Gıda Hattı

Çalışmak, insanı “hasta” ediyor!

6 Ağustos 2019, 14:44
Paylaş
Çalışmak, insanı “hasta” ediyor!

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tolga Binbay, iş stresi ve çalışmayı ele aldığı yazısında, insanlık tarihi boyunca binlerce yıldır insanı geliştiren çalışmanın, günümüzde artık “hasta” ettiğini bildirdi.

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, son sayısında günümüzde çalışma yaşamının insan sağlığı üzerine etkilerini konu aldı.

Dergide yer alan en çarpıcı makalelerden birisini de, “Psikososyal Bir Risk Etkeni Olarak İş Stresi ve Çalışma” başlığıyla, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tolga Binbay kaleme aldı.

İş Stresi ve Çalışma’nın psikososyal etkileri

İşe ya da çalışmaya bağlı stresin, araştırmalarda en sık tanımlanan sağlık risk etkenlerinden biri olduğunu belirten Binbay, makalenin özetinde şunları yazdı:

“İşe bağlı stres, bireyin psikolojik ve fiziksel sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir ve bu etkilenme sonucunda kardiyovasküler hastalıkların, kas-iskelet sistemi hastalıklarının ve psikiyatrik bozuklukların morbiditesi artar. Bu hastalık ya da bozukluk alanlarındaki artışa dair güçlü kanıtlar vardır. Psikososyal risk faktörleri, çalışanların iş ve işyeri koşullarına psikolojik tepkisini etkileyebilecek olgulardır. Bazı çalışmalarda işyerinde süreklilik kazanmış psikososyal faktörlerin mutluluk ve psikolojik yakınmalarda rol oynayabileceğine dair kanıtlar bulunmuştur.

Çalışma ortamıyla ilgili psikososyal stresler özellikle ilgi çekicidir, çünkü genellikle kaçınılmaz olan yaşam olaylarından kaynaklanan bozukluklardan çok daha kolay önlenebilirler. Ayrıca, birkaç ay veya yıl süren uzun süreli stresörler daha ciddi hastalıklara neden olabilirler ve daha yüksek nüksetme veya yineleme oranına katkıda bulunabilirler.”

Doç. Dr. Tolga Binbay

“İş gerekliliklerinin yüksek, iş kontrolünün düşük olduğu bireyler risk altında”

Bu bakış açısıyla makalesinde; işle ilgili stres ve psikiyatrik bozukluklar arasındaki muhtemel kuramsal ilişkileri ele alan ve özellikle “iş gerilimi modeli” üzerinde duran Doç. Dr. Binbay, söz konusu modele göre iş gerekliklerinin yüksek olduğu ama iş kontrolünün düşük olduğu bireylerin psikososyal stres açısından risk altında olduğunu yazdı.

Makalede ayrıca tükenmişlik, işle ilgili psikososyal bir rahatsızlık olarak anksiyete, depresyon ve yıldırmanın yanı sıra tükenmişliğe de kısaca yer verildi.

Çalışmak, artık insanı “hasta” ediyor!

İş stresinin yaklaşık yarım yüzyıldır iyi bilinen bir sağlıksızlık etkeni olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tolga Binbay’ın makalesinden öne çıkan bazı satırlar şöyle:

“İş stresi, çalışan sağlığı üzerine olumsuz etkide bulunuyor. Önce kalp hastalıkları alanında saptanan bu durum daha sonra kas-iskelet sistemi hastalıklarında ve daha sonra da akıl sağlığı alanında birçok araştırma ile gösterildi.

Ancak bu ilişkinin garip bir yanı da var. Garip çünkü evrimsel olarak doğayı dönüştürmenin bir aracı olan çalışmak Homo Sapiens beyin gelişimini ve tabii ki beynin evrimini etkilemiş; beynin evrimi de çalışmayı değiştirmiş. Birbiri ile bu kadar yakından bağlantılı iki olgu arasındaki bu karşılıklı geliştirici etkinin tersine döndüğünü bilmek, saptamak garip. Çünkü günümüzde çalışmak beyni geliştirmiyor. Tam tersine, çalışmak milyonlarca, milyarlarca Homo Sapiens beyni için bir tür tutsaklık artık. Kapitalizm koşullarında, bin yıllarca insanı geliştiren çalışmak artık insanı ‘hasta’ ediyor.

depresyon

“Anksiyete ve depresyon, emekçilerin boyun bağı gibi”

Beyin de bu olumsuz etkiden bağımsız değil. Tam tersine, günümüzde anksiyete ve depresyon, yani beyin işleyişi ile ilgili bu sorunlar işyerinde ve iş dışında geniş emekçi yığınların boyun bağı gibi. Binlerce araştırmanın gösterdiği sıradan bir sonuç bu artık: Çalışmak psikososyal bir stres faktörü olarak geniş emekçi yığınların akıl sağlığını bozuyor. Peki, evrimsel ve toplumsal olarak bu kadar karşılıklı, yalın ve olumlu etkisi bulunan bir olgu nasıl oluyor da bugün “hasta” ediyor?

Aslında hızlı bir başlangıç yaparak geniş emekli yığınlarında ‘hasta edenin’, yani anksiyete, depresyon gibi sorunları bir epidemi haline getirenin kapitalizm olduğu söylenebilir. Çünkü kapitalist üretim ilişkileri içinde istihdam biçimleri, çalışma koşulları ve dolaylı olarak yaşam koşulları sürekli değişim geçiriyor. Ancak geniş emekçi yığınları için tek bir özellik değişmemektedir. Kapitalist üretim ilişkilerinin ortaya çıkardığı kâr oranlarının azalması eğilimi, çalışma ortamının daha rekabetçi ve daha hıza dayalı olmasına, çalışanların birçok farklı beceriyi yerine getirecek donanıma sahip olmasına ve bireysel sözleşmelerle işe girmelerine, çalışma koşullarının teknolojik gelişime rağmen zorlaştığı bir üretim sürecinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Stres, iş hastalıklarında ikinci sırada

Birçok araştırma iş hastalıkları sıralamasında stresin ikinci sırada geldiğini bildiriyor. Stres kısa vadeli olarak depresyon ve anksiyete gibi sık görülen psikiyatrik sorunlara yol açarken, uzun dönemde ise kas ve iskelet bozulmalarının yanı sıra hipertansiyon, ülser, kalp ve dolaşım sorunlarına yol açıyor. Ancak iş stresi sadece sağlık sorunlarıyla ilişkili değil, aynı zamanda sağlık sorunlarına giden şiddet, aşırı uyuşturucu, alkol ve tütün kullanımı, toplumsal ilişkilerin bozulması ve artmış intihar riski gibi davranış sorunları ile de ilişkilidir.

Bir diğer önemli bulgu da çalışma saatleri ile ilgilidir. Haftalık uzun çalışma saatleri depresif yakınmaların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ayrıca uzun çalışma saatleri koroner hastalıklar ve alkol kullanım bozuklukları için de risk oluşturmaktadır. Uzun çalışma saatleri ile depresyon arasındaki ilişki farklı ülkelerden gelen verilerde sabit olmakla birlikte ülkelere göre farklılık göstermektedir.”

Sonuç ve öneriler

Doç. Dr. Binbay, makalesinde sonuç ve öneriler olarak da şunları yazdı:

“İşe ya da çalışmaya bağlı stres, araştırmalarda en sık tanımlanan sağlık risk etkenlerinden biridir. İşe bağlı stres, bireyin psikolojik ve fiziksel sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir ve bu etkilenme sonucunda kardiyovasküler hastalıklar, kas-iskelet sistemi hastalıkları ve psikiyatrik bozukluklar morbiditesi artabilir. Bu hastalık ya da bozukluk alanlarındaki artışa dair güçlü kanıtlar vardır. İş stresi ile psikosomatik sorunlar arasındaki ilişkiye dair kuramsal modeller çalışma yaşamının birçok yönü ile ilgili bilgi sağlamaktadır. Bu bilgiler ilgili risklerin azaltılması için farklı girişimlere, uygulamalara da zemin hazırlamaktadır.

calisan-stres-erkek-gidahatti

İntihar ve alkol tüketim riskini artırıyor

Ancak günümüz kapitalizminin koşulları emek sürecini daha fazla denetim altına almayı ve zorlaştırmayı gerektirmektedir. Çalışanların iş üzerindeki kontrollerini artıracak koşulların yaratılması için kapitalist pazara ait sınırlar bulunmaktadır. Öte yandan iş gerekleri artmasa bile esnek üretim üzerinden belirsizlik ve güvencesizlik yeni psikososyal stresörlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Uzayan çalışma saatleri, iş için gerekli olan donanımı gerektiren eğitimlerin artması, hizmet sektöründe artan istihdam gibi süreçler iş stresi ile bir tek depresyon ya da anskiyete arasındaki riski değil tükenmişlik, yıldırma, intihar ve alkol kullanım bozuklukları gibi durumlar için de riski arttırmaktadır. Öte yandan değişen çalışma koşulları şizofreni gibi kronik psikiyatrik bozukluklar için istihdam olanaklarını daraltmaktadır.”

TTB’nin söz konusu makalenin yer aldığı Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi’ne ulaşmak için tıklayınız.

Haber Etiketleri

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.