Gıda Hattı

Bilgi eksikliği mi, Kasıtlı yönlendirme mi?

12 Nisan 2007, 21:12
Paylaş
Bilgi eksikliği mi, Kasıtlı yönlendirme mi?

Hükümetin nişasta bazlı şeker üretim kotasını arttırmasından sonra yaşanan tartışmalar, “Bilgi eksikliği mi yoksa kasıtlı yönlendirmeler mi var?” sorusunu akıllara getirdi.

Şeker Kanunu'na göre Bakanlar Kurulu, toplam şeker üretimi içindeki payı yüzde 10 olan Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) kotasını, her yıl yüzde 50 oranında artırma veya eksiltme inisiyatifine sahip. Bakanlar Kurulu bu yetkisine dayanarak, 27 Ocak tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan kararıyla; Şeker Kurulu tarafından 2006-2007 pazarlama yılında NBŞ için ayrılan kotayı, sakaroz kökenli şekerler için ayrılan kotayla ilişkilendirmeksizin yüzde 50 oranında arttırdı. Alınan kararla nişasta bazlı şeker üreticilerinin kotası 234 bin tondan, 351 bin tona yükseltildi. Tahsis edilen 117 bin ton ek kotanın maddi değeri, 150 milyon dolardır. Şeker-İş Sendikası ise, Danıştay’a başvurarak kota artışının iptalini istedi. Kararla birlikte medyaya da yansıyan tartışmalar ise konuya ilişkin önemli ölçüde bilgi eksikliği olduğunu gösterirken, kasıtlı olarak yanlış yönlendirmeler yapıldığı izlenimini de verdi. Öyle ki, kararda “sakaroz kökenli şekerler için ayrılan kotayla ilgilendirilmeksizin” ifadesi yer almasına karşın, “Kota artışının, şeker pancarı alanlarını 380 bin dekar azaltacağı, 200 köyde 30 bin çiftçinin pancar ekimi yapamayacağı, iki şeker fabrikasının kapanacağı ve fabrikalarda çalışan 2 bin işçinin işsiz kalacağı” dahi ileri sürüldü.

Peki NBŞ konusundaki gerçekler neler? Bir kere sakaroz kökenli şekerlerde kota oranlarının aynı kalması nedeniyle şeker pancarı ve sakaroz şekeri üreticilerinin karardan olumlu ya da olumsuz etkilenmesi sözkonusu değil. Dolayısıyla ne 200 köyde 30 bin çiftçi pancar ekiminden vazgeçecek, böylece şeker pancarı ekim alanları daralacak; ne de iki şeker fabrikası kapanacak ve fabrikalarda çalışan 2 bin işçi işsiz kalacak. Ancak NBŞ’deki kota artışı, mısır üretimi açısından mısır üreticilerini, mısırı işleyen nişasta bazlı şeker sektörünü, hammadde bakımından da gıda sektörünü yakından ilgilendiriyor. Nişasta sanayinin hammaddesi olan mısır, sanayide un, nişasta, nişasta bazlı şekerler, yağ, endüstriyel alkol, alkollü içkiler ve yem üretiminde kullanılıyor. Mısırın yüzde 65’i nişasta olduğuna göre, kota artışı yaklaşık 180 bin ton daha fazla mısır üretimi demek. Türkiye’de dekarda ortalama 750 kg verim elde edildiği düşünülürse, 240 bin dekar arazide mısır ekimine imkan verdiğini kabul etmek gerekir. Bir çiftçinin ortalama 10 dekar mısır ektiği kabul edilirse, bu, yaklaşık 24 bin çiftçinin mısır ekerek ek bir gelir elde ettiğini gösterir. Böylece, kota artışının gerçekte çiftçi sayısında azalmaya değil, artışa neden olduğu ortaya çıkar.

Neden NBŞ

Türkiye’de mısır nişastası ve nişastadan üretilen fruktoz ve glikoz gibi şekerler, gıda sanayinin çok önemli iki sanayi hammaddesi. Pancar şekeri ile karşılaştırıldığında NBŞ’ler, yüksek kaliteli ürünler olarak öne çıkıyor. Şekerlemeler, şekerli maddeler, unlu mamuller, baklava, helva, dondurma, reçel, alkollü ve alkolsüz içecekler, sakız gibi gıda maddeleri NBŞ’ler ile üretiliyor. Dolayısıyla NBŞ’ler, şekerleme sektörünün hem düşük maliyetli hammadde temini, hem de üretimde kalite ve standardın tutturulması için gerekli.

Şekerlemelerin cinsine bağlı olarak istenen kalite özellikleri; ürünün çok sert olmaması, doku ve çözünürlüğünün damak tadına uygun olması, uygun şekilde tatlılığı. Glikoz şuruplarının şekerlemelerde kullanımının temel amaçları viskozite sağlamak, lezzeti geliştirmek, doku ve nem tutucu özellik kazandırmak, tatlılık vermek ve renk kaybına direnci arttırmak olarak sıralanıyor. NBŞ’ler, şekerlemelerde tat sağlamalarının yanı sıra ürün dokusunu da etkiliyor. Ortamdan nem absorblayan şekerlemelerin yüzeyi yapışkan hale geliyor, doku bozuluyor.

Glikoz şurupları ile yapışkanlık önlenebiliyor. Şekerlemelerde mikroorganizma gelişimini önleyecek su aktivitesi değeri yüzde 75'lik sakaroz konsantrasyonunda mümkün. Ancak sakaroz, 20 °C'de yüzde 67.1 konsantrasyonda doygunluğa ulaşıp, kristalleniyor. Glikoz şurubu kullanılarak kristalleşmenin de önüne geçilebiliyor. Bu da gösteriyor ki, gıda sanayi için NBŞ kullanmak, teknolojik bir zorunluluk.

Buna karşılık NBŞ’ler her alanda pancar şekerinin yerine geçemiyor. Pancar şekeri, özellikle perakende gibi bazı pazarlar tarafından her zaman tercih ediliyor. Şekerleme, bisküvi, çikolata, sakız, meyve suyu vb. gibi sektörlerde ise pancar şekeri ve NBŞ, birbirini tamamlayıcı ürünler olarak birarada kullanılıyor.

Ekonomik değerlendirmede, NBŞ’lerin, pancar şekeri üzerinde bir avantaja sahip olduğu rakamlarla da ortaya çıkıyor. Şeker pancarından üretilen bir ton şeker, teşvikler nedeniyle ülke ekonomisine 250 ABD doları yük getirirken, bir ton NBŞ yaklaşık 50 ABD doları vergilendirilebilir bir gelir sağlıyor.

Kaldı ki, dünyada sakaroz şekeri üretimine bakıldığında, pancar ile kamıştan şeker üretimi arasında da önemli maliyet farkı ortaya çıkıyor. Dünyada sakaroz şekerinin yüzde 75’i şeker kamışından üretiliyor. Çünkü yüzde 45 şeker ihtiva eden şeker kamışından yılda 4 sefer ürün alınabiliyor. Halbuki yüzde 15 oranında şeker ihtiva eden pancar, aynı araziye ancak 4 yılda bir ekilebiliyor. Bu durum, şeker pancarının sakaroz şekeri üretiminde dahi, şeker kamışı karşısında rekabet etmesinin imkansız olduğunu gösteriyor. Dünya şeker fiyatları da, bunu doğruluyor. Ülkelerin DTÖ kararları doğrultusunda şeker ticaretini libarelleştirmesiyle de pancarı şekeri, kamış şekeri ile rekabet edemez duruma gelecektir.

AB üretimi 2 milyon ton daha azaltıyor

Tam üyeliğe hazırlandığımız Avrupa Birliği’ndeki gelişmelerde, şeker konusunda şapkamızı önümüze koyup düşünmemizi ve harekete geçmemizi gerektiriyor. Ciddi bir şeker reformu yapan ve reform uygulama sürelerini iki kez öne çeken AB’de asgari şeker fiyatı uygulamasına kademeli olarak son verilecek. Buna karşılık nişasta bazlı şekerlerde kota uygulamasına son verilene kadar kota artışına gidileceği açıklanarak, ciddi artışlar yapıldı. Dört üye ülkede pancar şekeri üretimi durdurulurken, 4 yıl içinde fabrikalarını kapatacaklara zaman içinde göreceli olarak azalan çok ciddi teşvikler veriliyor.

Ancak üretimdeki azalmayı yeterli bulmayan Şeker Yönetim Komitesi, Avrupa Komisyonu’nun 2007/08 pazarlama yılında şeker üretiminin en az AB şeker kotasının yüzde 13.5'ine karşılık gelen iki milyon ton azaltılmasına ilişkin teklifini 23 Şubat’ta oyladı. Kararla, AB ülkelerindeki pancar yetiştiricileri ve şeker işleyenler, kotalarının yüzde 86.5'inden fazlası için dikim yapamayacak, sözleşme imzalayamayacak.

Komisyon, üretimlerini kota kapsamında gönüllü olarak azaltan şeker üreticilerinin geri çekmeye tabi tutulmayacaklarına ilişkin bir istisna da istedi. Kota indirimi yüzde 50'den fazla olan ülkeler geri çekmeye tabi tutulmayacak ve kotalarının tamamını kullanabilecek. Kota indirimi yüzde 50'den az olan ülkelerde ise geri çekme miktarı, kota azaltım miktarıyla orantılı olarak azaltılacak. Kota indirimi yapmayanlar ise üretimlerini yüzde 13.5 azaltmak zorunda kalacak. Ekim 2007'de kesinleşecek olan geri çekme miktarı yüzde 13.5'den fazla olursa, şeker üreticileri üretimlerini ilave yüzde kadar daha azaltacaklar.

AB yetkilileri, önlem alınmaması halinde şeker piyasasının üretim fazlasıyla karşı karşıya kalacağını, bunun da sektörün tamamını ciddi şekilde etkileyeceğini ve reform sürecini riske sokacağını vurguladılar. Kararla birlikte, AB’de pancar ekimi yapılan alanların önemli miktarda azaltılması ümit ediliyor.

Türkiye için asıl önemli gelişme ise; AB'nin Dünya Ticaret Örgütü’ne verdiği taahhütler çerçevesinde 2009 yılından itibaren ACP (Afrika, Karayip, Pasifik) ülkelerinden gelecek kamış şekerine '0' gümrükle sınırlarını açması olacak. Böylece AB'deki şeker fiyatı, dünya borsalarındaki şeker fiyatına eşit olacak. Bunun Türkiye’ye etkisi ise; işlenmiş tarım ürünlerinde halen alınan şeker payının sıfırlanması ve Türk gıda sanayicisinin Avrupa Birliği ve Dünya gıda sanayicisi ile rekabet edemeyerek, piyasaya tamamen ithal ürünlerin hakim olması şeklinde gerçekleşecek.

Türkiye'de şeker fiyatının, dünya şeker fiyatlarının 3 ila 4 misli (şu anda 2.5 katı) seviyesinde olduğu göz önünde tutulduğunda, pancara dayalı Türk şeker sanayini çok ciddi tehlikelerin beklediği ortada.

Pancar şekeri üretimindeki bu çok ciddi tehlikeye karşın, Türkiye, mısır üretiminde önemli bir potansiyele sahip. Şeker pancarı üretimi yapılan araziler, genellikle mısır üretimine de uygun. Üstelik mısırda yılda bir, bazı bölgelerde yılda iki mahsul almak mümkün.

Nişasta sanayinin gelişmesiyle birlikte mısır üretimi, 1,75 milyon tondan 4 milyon tona çıkmış bulunuyor. Böylece her yıl ithal etmek durumunda kaldığımız 1 milyon ton mısırı üretirken, ihracat da yapılıyor.

Dünyada üretilen 600 milyon ton mısırın yaklaşık yüzde 10’u nişasta ve nişasta bazlı şekere dönüştürülüyor. Üretimin yüzde 40’ını tek başına gerçekleştiren ABD, şeker ihtiyacının yarısına yakınını NBŞ’lerle karşılıyor. Ülkemiz şeker ihtiyacının yüzde 85’i, yani 2 milyon 191 bin tonu pancardan, geriye kalan yüzde 15’i, yani 351 tonu ise NBŞ’den sağlanıyor. Yıllık pancar şekeri kotasının yüzde 46’sı Türk Şeker Fabrikaları (25 adet), yüzde 54’ü ise Pankobirlik Fabrikaları (5 adet) tarafından karşılanıyor. Türkiye’de 1990’lı yıllarda başlayan NBŞ üretimi, teknolojik üstünlük, kullanım kolaylığı, hijyenik avantaj, daha ucuz fiyat gibi unsurlardan dolayı piyasada kabul görürken; kota uygulamasından dolayı sınırlı ve sabit kalıyor. İç ve dış piyasaya dönük üretim yapan 5 şirketin faaliyet gösterdiği Nişasta ve NBŞ sektöründe üretimin yüzde 30’unu nişastalar, yüzde 70’ini nişasta bazlı şekerler oluşturuyor.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 2001 yılı verilerine göre; sektörün kurulu kapasitesi yıllık 932.000 ton, kota kapsamına giren ürünlerin toplam fiili satışları ise 460.000 tondu. 4634 sayılı Şeker Kanunu’yla Türkiye pancar şekeri A kotası 2.340.000 ton olarak belirlenince, yüzde 10 sınırlaması nedeniyle nişasta şekerlerine tanınan kota 234.000 ton oldu. Belirlenen miktarın, talebin ancak yarısını karşılayabileceğini gözönüne alan Bakanlar Kurulu yetkisini her kota yılında kullanarak, NBŞ kotasını yüzde 50 oranında arttırdı ve 351.000 ton olmasını sağladı. Sektör yılda 351.000 ton üretim yaparken, 2001 yılında 460.000 ton olan fiili pazar büyüklüğünün en kötümser tahminle 570.000 tona ulaştığı hesaplanıyor. 2005-2006 yılında NBŞ talebini 531.000 ton olarak ortaya koyan Şeker Kurumu verileri de bunu doğruluyor.

Peki 531.000 ton olan taleple, kota artışıyla ancak 351.000 tona yükselen üretim arasındaki fark nasıl kapatılıyor? Elbette kaçak yollardan… Yani ülkemize has bir “bile bile lades” durumu daha… Bu; hem pancar şekeri, hem de NBŞ üreticileri için haksız rekabete yolaçtığı gibi, devletin vergi kaybına da neden oluyor. Sakaroz şeker pazarı büyümediği, dolayısıyla “A” kotası hep aynı kaldığı için NBŞ talebinin yerli üretimle karşılanma oranı yüzde 76’dan yüzde 61’e gerilemiş durumda. Sıkıntı o kadar büyük ki, Türkiye kendi mısırı ve fabrikası dururken, bazı yıllar gıda sanayinin ihtiyacı için glikoz ithal etmek zorunda kalıyor.

Üretim sınırlaması, sektörün kapasite kullanım oranını da yüzde 37’ye kadar düşürüyor. NBŞ üreten Cargill, Amylum, Tat, PNS, Sunar firmaları; 932 bin ton kurulu kapasitelerine rağmen, kota nedeniyle son 4 yıldır 351 bin ton şeker üretip, satabiliyor. Şeker Kanunu’nda nişasta bazlı şeker olarak adlandırılan gruba giren fruktoz tamamen içecek sektöründe kullanılırken, glikoz genellikle şekerleme ve bisküvi sanayinde kıvam verici olarak kullanılıyor. Şekerleme ve bisküvi üreticileri, dünya üzerinde sadece Türkiye’de kota uygulanan glikozu temin etmekte sorun yaşıyorlar.

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.