Gıda Hattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan BM’de açıkladı: Paris İklim Anlaşması Meclis’e geliyor!

22 Eylül 2021, 00:40
Paylaş
Cumhurbaşkanı Erdoğan BM’de açıkladı: Paris İklim Anlaşması Meclis’e geliyor!

BM 76. Genel Kurul Toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iklim değişikliği ile mücadele konusunda önemli bir açıklama yaptı. Erdoğan, “Paris İklim Anlaşması’nı yapıcı adımlara uygun şekilde ve ulusal katkı beyanımız çerçevesinde önümüzdeki ay meclisimizin onayına sunmayı planlıyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin New York kentinde yapılan BM 76. Genel Kurulu Toplantısı’nda yaptığı konuşmada; koronavirüs salgını, Afganistan, Suriye ve Libya’da yaşanan gelişmeler, Kıbrıs meselesi ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin yanı sıra iklim değişikliği başlığında önemli mesajlar verdi.

“Covid-19, son asrın en büyük sağlık krizi”

Genel Kurulun “Umutla dayanıklılığı inşa etmek” temasıyla düzenlenmesinin son derece isabetli olduğunun altını çizen Erdoğan, “Geride bıraktığımız yaklaşık 2 yılda insanlık olarak sancılı günler geçirdik. Son asrın en büyük sağlık krizi olarak nitelenen Covid-19 salgınında aralarında dostlarımızın, yakınlarımızın, sevdiklerimizin de olduğu 4,6 milyon insanı kaybettik. Gösterilen onca çabaya ve aşılamada alınan mesafeye rağmen salgının olumsuz etkilerinin devam ettiğini görüyoruz. Burada vereceğimiz dayanışma ve işbirliği mesajlarının salgınla mücadeleyi desteklemenin yanı sıra zor günler yaşayan milyarlarca insanın umutlarını artıracağına inanıyorum” dedi.

“Salgında küresel dayanışma adına iyi bir imtihan verilemedi”

Salgınla birlikte dünyada yaşanan gelişmelere değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öncelikle acı da olsa bir gerçeği ifade etmek istiyorum, insanlık olarak bize büyük bir aile olduğumuzu tekrar hatırlatan bu salgında ne yazık ki, küresel dayanışma açısından iyi bir imtihan verilemedi. Bilhassa az gelişmiş ülkeler ve yoksul toplum kesimleri salgın karşısında adeta kaderlerine terk edildi. Dünya genelindeki can kaybının yüksekliğinde küresel sistemin artık çözüm yerine sorun çıkartan, sorunları derinleştiren, sorunları çözümsüzlüğe mahkum eden çarpık yapısının da payı bulunuyor. Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, on milyonlarca insanın virüsün pençesinde kıvrandığı bir dönemde aşı milliyetçiliğinin farklı yöntemlerle halen sürdürülüyor olması insanlık adına yüz kızartıcıdır. Özellikle bu salgını küresel bir felaketin üstesinden ancak uluslararası işbirliği ve dayanışmayla gelinebileceği açıktır. Tüm ülkeler bu salgından kurtulmadan herhangi bir ülkenin tek başına güvenle hayatını sürdürmesi mümkün değildir.” diye konuştu.

“Türkovac’ı tüm insanlığın istifadesine sunacağız”

“İlk günden itibaren elimizdeki imkanları dost ve kardeşlerimizle paylaşmaya çalıştık. Bir taraftan vatandaşlarımıza en iyi sağlık hizmetini sunarken, diğer taraftan da 159 ülke ve 12 uluslararası kuruluşa tıbbi yardım gönderdik” diyen Erdoğan, “Bu vesile ile yerli aşımız Türkovac’ı yakın zamanda milletimizle birlikte tüm insanlığın istifadesine sunacağımızı buradan ifade etmek istiyorum. DSÖ’nün güçlendirilmesi ve salgınlara karşı sözleşme hazırlanması girişimlerini destekliyoruz. Kamu sağılığının korunması ile sosyal ve ekonomik hayatın devamı arasında makul bir denge kurulması gerektiğini de özellikle vurguluyoruz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan iklim değişikliği mesajları

Konuşmasının önemli bir bölümünü iklim değişikliğine ayıran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu mesajları verdi:

“Dünya, üzerindeki milyonlarca canlı türüne kucak açarken, bu cömertliğinin karşılığında bizden sadece tabiatın dengesine saygı duymamızı istiyor. İnsanoğlu tarih boyunca sürdürdüğü gelişme ve kalkınma arayışında dünyanın bize sunduğu kaynakları maalesef hoyratça kullanmıştır. Asırlardır devam eden bu sürecin sonunda tabiatın kendi dengesi dışında tamamen insanoğlunun yol açtığı tehditlerle karşı karşıya bulunuyoruz. İklim değişikliği, hava kirliliği, su ve gıda kirliliği, biyoçeşitliliğin kaybı gibi başlıklar altında toplayabileceğimiz sorunlar insanlığın geleceği belirsizliğe atacak boyuta ulaşmıştır.

“Dünyamızın ateşi yükseliyor”

Bu başlıklardan iklim değişikliği, çevre sorunu olmasının ötesinde telafisi imkansız sonuçlara yol açması bakımından üzerinde özellikle durulması gereken bir konudur. Sanayi öncesi döneme kıyasla yüzde 50 artış gösteren karbondioksit, metan, azot, oksit gibi sera gazları dünyamızın adeta ateşini yükseltiyor. Nitekim bir süredir dünyanın her tarafında sanayi öncesi döneme göre 1,1 santigrat derece artış gösteren sıcaklığın yol açtığı afetler yaşanıyor. Asya ve Avrupa’da seller, Amerika’da kasırgalar, Afrika’da kuraklık, Akdeniz çanağında yangınlar, Grönland’ın zirvesinde yağmur, çöllere kar yağması gibi alışık olmadığımız hadiselerle karşılaşıyoruz. Bu afetler çevreye ve eko sisteme verdiği zararlar yanında insanların can ve mal güvenliğini de tehdit ediyor. Pek çok yerde insanlar toplu solarak başka yerlere göç etmeye hazırlanıyor. Halbuki dünya henüz Suriye ve Afganistan gibi çatışma kaynaklı kriz bölgelerinin yol açtığı mülteci meselesine çözüm bulamadı. Böyle bir dönemde kuraklık, gıda sıkıntısı, hava olayları gibi bu tür sebeplere dayalı yüzlerce milyonluk göçlerle nasıl baş edileceği meçhuldür.

“Türkiye olarak sıkıntılı günler yaşadık”

İklim değişikliğinin en büyük etkisi büyük şehirlerde yaşan nüfuslar üzerinde görülecektir. Mesela içinde bulunduğumuz New York şehri sadece 2 hafta arayla maruz kaldığı dev kasırgaların yol açtığı ve her biri ancak 500 yılda bir görülebilen yağışlar yüzünden zor günler geçirmiştir. Avrupa’nın batısını etkileyen yağışların sebep olduğu yıkımlar hala onarılamamıştır. Türkiye olarak bu konuda en hızlı ve etkin çözümler üreten ülke olmamıza rağmen biz de oldukça sıkıntılı günler yaşadık. Dünyadaki alt yapının önemli bir bölümü son 2 asrın ürünüdür. İklim değişikliğinin yol açtığı değişimleri bu alt yapıyla karşılayabilmek mümkün değildir.

Küresel sıcaklık artışının devam etmesi, daha yoğun yağışların gelecek olması hepimizi yeni arayışlara yöneltmelidir. Mesela, şehir planlamalarının artık iklim değişikliğinin yol açtığı sonuçlar göz önünde bulundurularak yapılması zorunlu hale gelmiştir. En önemli karbon yutak alanları arasında bulunan ormanların bir yandan arazi kullanımı ile diğer yandan yangınlarla yok olmaya yüz tutması dünyamızı bekleyen bir diğer tehlikedir. Sıcaklık artışının etkilediği bir diğer alan da denizlerimizdir. Genleşen su ve eriyen buzullar deniz seviyelerini son bir asırda 20 santim yükseltmiştir. Bu rakam dünyanın son 3 bin yılındaki en hızlı artıyı ifade ediyor. Şayet etkin önlemler alınmaz ve sera gazı emisyonları artmayı sürdürürse 100 yılımızın sonunda deniz seviyelerinin bir metreden fazla yükselmesi bekleniyor. Böyle bir yükseliş kıyı şehirlerinin ve ada devletlerinin önemli bölümünün haritalardan silinmesi demektir. Bu durum beraberinde yeni ve devasa kitlelerden oluşan göç dalgalarını da getirecektir. Dikkatinizi çekmek istiyorum, saydığım tüm bu sorunlar sadece sıcaklıktaki 1,1 santigratlık artışla ortaya çıkmıştır. Bu artış 1,5-2 santigrat ve daha fazla yükseldiğinde nelerle karşılaşabileceğimizin takdirini sizlere bırakıyorum.

“Barış, istikrar, refah ve mutluluk içinde bir dünyayı inşa edebiliriz”

Tüm bu gelişmeler üzerine dünya devletleri olarak iklim değişikliği ile mücadele için 2015 yılında bir araya gelerek Paris İklim Anlaşması konusunda mutabık kaldık. Anlaşmanın hedefi 100 yılın ortasına kadar küresel sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlı tutmaktı. Ancak gidişat tedbir alınmadığı takdirde bunun çok ta mümkün olmadığına işaret ediyor. Bunun için öncelikle ve en çok da iklim değişikliğine yol açan sorunların ortaya çıkmasında tarihi sorumluluğu olan ülkelerin elini tayın altına koyması şarttır. Korona virüs salgının önüne geliştirilen aşılarla geçmek belki mümkün olabilecektir ama iklim değişikliği konusunda böyle bir laboratuvar çözümü bulunabilmesi söz konusu değildir.

“İklim değişikliği herkese aynı muameleyi yapıyor”

İşte bunun için her fırsatta dile getirdiğimiz ‘dünya 5’ten büyüktür’ tespitini iklim değişikliği hususunda da tekrarlıyorum. Tabiata, havamıza, suyumuza, toprağımıza, yeryüzüne kim en çok verdiyse, doğal kaynakları kim vahşice sömürdüyse iklim değişikliği ile mücadeleye en büyük katkıyı onlar yapmalıdır. Geçmişten farklı olarak bu defa kimsenin ‘ben güçlüyüm, fatura ödemem’ deme hakkı yoktur. Çünkü iklim değişikliği insanoğluna oldukça adil davranıyor. Avrupalı, Asyalı, Amerikalı, Afrikalı, zengin, fakir farkı dinlemeden herkese aynı muameleyi yapıyor. Hepimize düşen görev bu tehdit karşısında hakkaniyete dayalı bir yük paylaşımıyla tedbirlerimizi almak, yükümlülüklerimizi süratle yerine getirmektir. Türkiye olarak bu anlayışla hareket ediyoruz.

Paris İklim Anlaşması, Meclis’in onayına sunulacak

Paris İklim Anlaşmasına ilk imza atan ülkelerden biriyiz. Ancak, yükümlülüklerle ilgili adaletsizlikler sebebiyle henüz bu anlaşmayı yürürlüğü koymamıştık. Son dönemde bu çerçevede kaydedilen mesafenin ardından aldığımız kararı buradan, BM Genel Kurulundan tüm dünyaya duyurmak istiyorum. Paris İklim Anlaşmasını atılacak yapıcı adımlara uygun biçimde ve ulusal katkı beyanımız çerçevesinde önümüzdeki ay meclisimizin onayına sunmayı planlıyoruz. Glasgow’da yapılacak BM İklim Değişikliği Konferansından önce karbon nötr, bu hedefin anlaşmanın onay aşamasını tamamlamayı düşünüyoruz. Yatırım, üretim, istihdam politikalarımızda köklü değişikliğe yol açacak bu süreci 2053 vizyonumuzun ana unsurlarından biri olarak kabul ediyoruz.

İklim değişikliği ile ilgili başka adımlarımız da var. AB Yeşil Mutabakatına uyum için gereken eylem planını hazırlayarak geçtiğimiz aylarda devreye aldık. Eşim Emine Erdoğan’ın öncülüğünde yürütülen Sıfır Atık projesi ile geri kazanım oranımızı 3 yılda 9 puan artırdık. Orman varlığımızı 20,8 milyon hektardan yaklaşık 23 milyon hektara yükselterek yutak alanlarımızı çoğalttık. Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretiminde kurulu gücümüz içindeki payını yüzde 53’e çıkarttık. Sanayimizi temiz üretim faaliyetlerine uygun şekilde yapılandıracak adımları zaten uzunca bir süredir teşvik ediyoruz. Bu çalışmaları gereken finansman desteğini alarak daha ileri taşıma konusunda kararlıyız.

“İklim değişikliği ve çevrenin korunması konusunda üzerimize düşeni yapacağız”

Küresel hiçbir soruna, krize, çağrıya kayıtsız kalmayan Türkiye, iklim değişikliği ve çevrenin korunması hususunda da üzerine düşenleri yapacaktır. Karşı karşıya kaldığımız zorluklara rağmen daha adil dünyanın mümkün olduğuna dair inancımızı tekrarlamak istiyorum. BM’yi bu doğrultuda tüm insanlığı ilgilendiren meselelerin çözümü için yegane platform olarak görmeyi sürdürüyoruz. İçinde bulunduğumuz binanın hemen karşısında yer alan ve açılışını dün yaptığımız yeni Türkevi binamız da BM sistemine olan güvenimizin bir ifadesidir. Dünyadaki en büyük 5 diplomatik ağdan birine sahip bir ülke olarak geniş bir coğrafyada vicdanlı ve adil çözümler için sahada ve masada güçlü bir şekilde varlık gösteriyoruz. Barış, istikrar, refah ve mutluluk içinde bir dünyayı beraberce inşa edebiliriz.”

İHA

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.