AramaArama
Gıda Hattı

Bilim Akademilerinden Covid-19 sürecinde bilgi kirliliği çıkışı!

28 Mayıs 2021, 18:09
Paylaş
Bilim Akademilerinden Covid-19 sürecinde bilgi kirliliği çıkışı!

Türkiye’den Bilim Akademisi’nin de aralarında bulunduğu 50’den fazla ülkeden bilim akademilerinin üyesi olduğu Avrupa Bilim Akademileri Birliği, Covid-19 pandemi sürecinde yaşanan bilgi kirliliğine dair çarpıcı bir rapor yayınladı. Raporda, bilgi kirliliği ile mücadeleye yönelik öneriler de yer aldı.  

Bilim Akademisi’nin sarkac.org sitesinin editörlerinden Müsemma Sabancıoğlu, “Bilim akademilerinden bilgi kirliliğine dair bir rapor” başlığıyla, Avrupa Bilim Akademileri Birliği’nin (ALLEA) raporuna ilişkin değerlendirmelerini yazdı.

1994’te kurulan ve 50’den fazla ülkenin bilim akademisinin katılımıyla oluşan ALLEA, bilimsel bilginin, düşüncenin yaygınlaşması için aktif olarak çalışan bir kurum. Bilim Akademisi de 2017 yılından beri, uluslararası işbirliklerini, disiplinlerarası bağımsız bilimsel araştırmaları destekleyen ALLEA’nın üyesi.

Bilgi kirliliğine örnek; Donald Trump’ın açıklamaları

“Bilgi kirliliği yanlış, abartılı, yanlı ve doğruluğu kanıtlanmamış bilgilerin kasten, bazen iyi bazen de kötü niyetle yayılması demek ve bu tüm dünyada sürekli oluyor” diyen Sabancıoğlu, “Hemen hepimize, sıklıkla sosyal medyadan ya da sohbet gruplarından aslı astarı olmayan pek çok bilgi ulaşıyor. Yanlış bilgiler bazen basında yer alıyor, kitle iletişim araçlarında tartışma konusu oluyor ve bazen de ülkelerin ”en yetkili” kişileri tarafından dile getiriliyor. Bunun en sakil örneklerinden birinin ABD’nin 45. başkanı Donald Trump olduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

ALLEA’nın Bilgi Kirliliği Raporu

Hazırlayıcıları arasında Bilim Akademisi üyesi Erol Gelenbe’nin de olduğu bir komite tarafından hazırlanan ALLEA raporunda, bilimsel bilginin yaygınlaşması, geniş kitlelerce benimsenmesinin önündeki en büyük engele, bilgi kirliliğine ve kasten yanlış bilgilendirmeye yönelik ayrıntılı bir değerlendirme yapılıyor.

Dünyada yaşayan her bireyi ilgilendiren üç küresel durum, iklim değişikliği, aşılama ve pandemi üzerinden, bilgi kirliliğinin neden olduğu tehlikelere dikkat çekilen raporda, somut önerilere, bireylerin bilgi kirliliğini önlemede alabilecekleri sorumluluklara, edinebilecekleri yaklaşımlara dair örneklere yer veriliyor. Raporda, kurumların ve karar vericilerin hangi aşamalarda nasıl inisiyatifler alabileceklerine dair tavsiyeler de var. ALLEA raporundaki somut önerilerden bazılarını Sarkaç okuyucuları için derlemeye değer bulduk.

Covid-19 bilimsel bilgiye ihtiyacımız olduğu gerçeğini hatırlattı

Konu bilgi kirliliği olduğunda bilim insanlarına, bilim iletişimcilerine ve medyaya çok iş düşüyor. Günlük hayatlarımızı alt üst eden Covid-19, hayatımıza girdiği andan itibaren bizlere bir temel gerçeği tekrar hatırlattı: Dünya üstündeki varlığımızı idame ettirmek için bilimsel bilgiye ihtiyacımız var. Bilgi kirliliğinin toplumda hangi saiklerle yayıldığı ve bazen de geniş kitleler tarafından nasıl ve neden hızla benimsendiğini anlamamız her zamankinden önemli.

Raporda açıkça belirtilen bir gerçek var: İnsanlar deneyim ve birikimlerine ve hatta duygu dünyalarına hitap eden bilgileri kabul etmeye meyilliler. Yanlış bir bilginin ortaya çıkmasını engellemeye çalışmak yerine, yayılmasını engellenmeye çalışmanın daha anlamlı olduğu yönünde görüş bildiriliyor raporda. Yanlış bilgi kaynağına ulaşsak bile, ideolojik, finansal ya da ya da politik nedenlerle yanlış bilgiyi yayanların ikna edilmeleri neredeyse olanaksız. Nitekim Trump da açıklamasının hemen ardından kendisine itiraz eden bir gazeteciyi yanlı habercilik yapmakla itham etti; ilerleyen günlerde de açıklamasının çarpıtıldığını, bağlamından koparıldığını söyledi.

Bilgi kirliliğinin hızlı yayılmasını önlemek

Bilgi kirliliği bir kaynaktan yayılmaya başladığında, benzer görüşlere sahip olan insanlar tarafından hızla kabul ediliyor. Doğru bilgiler gibi, yanlış ya da ideolojik, ticari, politik amaçlarla manipüle edilen bilgilerin de yayılması an meselesi. Raporda, bilim iletişimcilerinin, bilim insanlarının, gazetecilerin ve bilime güvenen insanların bilgi kirliliğini önlemede izleyebilecekleri yollar üzerine kapsamlı bir değerlendirme yapılmış. İnsanların alışkanlıklarına veya inançlarına ters gelen bir bilgiyi hemen benimsememelerinin olağan olduğu, konuyla ilgili akıllarındaki kalıpların dışında bir dünya olabileceğini açıklamanın, gösterdikleri direnci kırmaya yönelik akıllıca bir adım olabileceği belirtilmiş.

Fakat burada da başka bir engel var. Literatüre Dunning-Krueger etkisi olarak geçen olgu davranış değişikliğini engelleyebiliyor. Bir konu hakkında az bilgisi olan biri kendini daha çok bilgi sahibi olan birine göre daha yetkin hissedebiliyor. Trump’ın, bir ihtimal olarak önerdiği antibakteriyellerin vücuda zerki fikrini beyan etmekte hiçbir sakınca görmemesi, uzmanlığı olmayan bir alanda, kendisine makul gelen bir, iki fikirle bir öneride bulunması  bunun bir tezahürü olabilir. Raporda bunu kırmak için mutlaka değişik güvenilir kaynaklardan sağlanan bilgilerin, pedagojik yollar takip edilerek paylaşılmasının önemi defalarca vurgulanıyor.

Bilimin henüz iyi bir yanıtı olmadığını kabullenmek zor!

Birçok yanlış bilgi aslında, benimseyenler için çekiciliği olduğu için kabul ediliyor. İnsanlara arka plandaki “hikâye” çekici geliyor. Bilimsel bilginin edinilmesi zaman aldığından bazen konunun tüm ayrıntıları “henüz” aydınlatılmamış olabiliyor, yani bilimin anlattığı hikâyede boşluklar oluyor. Bunu kabul etmek kolay değil. Bilimsel süreç henüz tamamlanmamışken boşlukları dolduran bir “hikaye” kolayca yayılıyor. Bilimsel bilgi edinildikçe dolan boşlukları anlatırken yine bütünlüğü olan bir hikâye anlatmak ve yanlış bilginin hitap ettiği duygu durumlarını dikkate almak önemli.

Raporda, insanlara yanlış bilgiyi yaymanın sakıncalarını anlatmanın uzun vadede daha yararlı bir yaklaşım olduğu da anlatılıyor. Bilhassa gençlere bu tür bir eğitim verilmesinin faydası büyük. Bilgi kirliliğinin öneminin, yapısının ve nasıl işlediğinin konuşulması ve bunların anlaşılır, güvenilir bilgi olarak insanlara aktarılması gerekiyor. Eleştirel düşünceyi, bir argüman içinde kör noktaları, tutarsızlıkları görmeyi öğretebilmek bilgi kirliliği ile mücadelede önemli bir araç.

Rapora göre, toplumdaki bireylerin bilginin doğruluğunu tahlil etmesi, çıkarımların keyfi ya da olasılıklar dahilinde olup olmadığını ayırt edebilmesi, bilgi kirliliğini engellemek için çok önemli.

Bilgi Kirliliği ile mücadelede somut öneriler

Peki bilgi kirliliği hangi kanallardan hızla yayılıyor? Bu soruya yanıt: Sosyal medya. Raporda, bilgi kirliliğinin yayılma biçimlerine dair ayrıntılı ve dikkat çekici bir analiz var. Gönüllü olarak katıldığımız sosyal medya kanalları takipçilerine beğenileri doğrultusunda ayrı ayrı dünyalar yaratıyor. Yanlış bir bilgiye inanmış birinin, bu bilginin yanlışlığını sorgulamasının önünü açacak bir durum çıkmıyor ortaya. Bir nevi yankı odası etkisi yaratan sosyal medya sitelerinin algoritmaları yüzünden belli düşünce kalıplarının dışına çıkmak kolay değil. Oysa İnternet kullanıcılarının önüne bilimsel olarak doğrulanmış bilgilerin çıkarılması önemli. Karar vericilerin bunun için birtakım düzenlemeler getirebileceği, bilgilerin doğruluğunu sınayacak sistemlerin geliştirilebileceği raporda belirtiliyor.

Bilgi kirliliğine karşı “aşılama”

Raporda getirilen bir başka öneri, toplumların bilgi kirliliğine karşı “aşılanması.” Bağışıklık sistemi ile ilgili bir tıp terimi olan “aşılama” burada bilgi kirliliği ile mücadelede uzun vadede olumlu sonuç getirebilecek bir kavrama işaret ediyor. Örneğin, Covid-19 gibi dünya nüfusunu etkileyen bir pandemiyle mücadelede yanlış bilgilerin de hızla yayılabileceği bilgisini önceden insanlara iletmek, onların hazırlıklı olmalarını sağlayabiliyor. Trump örneğinde gördüğümüz gibi bazen bir ülkeyi yöneten kişinin de tedbirsiz davranabileceği ve doğrudan yanlış beyanlarda bulunabileceğinin, duyulan her bilginin teyit edilmesi gerekliliğinin geniş kitlelere yayılması bilgi kirliliğine karşı bağışıklık verebilir. Bilgi kirliliğini bir hastalık gibi düşünürsek, hastalığın doğasını, ortaya çıktığı durumda yaşanacak belirtileri ve yaratabileceği tahribatı önden tanıyabilmiş oluyoruz.

Sabır ve tevazu ile yaklaşmak!

Raporda önerilen bir başka strateji, yanlış bilgiyi sağlayan kişiye bu bilginin neden yanlış olduğunu açıklamak ve bilginin doğrusunu sağlamak. Kasten verilen yanlış bilgilerin arkasındaki motivasyonların neler olabileceğini açıklamak da raporda tavsiye edilenler arasında. Tam burada çok önemli bir yaklaşım öneriyor ALLEA raporu. Yanlış bilgileri yayan, bilgi kirliliğine neden olan insanlara sabırlı bir yaklaşım. “Sen yanlışsın.” demek yerine, “Yanlış bilgilendirilmiş olabilirsin.” demenin ve gerekli açıklamaları sunmanın çok daha yapıcı olduğu belirtilmiş. Entelektüel tevazu, açıklık, dürüstlük içinde kurulan bir iletişim ihtiyacı, raporda sık vurgulanan noktalar arasında. Bilim insanlarının, basının, bilim iletişimcilerinin insanlarla nasıl konuştuğu, bilimin işleyiş biçimlerini, bilimsel metodun ne olduğunu, bilimsel bilginin nasıl elde edildiğini bıkmadan anlatmaları önemli.

Covid-19 ile geçirdiğimiz bir yılı aşkın bir sürede bilim insanlarının yaptıkları çalışmaları yakından ve her zamankinden daha büyük bir merakla takip ediyoruz. Bilgi kirliliği hiçbir zaman işleri kolaylaştırmadığı gibi, Covid-19 ile ilgili her durumda koşulları daha da güçleştiriyor. Bilgi kirliliğinin yapısına, nasıl işlediğine ve yanlış bilgilerin yayılmasının nasıl tehlikeler yarattığına dair her zamankinden daha fazla okumalı, bilinçlenmeli ve yayın yapmalıyız. Trump’ın önerilerini makul bulabilecek insanların daha fazla, daha güvenilir bilgiye ulaşmalarını sağlamanın yeni yollarını da beraberce keşfetmeliyiz. ALLEA’nın raporu bu anlamda önemli bir kaynak oluşturuyor.

ALLEA Raporu'na ulaşmak için tıklayınız.

Haber Etiketleri

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.