses Tiyatrosunda düzenlenen törenle kavuğu devreden Şensoy, 1980'de Ortaoyuncular'ı, 1981'de de kendi üslubunda oyuncular yetiştirmek üzere Nöbetçi Tiyatro'yu açtığını söyleyerek, Rasim Öztekin'in Nöbetçi Tiyatro'ya ilk katılanlardan biri olduğunu söylemişti.

Ferhan Şensoy'un elini öperek ve Şensoy'a sarılarak kavuğu devralan Öztekin de Şensoy'un çırağı olmaktan gurur duyduğunu söylemişti.

2016 senesinden beri Rasim Öztekin'de bulunan Dümbüllü Kavuğu, 2020 senesinde oyuncu Şevket Çoruh'a teslim edildi.
Kavuğu aldıktan 3 ay sonra kalp rahatsızlığı sebebiyle sahnelere uzak kaldığını ve bu sebeple en mağdur kavuklu olduğunu belirten Rasim Öztekin, kavuğu düzenlenen törenle Şevket Çoruh'a teslim etti.

Türk tiyatro ve sinemasının usta oyuncusu Rasim Öztekin, geçen mart ayında kalp krizi geçirmiş ve tedavi gördüğü hastanede hayanı kaybetmişti..

Ferhan Şensoy'un Rasim Öztekin'e veda mektubu

Türkiye, geçirdiği kalp krizi sonucu 8 Mart'ta hayatını kaybeden usta sanatçı Rasim Öztekin'in ölümüyle yasa boğulmuştu. Bugün ise Türk tiyatrosunun duayen ismi Ferhan Şensoy'un ölüm haberi geldi. Şensoy, bir süredir sağlık problemleri yaşadığı için Rasim Öztekin'in cenazesine gelememişti. Şensoy, kızı aracılığı ile Öztekin'e bir veda mektubu göndermişti.

Usta sanatçı Ferhan Şensoy'un ölümünün ardından o mektup bir kez daha akıllara geldi...

Ferhan Şensoy'un kızı Derya Şensoy, Öztekin'in cenaze töreninde, "Babam Ferhan Şensoy, Rasim ağabeyin ani, acı, çok erken ve zamansız haberini aldığında pandeminin başından beri olduğu Bodrum'daydı. Sağlığı şu an burada olmaya elverişli olmadı fakat Rasim ağabeye bir veda mektubu var. Onu iletmek istedi" ifadelerini kullanmıştı.

Usta sanatçı mektubunda şu ifadelere yer vermişti:

"Orta oyuncuların amatör konu nöbetçi tiyatrodan yetişti Rasim. Kısa sürede Orta oyunculara katıldı. Kavuğumu ona devrettim. Orta oyuncularda çok başarılı bir dönem yaşadı. Kimi rahatsızlıklarından dolayı sahneyi bıraktı. Kavuğu Şevket Çoruh'a devretti. Günü geldi, uçtu gitti gökyüzüne, kavuklu fotoğrafı asılı durur Ses 1885'te. Bir gün ben de uçup geleceğim gökyüzüne, buluşuruz gökyüzünde, neşeli bir meyhanede."

İsmail Dümbüllü'nün Münir Özkul'a devrettiği, Hasan Efendi'nin kavuğunu, Ferhan Şensoy 2016 senesinde Rasim Öztekin'e teslim etmişti. Şensoy, kavuğunu teslim ettiği Rasim Öztekin'den 5 ay sonra hayata gözlerini yumdu.

Ferhan Şensoy kimdir, nereli? Ferhan Şensoy hayatı!

Ferhan Şensoy 26 Şubat 1951'de Çarşamba, Samsun'da dünyaya geldi. Türk tiyatro, sinema ve televizyon oyuncusu; roman, deneme, günlük, televizyon dizisi ve film senaryoları yazarı, şair ve Ortaoyuncular tiyatro topluluğunun kurucusu olan usta isim Türk Tiyatrosu'nda kendisine özgü bir yer edindi. Tek kişilik oyunu Ferhangi Şeyler, 1987 senesinden beri aralıksız devam etmekte olan en tanınmış oyunu olan Şensoy, Kel Hasan Efendi'den bu güne gelen Ortaoyuncuları Kavuğu'nu Münir Özkul'dan devralmış ve Rasim Öztekin'e devretmişti. Galatasaray Lisesi'nde de bir müddet okuyan Şensoy, 1970 senesinde Çarşamba Lisesi’nden mezun oldu.

Kanada'da tiyatro eğitimine ve çalışmalarına Jerome Savary, Andre-Louis Perinetti gibi isimlerle devam ederken Montreal'de Ce Fou De Gogol adlı oyunuyla 1975'te En İyi Yabancı Yazar ödülünü aldı. Yine Montreal’de Theatre De Quatre - Sous’da da, yönetmenliğini yapmış olduğu, Harem Qui Rit isimli müzikalde oynadı. Aynı yıl Türkiye'ye döndü.

Nisa Serezli - Tolga Aşkıner Tiyatrosu'nda oyunculuk yapan Şensoy, yine 1976 senesi içerisinde, TRT’ye ve Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda çeşitli skeçler yazdı. Stardust Gece Kulübü’nde, yazdığı Dedikodu Şov isimli bir kabare gösterisini, Adile Naşit, Perran Kutman, Pakize Suda, Sevda Karaca ve İstanbul Gelişim Orkestrası'yla sahneleyen Şensoy, aynı kulüpte, Arda Uskan'ın yazıp, Fuat Güner'in müziklerini yapmış olduğu Kukla ve Kuklacı Kabare gösterilerinde rol aldı.

1978’de, ilk kitabı Kazancı Yokuşu’nun yayınlanmasının ardından, yönetmenliğini Temel Gürsu’nun yapmış olduğu Kızını Dövmeyen Dizini Döver ile ilk defa bir film çalışması yapan Şensoy, aynı sene Mete İnselel ile Anyamanya Kumpanya Tiyatrosu’nu kurdu ve kendi eseri olan, İdi Amin Avantadan Lavanta oyununda rol aldı ve yönetmenlik yaptı. Onlara ödül alan sanatçı hemde çok sayıda kitap kaleme aldı. Televizyon dizileri ve sinema filmlerinde de yer aldı. 1988'de Derya Baykal ile evlenen Şensoy 2004 senesinde boşandı. Müjgan Ferhan Şensoy ve Derya Şensoy adlı iki kızı oldu.

Ferhan Şensoy filmleri

Muhalif Başkan-(2013)

Son Ders: Aşk ve Üniversite - Saffet Ercan Hoca (2008)

Pardon - İbrahim (2004) (Şensoy'un senaryosu)

Şans Kapıyı Kırınca - Presidente Carlos ve Kuddusi Yurdum (2004)

Büyük Yalnızlık (1989)

Bir Bilen (1986)

Parasız Yaşamak Pahalı (1986)

Köşedönücü - Köşedönücü (1985)

Kızını Dövmeyen Dizini Döver (1977)

Aşk Dediğin Laf Değildir (1976)

Ferhan Şensoy oyunları

Nereye de Gidiyor Lan Bu Gemi? (Prömiyer: 10 Şubat 2017)

Masal Müfettişi (Prömiyer:22 Şubat 2013-...)

Nasri Hoca ve Muhalif Eşeği (Prömiyer:15 Mart 2012-...)

İşsizler Cennete Gider (Prömiyer 2010 - ...)

Ruhundan Tramvay Gecen Adam (2010-2011) Karl Valentin, Ferhan Şensoy

2019 - Bilimsiz, Kurgusal Güldürü 2009-2010) (prömiyeri: 24 Ocak 2009, Cumartesi 20.00)

Boşgezen ve Kalfası (2008-2009)

Fername 2007-2009

Kötü Çocuk 2007 - Ali Çatalbaş

Aşkımızın Son Durağı 2006

Kiralık Oyun 2005

Uzun Donlu Kişot 31 Mart 2004-2005

Beni Ben mi Delirttim? 24 Ekim 2003

Biri Bizi Dikizliyor 2002-2003

Kahraman Osman 2002-2003

Kökü Bitti Zıkkım Zulada 29 Kasım 2001-2002

Sahibinden Satılık 1. El Ortaoyunu 9 Şubat 2001-2002

Fişne Pahçesu 2000-2002

Şu An Mutfaktayım 12 Mart 1999-2000

Parasız Yaşamak Pahalı 14 Ocak 1999-2000

Çok Tuhaf Soruşturma 13 Mart 1998-2000

Haldun Taner Kabare 1997-1998 - Haldun Taner

Aptallara Güzel Gelen Televizyon Dizileri 1996 - Anca Visdei, Ferhan Şensoy

Felek Bir Gün Salakken 1995

Üç Kurşunluk Opera 1995-1996

Şu Gogol Delisi 1994-1996

Kırkambar-Gece Tiyatrosu 1994

Seyircili Seyir Defteri 1994-1995

Köhne Bizans Operası 1993

Parasız Yaşamak Pahalı 1993

Güle Güle Godot 1992-1993

Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu 1991 - Cihan Öksüz

Yorgun Matador 1990-1991 - Pierre-Henry Cami

Kahraman bakkal süpermarkete karşı 1990-1991

Soyut Padişah 1989-1990

Don Juan ile Madonna 1988-1989 Anca Vısdeı

Ferhangi Şeyler 1987-...(sürüyor)

Keşanlı Ali Destanı 1986 - Haldun Taner, Yönetmen : Ferhan Şensoy (İstanbul Şehir Tiyatroları)

İçinden Tramvay Geçen Şarkı 1986 - Karl Valentin, Ferhan Şensoy

Muzır Müzikal 1986

Eşek Arıları 1986 - Aristophanes

Hayrola Karyola 1985-1986

Fırıncı Şükrü, Deli Vahap, Nuri ve ötekiler 1983

Kiralık Oyun 1983

Eski Moda Komedya 1983 - Aleksiev Arbuzov

Anna'nın 7 Günahı 1983-1984 - Bertolt Brecht

En Büyük Romülüs Başka Büyük Yok 1982 - Friedrich Dürrenmatt, Ferhan Şensoy

Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı 1981-1983 Şeref

İstanbul'u Satıyorum 1980-1985

Şahları da Vururlar 1980-1985

Dedikodu Şov 1979 (kabare gösterisi)

Ferhan Şensoy sözleri ve alıntıları

Eczacılık fakültesini bitiren araba galerisi açıyor, iktisat fakültesini bitiren meyhaneci oluyor, İlahiyat okuyor kaymakam oluyor, hukuk fakültesinden çıkan bankacı oluyor, sanat tarihi okuyan milli piyango bayii açıyor, bilgisayar mühendisi bir otelin havuz müdürü oluyor, çok okullar okuyup hiç bir şey olamayan çok! Sanırım okul konusunda genel bir yanlışlık var.

Eczacılık fakültesini bitiren araba galerisi açıyor, iktisat fakültesini bitiren meyhaneci oluyor, İlahiyat okuyor kaymakam oluyor, hukuk fakültesinden çıkan bankacı oluyor, sanat tarihi okuyan milli piyango bayii açıyor, bilgisayar mühendisi bir otelin havuz müdürü oluyor, çok okullar okuyup hiç bir şey olamayan çok! Sanırım okul konusunda genel bir yanlışlık var.

hiç kitap okumayan ne kadar çok odunsal arkadaş var.

Dostluklar meyhanelerde perçinleniyor. İçmeden sevemiyoruz birbirimizi. Çok insancıl bir durum değil yani, ayık halimiz.

İçiyorsak sebebi var!

Gözünün içine baka baka yalandan yemin ederler... Hiç birinin de çarpıldığını görmedim...

Şaşırmakta haklıyız çünkü ülkemizde aramızdan böyle filozoflar çıkması için koşullar ve ortam yoktur Tam tersine, böyle düşünenler olmasın diye, düşünce alanımız dikenli telle çevrilmiş, üstelik tel yeşile boyanmıştır. Zaten derin derin düşünen, işin felsefesini yapan, felsefede çığırlar açan bir millet değiliz. Birisi bir konuda az biraz düşünmeye yönelse, bu bizi tedirgin eder. Hemen babalarız onu: “Karadeniz’de gemilerin mi battı? Nedir bu halin böyle, kukumav kuşu gibi filozof?” Millet olarak, az biraz düşünüp ani kararla harekete geçiciyizdir. Bu çok az düşünme sonucu aklımıza dan diye gelen ilk sıradan düşünceyi de dahiyane bir buluş sanış, sanırım tamamen bize özgü bir şey.

"ölüler hafiftirler, tabutlar çok ağır."

As­lında her kitabı okumamak lazım.

Dünyaya yeniden gelseydiniz gene böyle salak mı olurdunuz?

Tutuculuk, uluslara zaman kaybettirmekten başka hiç bir işe yaramıyor.

Şimdilik kötü gidiyor, ama bir gün dönecek bu şans.

Cahillik yalnız bize özgü değil,Avrupalıların da cahili oluyor.

Hiç bir şeyin hesabının so­rulmadığı hukuksal bir cıvıklık dönemi yaşıyo­ruz.

Bunun adı elmadır, bu tabancadır, insanları öldürür. Bu paradır, bunu verir istediğini alırsın, yaşam Mahmut'cuğum kocaman bir elma-şeker, kaç paran varsa o kadar yalatıyorlar adama..."

Biz demokrasi için kavga vermiş bir millet değiliz. Atatürk’ün zoruyla, çünkü o zorlamasa kimsenin aklına böyle bir kurtuluş savaşı da gelmiyor, bir bağımsızlık kavgası yaşamışız. Bunun sonucunda Atatürk, istese çok yakışıklı bir padişah olabilecekken, bize dev bir kıyak yapıp demokrasiyi armağan etmiştir. Armağan, hele ne olduğunu bilmediğimiz bir şeyse bizim için bir değer oluşturmaz.

-Ne iş yapıyor? -Bir çeşit mafya. -Zaten artık herkes mafya. Bir mafyanın içinde bulunmayan adamdan sayılmıyor...

Kitlelerin eğitilmesiyle ulaşılacak amaçları düstur edinen bütün sistemler uygulamada çuvallıyor. Çünkü kitleler eğitilmek istemiyorlar. Belirli bir yere dek eğitimin zorunlu olması da bu yüzden zaten. Zorunlu olmasa okula kim gider?

Bir milleti istediği biçimde yoğurabilecek güçlü bir silah oluverdi televizyon. Nasıl bir millet yapmak istiyorsanız, ona göre bir televizyon programı düzenleyin, olsun bitsin. Ya da bizde olduğu gibi, hiç bir programsız çok televizyonlu, çok kanallı bir karmaşa dizayn edin, buyurun size işte böyle bir millet. Bu millet nasıl bu hale geldi acaba, diye ince uzun düşünmeye gerek yok. Böyle ekrana böyle erkân.

Kadın böyle bir şeyi yaşamış, bitirmiş, o defteri kapatmış, kenarı kırmızı çizgili yeni bir defter açmış hayatında. Sevdiği başka biri var, gözü saatinde, bu heriften kurtulup öbürüne kavuşmanın sabırsızlığını deviniyor. Adamsa kendisinin bu kadını deli gibi sevmesine rağmen, onun da adamı bir o kadar, hatta daha fazla sevemeyişini pek anlıyamıyor.

14. yüzyılda Avrupa’da tapu takıntısı yokmuş. Hatta 17.yüzyılda bile bugünkü tapumanyaklık görülmez. Dünya yüzeyinin, parsellere ayrılıp, metrekarelere bölünüp, her çeşit arazi ve mülklerin yerinin sınırlarının ve mangırsal değerlerinin “kadastro memuru” denilen sefil bir tip tarafından belirlenip plana bağlanması sapık ideolojisi, 15. yüzyıldan başlayarak filizlenen ve son altı yüz yıldır insanlığın başına bela olan bir hastalıktır.

Genelde toplumumuz boş konuşuyor ve konuşmayı çok seviyor. Kimse kimseyi dinlemiyor.

İyi denen insanların ‘yakından’ ve özellikle ‘arkadan’, ‘alttan’ ve ‘içinden’ bakıldığında iyi insanlar olmadığı daha görülmeyecek mi? (*)” Ece Ayhan

Hiç yüz vermiceksin bu sivri sineğe. Acıttığını belli etmiceksin edersen zevk alıp daha beter sokuyor.

Yasak kavramının insanı dürtüklediği kesin. “ÇİMLERE BASMAYINIZ!” yazısı on kişiden dokuzunda çimlere basmak arzusu uyandırır, bu arzunun uyanmadığı onuncu kişi, okuma yazma bilmemektedir. Çimin üstüne böyle bir yasak konuşlandırılmasa, basmak aklınıza gelmeyeceği gibi, orada çim olduğunu da fark etmeyebilirsiniz. İnsanın gözü çim mi görüyor?

Okuldayken bende çok gıcık olurdum o trenli problemlere bide suyla dolan havuz problemleri..

Para konusundaki ince ayarlamalar, genelde halka bir parça girmesi üstüne kuruludur.

Duygusallığımı yitirdim, suçluları aramıyorum.

Biz, hepimiz, enayi gibi ödediğimiz vergilerle, bu komisyonları yaşatıyoruz.

Biz, hepimiz, enayi gibi ödediğimiz vergilerle, bu komisyonları yaşatıyoruz.

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.