Gıda Hattı

BÜYÜYORUZ AMA İSTİHDAMI ARTIRAMIYORUZ

10 Ekim 2007, 13:20
Paylaş
BÜYÜYORUZ AMA İSTİHDAMI ARTIRAMIYORUZ

 İşverenin üzerindeki vergi, SSK yükü kayıtdışını körükleyen en büyük neden

BÜYÜYORUZ AMA İSTİHDAMI ARTIRAMIYORUZ

“İstihdam Politikaları ve Gıda Sektörü” ilişkisini işlediğimiz bu ayın dosyasında, kanaat önderlerinin görüşlerine yer vererek konuyu aydınlatmaya çalıştık. Karşımıza çıkan şey özetle şu oldu:

“Ülkemiz hemen tüm sektörlerde bir büyüme yaşıyor. Ama uygulanan politikaların yetersizliği nedeniyle bu büyüme, ne yazık ki istihdam rakamlarına yansımıyor. Her yıl işsiz sayımız artıyor. İşsizlik seviyesini aynı düzeyde tutmak için bile, her yıl en az 70 milyar USD seviyesinde yeni yatırım yapılması gerekiyor.

Gıda sektöründe istihdam konusuna gelindiğinde ise karşımıza yarısı kayıtdışı olan bir sektör çıkıyor. Görüşlerine başvurduğumuz hemen tüm başkanların ortak noktası kayıtdışı oldu. Bu nedenle ülkenin en büyük sorunlarından olan kayıtdışı istihdam ve kayıtdışı ekonominin acil ve düzenli bir şekilde kayıt altına alınması gerekmektedir. Ayrıca gıda sektöründeki küçük işletmelerin mali ve teknik yapılarının güçlendirilmesi ve eksikliklerinin bir an önce tamamlanması gerekiyor. Bunun için ise öncelikle sektöre yönelik yatırım ve teşviklerin çok iyi planlanması, çıkarılması düşünülen tüm mevzuat ve kılavuzların çalışmalarının bir an önce tamamlanması ve AB müktesebatına uyum sürecinin hızlandırılması gerekmektedir.

Sektörün ihtiyaç duyduğu, laboratuar hizmetleri, ölçüm ve daha spesifik alanlardaki teknik kadroların ara eleman ihtiyacı doğrultusunda, eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması ve nitelikli iş gücünün artışının sağlanması gerekmektedir.

Gıda sektörünün üzerindeki vergi, SSK gibi yüklerin azaltılması ve tüm bu yapılanma çalışmalarının, sektörde varolan kayıtdışılığı azaltacağı gibi, istihdamın artışı yönünde etkileri olacağı da muhakkaktır. Ayrıca, gıda sektörünün en çok ilişkili olduğu tarım sektöründe varolan sıkıntıların da bir an önce doğru bir tarımsal planlama ile ivedilikle giderilmesi sektörün önünü açacaktır. “

Şemsi Kopuz

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu Başkanı

 Gıda sektörünün çoğunluğu küçük işletmelerden oluşuyor. Bu işletmelerin güvenli gıda üretebilmesi için gereken ara eleman ve tekniker ihtiyacı karşılanamamaktadır.Gıda işletmelerinde ara eleman açığı var.

Gıda sanayinin bugünkü durumuna baktığınız zaman, yaklaşık 40 bin gıda işletmesinde 75 milyar ABD doları tutarında üretim yapıldığını ve 400 bin kişiye istihdam sağlandığını görüyoruz. 

Gıda sektöründe istihdam, genel olarak küçük ve orta ölçekli KOBİ’lerde toplanmasına rağmen, finans ağırlıklarına baktığınız zaman, kaynakların belki de %40-50’sini alıyor. KOBİ’lerin finans argümanı olarak kullandıkları oran %2,5’i geçmiyor. Bu durumda  KOBİ’lerimizi Avrupa Birliği sürecine nasıl hazırlayacağız? Finans demek öz sermaye, Ar-Ge ve markalaşma demek. Bunların önündeki engel ise kayıtdışı ve haksız rekabet.  Gıda sanayinde bunu daha fazla görüyorsunuz. KOBİ’lerimiz de  ekonomik güçlerinin yetersizliği ve altyapı sorunlarından dolayı dünya ile rekabet edememektedir.

Bu işletmelerin AB’ye uyum sürecinde gıda güvenliğine yönelik yatırımlarını tamamlayabilmeleri büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle tarladan başlayarak, sofraya varıncaya kadar ki tüm aşamalarda özellikle devlet çok iyi planlama yapmalıdır. Bu planlama tüm tarafların görüşlerine yer vermeli, AB kriterlerini göz ardı etmemeli ve gıda sanayinin gelişmesi ve büyümesine destek olmalıdır. Bu nedenle sektörün, gerek Ar-Ge, gerek çevre ve gerekse gıda güvenliği ile ilgili yapılanmasında, yeni bir teşvik sistemine ihtiyaç vardır. Bu yeni teşvik sistemi aynı zamanda istihdamı artırıcı politikaları da içermelidir. 1999-2005 yılları arasında gıda-içki konusunda  verilen belgelerin, genel olarak verilen yatırım teşvik belgelerine oranı ortalaması %9,0’dır. Yine 1999-2005 yılları arasında, gıda-içki konusunda 1.732 adet yatırım teşvik belgesi düzenlenmiştir. Bu belgeler kapsamında toplam 3,9 katrilyon Liralık sabit yatırım  ve bu yatırımlar kapsamında 74.200 adet istihdam sağlanması öngörülmüştür. Teşvik sisteminde yapılacak değişikliklerle gerçekleşecek yeni yatırımlar sonrası, öngörülen istihdam rakamları da artacaktır.

Uluslararası piyasalarda rekabet gücü yüksek, Ar-Ge yatırımlarını tamamlamış, AB’nin çevre ile ilgili kriterlerini yerine getirmiş bir gıda sanayi için, teşvik sisteminin yenilenmesi gerekliliğinin yanında eğitimli iş gücü ihtiyacı da doğmaktadır. Bakanlığın gıda işletmelerinde sorumlu yönetici çalıştırılmasına yönelik uygulaması kayda değer bir ilerleme olmasına rağmen, üretimin değişik safhalarında gerekli olan nitelikli ve eğitimli iş gücü ihtiyacı tam olarak karşılanamamaktadır. Bu ihtiyacın giderilebilmesi için gıda sektörüne yönelik eğitim sisteminde, sektörün ara eleman ihtiyacını karşılayacak yeni bir yapılanmaya gidilmesi gerekmektedir. Ara kademelerdeki personel ihtiyacına yönelik meslek liseleri ve teknik okullar açılmalı, buralarda nitelikli işgücü yetiştirilerek biran önce istihdamları sağlanmalıdır. Bu konu sektördeki küçük işletmelerin kaliteli üretim yapmaya başlayarak, dünya piyasalarına açılmalarını kolaylaştıracak ve beraberinde yaşanan büyümeyle birlikte kayıtdışılığın da önüne geçilecektir. 

Devletin, bu işletmeler üzerindeki vergi ve SSK yüklerini de azaltmasıyla birlikte, gıda sektöründe yaşanan kayıtdışılık asgari seviyelere düşürülmüş olacaktır. 
 
Uluslararası piyasalarda güçlü, rekabetçi, güvenilir ve AB kriterlerini tamamlamış bir gıda sektörü, hem kalkınma planlarındaki nihai hedeflerin tutturulmasında, hem de istihdamın artırılmasında etkin bir rol oynayacaktır. Bunu başarabilmek için tarım sektöründen başlayarak, gıda sektörünün de gelişen global konseptlere uygun yapılanmasında devlet-üniversite-sektör işbirliğinin artırılması ve yeni politikaların bir an önce hayata geçirilmesi çok büyük önem ve aciliyet arz etmektedir.

Erdal Bahçıvan

TOBB Gıda Meclisi Başkanı

 Teknik personel istihdamı yetersiz
Ulusal gelirdeki artış, istihdamı artırdığı ölçüde önem kazanmaktadır. Ülkemiz ise, yeterince istihdam yaratmayan, yarattığında da kayıtdışını besleyen bir büyüme süreci yaşamaktadır.

Tarım ve gıda sanayinde temel sorunların bir kısmı benzeşmekte ya da iç içe bulunmaktadır. Bu sektörlerde faaliyette bulunan birimlerin büyük bir kısmı küçük ölçeklidir. Tarım arazileri parçalı yapıda ve tarımda girdi ve teknoloji kullanımı yetersiz, verim ise düşük seviyelerdedir. Tarım sektöründen gıda sanayine yeterli ve kaliteli hammaddenin düzenli şekilde temininde zorluklar bulunmakta, üretim-pazarlama altyapısındaki eksiklikler nedeniyle üretici geliri istikrarlı değildir. 

Kayıtdışılık, her iki sektörde de yoğundur ve haksız rekabeti de beraberinde getirmektedir. Mali ve teknik açıdan güçsüz küçük işletmelerin yoğunluğu gıda sanayinde de teknoloji kullanımını ve hijyenik kriterlere göre üretimi sekteye uğratmaktadır. Gelişmiş ülkeler gıda güvencesi sorununu aşmış ve gıda güvenliği kriterlerinin yükseltilmesi ve dünya piyasalarına hükmedilmesi amacına yönelmişlerdir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise gıda güvencesi halen önemli bir konudur. Gıda güvenliği ise son on yılda büyük bir önem kazanmaya başlamıştır.

Kayıtdışı üretim, kayıtlı sanayinin büyümesini ve uluslararası piyasada rekabet edebilir yapıya kavuşmasını engellemektedir. Kayıtdışı ile yaratılan haksız rekabet, ülkemizin gıda sektöründe özel sektör aracılığı ile büyümesini engellemektedir. Öte yandan kayıtdışı üretim, yalnızca yüksek ekonomik kayıplara neden olmamakta, halk sağlığını da ciddi boyutlarda tehdit etmektedir. Kayıtdışılığın tarladan sofraya her alanda etkin denetimi ve kamuoyunun gıda güvenliği konusunda bilinçlendirilmesi bu sorunun çözümü için en önemli adımlardır.

Gıda maddeleri ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemeleri üreten işyerlerinde, üretimin niteliğine göre sorumlu yönetici istihdamını zorunlu kılan Kanun, gıda gibi doğrudan insan sağlığı üzerinde etkileri bulunan bir sektörde gıda güvenliği ve denetimin sağlanması açısından oldukça faydalı olmakla birlikte, uygulamada bazı sıkıntılar olduğu da bir gerçektir. Devlet, bizzat denetim yapmamalı, yapılan denetimleri kontrol etmeli ve karşılığında gerekli tedbirleri almalıdır.

Gıda sektörü ile kamu ve özel kesimde teknik personel istihdamının yetersizliği bir başka önemli sorundur. Gıda sanayii işletmelerine kalifiye işgücünü, bilim kuruluşları ve meslek yetiştirmektedir. Ancak, ülkemizde genel olarak yeterli miktar ve kalitede insan işgücünün verimli değerlendirildiğini söylemek zordur. 

Yapılan araştırma ve uygulamalarda, işletmeler ile bilim kuruluşları arasında  yeterince eşgüdüm sağlanamamaktadır. Sanayilerin teknoloji kapasitelerinin artırılması ve bilgiden yararlanılmasının sağlanması için üniversite-sanayi işbirliğinin yaygınlaştırılması, teknoloji destek ve geliştirme merkezlerinin kurulması sağlanmalıdır.

Bahsi geçen stratejik hedeflerin benimsenmesi, yapılacak yeni yatırımlar ve teşvikler ile beraber Türk gıda sektörü güç kazanacak, tarımsal üretimi geliştirecek ve uluslararası rekabet ortamında varlığını kanıtlayarak sürdürecektir. Dolayısıyla sektör ülke ekonomisine de önemli kazanımlar sağlayacaktır.

Tuğrul Kudatgobilik

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkanı

 “Girişimci odaklı yaklaşım”
Ekonominin ve istihdamın yaklaşık yarısının kayıtdışı olmasının sebebi, girişimcinin üzerindeki aşırı mali yüklerdir.  Vergi sistemi, girişimciden, kazancının % 60’ını talep etmektedir. Çalıştırılan bir işçi için ödenen SSK primleri, ikinci bir işçi çalıştırmaya yetecek kadar yüksektir

Bugün, Türkiye’nin en büyük sorunu işsizliktir.  İşsizliğin aynı düzeyde kalması için bile Türk ekonomisi en iyimser tahminle her yıl en az net 650 bin, bazı araştırmalara göre 750 bin yeni iş yaratmak zorundadır.  Üstelik Dünya Bankası, Türkiye için çıtayı daha da yükseltmiştir: Türkiye’nin AB istihdam oranını yakalaması için 2010 yılına kadar 10 milyon yeni iş yaratması gerekmektedir, yani yılda 1,5 milyon istihdam yaratılması beklenmektedir. İşsizliği sabit tutmak için bile yılda 70 milyar dolarlık yatırım yapılmalıdır. İstihdama yönelik anlayışta değişim şarttır.   Bu değişim, başta “girişimci odaklı yaklaşım”ın ulusal istihdam stratejisi’nin merkezine yerleştirilmesi ile gerçekleştirilmelidir. İşsizlikle mücadele konusunda dünya ülkelerinde gelmiş geçmiş tüm başarılı uygulamaların temelinde “girişimciliğin gücüne” bağlı özendirici düzenlemeler bulunmaktadır.

Oysa devlet, mali yükler yanında sosyal ödevlerini de işverene yüklemiştir. Bu şartlarda tek başına polisiye tedbirler sonuç vermez. Yapılması gereken, vergi ve SSK yükünü uzun vadeli ve takvimli bir program ilan ederek, kademeli biçimde azaltmaktır. Halen istihdam üzerinde %43 düzeyinde bulunan ve OECD Ülkeler Grubunun en yüksek oranını ifade eden vergi ve sigorta prim yükünün, takvimli ve aşamalı bir program ile %28 düzeyindeki OECD ortalamasına indirilmesi hedeflenmelidir. Bunun için 60.Hükümet hemen düğmeye basmalıdır. Söz konusu indirim programı, sosyal sigorta işveren prim payının, işçi payı olan %14’e düşürülmesini içermelidir. Kuruluş aşamasında çok yüksek düzeyde belirlenen işsizlik sigortası işveren prim oranı %1’e indirilmeli, bu önemli kaynağın işletmelerin rekabet gücüne hizmet etmesi sağlanmalıdır. İşsizlik sigortasının ve iş güvencesinin kabulünden sonra ülkemizdeki kıdem tazminatı yükü, dünyada örneği görülmeyen ve ekonominin rekabet gücünü olumsuz etkileyen bu yükü azaltacak yasal düzenlemelerin bir önce yapılması zorunludur.

Gıda sektöründe ise, sürekli değişen ve istikrarsız tarım politikaları sebebiyle gıda sanayii geleceğe güvenle bakamamaktadır. Dünya Ticaret Örgütü uygulamaları ve AB’ye uyum süreci göz önüne alındığında sektörün uyması gereken kotalar ve sonuçta üretimde yaşanacak azalmalar sanayi için sorun teşkil etmektedir. Yüzde 95’ini KOBİ’lerin oluşturduğu gıda sektöründe firma birleşmeleri bu işletmelerin güçlenmesine, sektörün çeşitlenmesine ve ihtisaslaşmasına fırsat sağlarken uluslararası pazarlarda rekabet gücümüzü artıracaktır. Bu bağlamda, AR-GE, yurtdışı pazarlarda tutundurma ve markalaşma için destek ve teşvikler hakkında gıda ihracatçılarını bilgilendirmeye yönelik çalışmalar artırılmalıdır.

Eğitim ve uzmanlaşma açısından ise, gereken eğitim altyapısı oluşturulamadığı için, sektörün kalifiye eleman ve ara eleman sıkıntısı ortaya çıkmaktadır. Gıda sektörüne nitelikli eleman yetiştirecek meslek okullarının kalitesi ve çekiciliği artırılmalı, eğitim programları meslek standartlarını ve sanayinin sürekli değişen personel ihtiyacını esas almalıdır.
 
Sonuçta 60. Hükümetten beklentimiz,  yaratacağı katma değer ile ihracatımıza büyük katkıda bulunabilecek gıda sektörünün desteklenmesi, sektöre yönelik istihdam ve ihracat teşviklerinin çeşitlendirilmesidir.

Necdet Buzbaş

Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası Yönetim Kurulu Başkanı

 Kayıtdışılığın en yoğun olduğu sektör: Gıda
Yatırım ortamının iyileştirilmesi ve girişimciliğin desteklenmesi ile KOBİ sayısının arttırılması, sektördeki istihdam artışına büyük destek verecektir

Türkiye 2001 krizini takip eden yıllarda etkileyici bir büyüme gerçekleştirmiş ve bu büyüme enflasyonun düşürülmesi, kamu harcamalarının iyileştirilmesi, ihracatın arttırılması ve yabancı yatırımların cezbedilmesini sağlayan bir dizi reformla desteklenmiştir. Ancak istihdam yaratma süreci nispeten yavaş kalmış, bu durum büyümeden sağlanan yararların toplum kesimlerinin geneline dağılımını sınırlamıştır.

İstihdamın arttırılması şu anda ülkemizdeki ekonomik konuların birinci sırasında yer almaktadır. Buna karşın siyasi iradenin 2008 – 2010 dönemi Orta Vadeli Programında, 2010 yılında GSYİH 571,2 milyar USD öngörülürken, işgücüne katılma oranında % 3’lük bir iyileşme, işsizlik oranında % 0,4’lük bir azalma benimsenmiştir. Görünen o ki işsizliğe çare olacak çözümleri üretmek yakın gelecekte pek olası gözükmüyor.

Sektörümüz kullandığı hammaddeler itibariyle tarım sektörüne bağımlıdır. Tarımsal çıktıların katma değerinin maksimize edildiği süreç, gıdaya dönüştürülerek işlenme sürecidir. Tarım sanayi entegrasyonunun zorunlu unsuru olan gıda sanayi, ülkemiz işsizliğinin azaltılmasında çözüm noktalarından birisidir. Böylece kırsalda oluşturulacak tarım ve gıda işlekleri, hem istihdama olanak sağlayacak hem de kırsaldan kente işgücü akışını engelleyecektir.

Asgari ücretin brütü üzerinde % 42 vergi olduğunun altını çizerek, gıda sanayindeki kayıtdışılığa gelmek istiyorum. Kayıtdışılığın en yoğun olduğu sektör gıda sektörüdür.Gıda sektöründe çalışan sayısı 783.000 kişidir. Bunun 376.000’i sendikalıdır. İşletme sayısı ise 27.543’tür. AB’de işletme sayısı 20.000, çalışan sayısı 2,7 milyondur. Bu durum işletmelerimizin durumunu çok iyi özetlemektedir. Gıda sektöründe faaliyet göstermek için genel eğilime göre özel yetişmişlik gerekmiyor. Dolayısı ile bir çok gıda üreten firma kuruluyor, kapatılıyor. Bu firmaların ürettiği gıdaların tüketilmesi tam bir cinayet. Sonuçta, riske edilmiş halk sağlığı, sınır ötesine ürün satamayan, gıda güvenliğini sağlayamamış bir sektör görüntüsü ortaya çıkıyor. Gerçek Türk gıda sektörü bunu hak etmiyor. Bu nedenle, gıda üretim yerlerinin kapasite ve boyutları ne olursa olsun, birer sorumlu yönetici nezaretinde çalışmaları yararlıdır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın bu konudaki politikasının, ülkemiz şartlarını dikkate alarak uygulamaları nedeniyle övgüye değer buluyorum.
 
Son yıllarda sıkça duyulan bir deyiş var, “istihdam dostu sanayi”. Sanayi istihdamsız çalışamaz ancak istihdam çokluğunu da sevmez. Zira yüksek maliyetlerle sanayinin yaşaması mümkün değildir. Yapılacak iş, işi çeşitlendirmek, girişimciyi destekleyerek daha çok işletme kurmak, iş üretmek olmalıdır.

Salim Uslu

Hak-İş Genel Başkanı

 İşsizlik Yönetilebilir Bir Noktada Değil
İşsizliğin çözümü konusunda yapmamız gereken; nedenlerini iyi irdeleyip, uluslararası kabul görmüş yöntemleri göz önünde bulundurarak birkaç farklı politikayı eşzamanlı uygulamaktır. Örneğin; Avrupa Sosyal şartının 30. maddesinde yer alan, bugün ülkemizde bulunmayan Asgari Gelir Desteği’ni uygulamaya koymamız gerekiyor.

İşsizlik ve istihdam yaratamama sorunu küreselleşme ile birlikte daha önemli bir hale geldi. Türkiye ekonomisi (GSMH) 2004 yılında 1966 yılından bu yana ulaşılan en yüksek seviye olan %9,9, geçen yıl ise %6 oranında büyümüştür. Buna rağmen 2006’da istihdam artışı yaklaşık %1,3 seviyesinde olmuştur. Başka bir deyişle Türkiye geçen yıl sadece 284 bin kişiye yeni iş olanağı sağlamıştır. Ekonomideki her 1 puanlık büyüme sadece binde 2 oranında istihdam artışı yaratmıştır. 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerine göre, gıda sanayinde çalışan sayısı 352 bin 832’dir. Bunların da 275 bin 606’sının sektörde faaliyet gösteren sendikalara üyeliği bulunuyor. Gıda sanayinde de diğer sektörlerde olduğu gibi sendikalaşmanın önündeki en önemli engeller kayıt dışı sektör ve Türkiye’deki işsizlik oranının yüksekliğidir. Kayıtdışının fazla olması, sektördeki işletmelerin kapasite olarak düşük düzeyde bulunması, gıda ve tarım alanındaki kooperatif ve örgütlerin yetersiz olması, sektördeki kalifiye işgücünün az olması bu katkının daha da artmasına engel olmaktadır.  Kayıt dışı sektör haksız rekabete, devletin vergi kaybına neden olmaktadır.

Bu nedenle, Hak-İş’e bağlı gıda sektöründe örgütlü olan Öz Gıda-İş Sendikası, kayıtlı üretim ve ekonomiye geçiş için Türk çalışma hayatı ve endüstri ilişkilerine yeni bir proje kazandırmıştır. Adına ‘Sosyal Etiketleme’ dediğimiz projenin ana teması; kayıtlı ve sendikalı işçilerin çalıştıkları işletmelerdeki üretilen mamüllerin üzerine konulacak bir etiket ile malın kayıtlı istihdam ürünü olduğu belirtilecektir. Bu proje ile bir yandan vergisini veren kayıtlı işletme onore edilip korunurken, diğer yandan sendikalı işçi çalıştıran işletmenin kayıtdışı sektör ile rekabet şansını artırmak amaçlanmaktadır.

Gıda sektörü açısından en ciddi sorunlardan biri olarak karşımıza çıkan ve hemen hemen her alt sektörde karşılaşılan “merdiven altı” üretim diye tabir edilen kayıt dışı üretim, sendikal örgütlenmenin önündeki en ciddi engellerden birini teşkil etmektedir. Esas itibarıyla üretim maliyetlerini en düşük düzeyde tutarak kar etmeyi amaçlayan bu yasa dışı üretim, elbette ki, işçisini de kayıt dışında tutmaya özen göstermekte ve bu durum nedeniyle sadece işçi sendikaları değil, kamu maliyesi ile sosyal güvenlik sistemi de çok ciddi maddi zarara uğramaktadır.  
 
Bu itibarla, sosyal güvenlik sistemi içerisinde yer alan denetim mekanizması etkin ve işler hale getirilmeli, denetim elemanı sayısı arttırılmalı, sigortasız işçi çalıştırmaya ilişkin cezalar caydırıcı bir düzeye çekilmelidir. İşçilerin sigortalı çalıştırılarak kayıt altına alınmaları ise, sendikal örgütlenmeye ivme kazandıracaktır.

Mustafa Türkel

TEKGIDA - İş Sendikası Başkanı

 Ekonomi insan ve toplum odaklı planlanmazsa kaos yaşanır
İşçi sendikaları ile işveren kuruluşlarının devletin ilgili organlarının da katılımıyla oluşturacakları ortak bir yapı içerisinde, sorunun tespiti ve çözüm yolları üzerinde bir açılım yaratılması yerinde olacaktır.”

Ekonomik büyümenin yeni istihdam olanakları yaratamadığı bir vakıadır ve işsizlik sorunu giderek artan bir ağırlıkla hissedilmektedir. TÜİK’in Mayıs 2007 Hane Halkı İşgücü Araştırmaları Raporu’na göre,  2006 itibarıyla toplam istihdam 23 milyon 279 kişidir. 

Gıda sektöründeki istihdam ve sayısal veriler konusuna gelindiğinde ise konu karmaşık bir hal almaktadır. Şöyle ki; kayıtdışılığın en yaygın şekilde görüldüğü sektörlerin başında gıda sanayii yer almaktadır. Bunun yanısıra, resmi istatistiki rakamlar kurumlar arasında büyük farklılıklar göstermektedir. 2002 yılı baz alınarak yapılan karşılaştırma farklılığı yeterince gözler önüne serecektir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre 2002’de alkollü içkiler ve tütün sanayii dahil çalışan işçi sayısı  328.060 olarak açıklanırken, 9. Kalkınma Planı ÖİK raporunda bu sayı 255.383 olarak hesaplanmaktadır. TÜİK verilerine göre genel olarak istihdamın yaklaşık yüzde 47’sinin kayıtdışı olduğu anlaşıldığına göre, gıda sektöründeki istihdama ilişkin verilerin net bir şekilde elde edilmesinin pek mümkün olmadığı ortaya çıkmaktadır. Çalışma Bakanlığı’nın istatistiklerinden rahatlıkla söylemek mümkündür ki, gıda sanayiindeki işletmelerin yüzde 95’i, 1-50 işçi çalıştıran küçük ve orta ölçekli işletmelerden oluşmaktadır.

Bu durum, kayıtdışılık unsuru ve ölçek yapısı ile birlikte, istihdam politikaları açısından son derece ciddi sorunlar yaratmaktadır. Herşeyden önce mevcut yapı vasıflı işgücü istihdamına olanak tanımamaktadır. Yine bu yapı, kayıtdışılığı engelleyen sendikal örgütlenme şemsiyesinin genişlemesine de izin vermemekte ve örgütlü bir emek yapısının oluşmasına engel olmaktadır. Bu anlamda, mutlaka kayıtdışılığı engelleyen etkili bir denetim mekanizmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bunun yanında, çalışma yasalarında sendikal örgütlenmenin önünde duran düzenlemelerin ayıklanması ve sendikalaşmanın artmasıyla kayıtdışılık büyük ölçüde engellenecek, aynı zamanda kayıtlı çalışan firmalar açısından haksız rekabetin de önüne geçilmiş olacaktır. 

Ücretlerden alınan vergi ve primlerin yüksekliği de kayıtdışı faaliyeti arttırıcı bir etki yapmaktadır. Gıda Sanayii işletmeleri yaklaşık yüzde 71 gibi bir oranda fırın ve unlu mamuller üreten yerlerden oluşan ve 1-9 işçi istihdam eden işyerleridir. İstihdam vergilerinin yüksekliği nedeniyle bu tip işyerleri özellikle  kayıtdışılığa kaçmakta ve faturayı da çalışanlar yüklenmektedir. 

Hiç kuşkusuz istihdam sorunları ile ilgili olarak, genel çözüm üretici yaklaşımlar gıda sektörü için de geçerlilik taşımaktadır.  Ancak, bu noktada önemle işaret edilmesi gereken bir husus, yatırım eksikliğidir. Küçük işletmeler finansman eksikliği nedeniyle yeni yatırımlarla büyüyemedikleri gibi, ölçek olarak büyük olarak nitelenebilecek işletmelerde de teknoloji kullanımı nedeniyle istihdam artışı olmamakta ya da sınırlı kalmaktadır.

Şurası muhakkak ki, ekonomik yapı insan ve toplum odaklı planlanmadığı sürece önünde sonunda kaos yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Namık Ata

İŞKUR Genel Müdürü

 İstihdamın yarısı kayıtdışı
Kayıtdışılıkla mücadelenin getireceği istihdam kayıpları riskini asgariye indirebilmek için işgücü maliyetleri azaltılmalıdır

İstihdam artışı için istikrarlı bir ekonomi ve devam eden büyüme en önemli şarttır. İstihdam ile büyüme arasında doğrudan bağlantı vardır. İstihdamsız büyüme olabilir ama büyümesiz istihdam olamaz.

İstihdam oranlarındaki düşüşün, yüksek işsizlik oranlarının ve ekonomik büyümenin istihdama beklenildiği kadar yansımamasının en önemli sebeplerinden biri tarım sektöründe görülen çözülmedir. Tarımın istihdam içerisindeki ağırlığı gereğinden çok fazladır ve kontrollü bir program çerçevesinde azaltılması gerekmektedir. Ancak tarım istihdamından ayrılan işgücünün diğer sektörlerde istihdamı, işgücünün niteliklerinden kaynaklanan nedenlerden dolayı çok zordur. Ekonomik büyümenin istihdam artışına yansımamasının diğer bir önemli sebebi de işletmelerin verimliliklerinin artmasıdır. 2001 Ekonomik krizi sonrasında işletmeler mevcut istihdamları ile daha fazla üretmeye başlamışlardır. Bu durumda büyüme yaşanırken aynı düzeyde istihdam artışı yaşanmamıştır. Ekonomik kriz sonrası geçen dönemde işsiz sayısının ve işsizlik oranlarının daha hızlı bir şekilde azaltılamamasının bir sebebi de ekonomi politikasının, enflasyonla mücadeleyi birincil ve kısa vadeli hedefler içerisinde bulundurmasıdır. Kısa vadede enflasyon ile işsizlik oranları arasında ters orantı vardır. Başarılı bir enflasyonla mücadele programı yürütülmesi ancak uzun vadede ekonomik istikrara vesile olduğundan istihdam göstergelerine de uzun vadede yansır.

Kayıtdışılık istihdamı kısa vadede olumlu olarak etkilese de uzun vadede uzun ve yorucu çalışma, sağlık hizmetlerine erişim olanaklarının yetersizliği vb. sebeplerle beşeri sermayenin yıpranmasına neden olacağından istihdamı olumsuz olarak etkileyecektir. Kayıtdışılığın artmasında ekonomik krizlerin etkili olduğu görülmektedir, her ekonomik kriz kayıtdışı istihdamda sıçrama yapmış, kriz geçtikten sonra da eski düzeyine dönmemiştir. Çoğunlukla kendi hesabına ya da iki üç kişi istihdam eden mikro firmalardan oluşan informal sektörde, kayıtdışılık varolmanın koşuludur. Sıkı bir idari takiple kayıtlılığa zorlandıklarında bu firmaların çoğu kapanacak ve istihdam daralması meydana gelecektir. Kayıtdışılıkla mücadelenin getireceği istihdam kayıpları riskini asgariye indirebilmek için işgücü maliyetleri azaltılmalıdır.
 
Diğer sektörlerden farklı olarak gıda sektöründe, merdiven altı olarak tabir edilen sağlıksız koşullarda gıda üretimi yapan çok sayıda işyeri kayıtdışı olarak çalışmaktadır. Bu işletmeler etkin bir denetim mekanizması yoluyla kayıt altına alınmaya çalışılmalıdır. Burada yukarıda belirtildiği gibi bu işyerlerini kayıtlılığa zorlamak istihdamı olumsuz olarak etkileyecekse de halkın genel sağlığını ilgilendiren bu konuda telafisi mümkün olmayan sonuçların meydana gelmemesi için etkili tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.