Gıda Hattı

Arı'nın Balı Değil Kayıpları Tartışılıyor

11 Haziran 2007, 13:10
Paylaş
Arı'nın Balı Değil Kayıpları Tartışılıyor
    

Küresel Isınma, Onları Da Vurdu

 

Dünya genelindeki arı ölümleri ve koloni kayıpları, Türkiye’de de yeni bir tartışmaya kapı araladı. Öyle ki tartışmalar, ölümlerin GDO’lu mısırdan kaynaklandığı iddiasına kadar uzandı. Üstelik GDO üretiminin yasak olduğu biline biline…

Türkiye, yaklaşık 5 milyon arılı kovan varlığı ile dünyada ikinci, yaklaşık 60 bin tonu süzme bal olmak üzere 82,3 bin ton bal üretimiyle de dünya bal üretiminde yüzde 5,7 payla 3’ncü sırada yer alıyor. Kovan başına ortalama bal üretimi ise 16-17 kilogram.

Beslenmedeki öneminin yanısıra ekonomiye katkısıyla da öne çıkan bal üretiminin temelinde, çalışkanlığı simgeleyen arı var. Ancak arının insanlara yararı, sadece bal ve polen gibi ürünleri sunmakla sınırlı değil. Arı, tozlaşma ve tohumlanmaya katkıda bulunarak, bitkisel üretimin sürdürülebilirliğini de sağlıyor.

ABD’de Şubat ayında koloni çökmesi hastalığıyla beraber yaşanan arı ölümleri ve kayıpları, kimi Avrupa ülkelerindeki benzer gelişmeler izledi. Başlayan tartışma, dünya bal üretiminde önemli bir yere sahip olan Türkiye’ye de sıçradı. Hatta ölümlerin Türkiye’de üretimi yasak olan GDO’lu ürünlerden kaynaklandığı iddiası bile dile getirildi. Arıcılara  göre Hatay dışında normalin üzerinde ölüm yok, amaç bal ithalatının önünü açmak. Akademisyenlere göre ise Türkiye’nin dört bir yanında ölümler var.

Torunlarımız‘bal nedir?’ bilmeyecek

Hacettepe Üniversitesi Arı ve Arı Ürünleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Kadriye Sorkun, Ankara Çubuk’ta, Bursa Uludağ’da, Eskişehir’de, Hatay’da, Adana’da ciddi ölümler olduğunu söyledi. Arı ölümlerini öncelikle küresel ısınmaya bağlayan Sorkun, şöyle konuştu:

“Arılar kışın 3-4 ayı kovanlara bırakılan ürünlerle geçirir. Bal arısı o kadar çalışkan ki, havalar ısınır ısınmaz bu besinleri tüketmek yerine nektara koşuyor. Kovandan 5 km kadar uzaklaşabilen arılar, havalar birden soğuyunca kovana dönemediler. Küresel ısınma arı ölümlerinde tek neden değil. Arı hastalıkları da var. Üreticiler Varroa ve Nozema hastalıklarının etkili olduğunu söylüyor. Hastalıklar için kullanılan ilaçların dozajını iyi ayarlamak çok önemli. Kovanlara çok fazla ilaç atıldığında arılar çekip gidiyor.

15-20 yıldır kullanılan petekler var. Bırakın onları, arıcıların haftalarını, aylarını geçirdikleri arılıklarda tuvalet, arıcının banyosunu alacağı bir yer yok. Hijyene dikkat edilmeli, kovanlar elden geçirilmeli, eskiyen petekler toptan imha edilmeli.
Hepsi biraraya gelince ölümler olabilir. İnsanlar küresel ısınmaya duyarsız kalırsa, arıcılar arılara iyi davranmazsa, 100 yıl sonra torunlarımızın torunları bal nedir bilmeyecek. Bitkisel üretim azalacak, beslenmede korkunç sonuçlar ortaya çıkacak.” 

“Kötü bir dönem”

Yaşananlardan büyük üzüntü duyanlardan birisi de 64 yaşındaki TEMA Arıcılık Danışmanı Ahmet İnci. “55 yıldır arıcılık yapıyorum, böyle kötü bir dönem yaşamadım. Ölen arıları geri getirme şansımız yok. Ama önlem alınmazsa, bu olumsuzluğu 2007’de de yaşarız” diyen İnci’ye göre arılar, küresel ısınmanın etkisiyle ölüyor. İnci, üreticilere de sitemli:  
“2006 yılında normal yıllara göre 3’te 1 bal üretimi oldu. Dolayısıyla arıların kışın beslenmesi için gerekli miktarda bal kovanlarda bırakılmadı. Sonbahar’da havaların kötü gitmesi nedeniyle kış jenerasyonunu da hazırlayamadılar. Kışın havaların ılık gitmesi nedeniyle de mevcut 2006 jenerasyonu arılarda erken çıkış oldu, dönemediler. Adıyaman’da, Ankara’da yüzde 50, Ardahan-Artvin ve İzmit’te yüzde 40 ölüm var.” 

Türkiye’de sıkıntı yok

Üretici cephesi ise farklı düşünüyor. Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Mustafa Sarıoğlu, “Türkiye’de Hatay hariç, kışlık zayiat herkesin tabii gördüğü yüzde 15 seviyesinde. Hatay’da normalin üç katı, yüzde 60’lar seviyesinde ölüm olmuştur. Hatay’ı hesaba kattığımızda yüzde 17-18’lik ülke ortalaması vardır. Dolayısıyla Türkiye’de; ABD, Arjantin ve İspanya’da yaşanan ölçüde bir sıkıntı yok” dedi. Türkiye’de arı ölümlerinin ısrarla lanse edilmesindeki tek amacın, bal ithalatının önünü açmak olduğunu belirten Sarıoğlu, şöyle konuştu: 

“Önceden ABD ve AB ülkeleri bizden balı 2-3 Euro’ya alır, öbür tarafa 25-30 Euro’ya satardı. Şu anda 2007 yılında üretilecek balın 10-12 bin tonunu pazarladık.

Tarımın bel kemiği, ana dinamiği arıcılıktır. Trakya’ya Haziran başı arı hareketini durdurduğunuz takdirde Türkiye’de yağ açığı ortaya çıkar. Çünkü bal arısının yağlık ayçiçekte tane doluluğuna etkisi yüzde 57, Ege pamuğunun lif uzunluğuna etkisi yüzde 45-46, meyve-sebzedeki döllenmeye etkisi ise yüzde 100’dür.

Arı ölümleri iddialarının arkasında bal ithalatı var. Bunun arkasındaki sebep de, ülke ekonomisine 12 milyar dolar katkısı olan bir sektörü yok etmek. Türkiye’de bal ithalatı olmayacaktır. Hangi siyasi ya da bürokrat bal ithalatının altına imza atarsa bedelini öder. Arı barış ve sevginin sembolüdür ama arıcıların bir noktadan sonra kimseye eyvallahı yok.”

İthalatı konuşmak vakit kaybı

İthalat için “Adam çalıştırıyorum, istihdam yaratıyorum, tüketiciyi koruyoruz, ama bal yok” gerekçesini de doğru bulmayan Sarıoğlu, şunları söyledi: 

“Bakın, birlik olarak Mayıs 2006’tan itibaren tavsiye edilen taban fiyat uygulaması başlattık, üreticilere ‘27 kg’lık tenekeyi 100 milyondan aşağı vermeyeceksin’ dedik. Arıcının finansal sıkıntılarını bankalarla protokol yaparak çözdük. Ziraat Bankası’nın arıcılık kredilerine ilk defa 2007’de yüzde 40 sübvanse getirdik. Arıcı direndi. Balın fiyatı şu anda 140 ila 250 milyona geldi. Tenekesi 50 milyon lira iken bal raflarda 8 ila 20 milyondu, şimdi yine aynı. Ne değişti? Küresel oyun kurucular, önce ‘ihtiyaç var’ diye Türkiye’deki firmalara bal ithal ettirerek, raf fiyatını yarı yarıya indirip, mevcut firmaları piyasadan silecek. Sonra kendi paketlemiş olduğu malı getirecek. Bu ülke ekonomisine zarar vermekten başka bir şey değil. İthalatı konuşarak vakit kaybetmek dahi istemem. Dağdaki insanların emeğini kim ekarte etmeye çalışıyorsa vatan hainidir, ithalatta vatan hainliğidir. Kimse buna tavassut dahi etmesin.”

Stoklarda bal var

Stoklarda bal olmadığı gerekçesine de katılmayan Sarıoğlu, 2004-2005’de üretim fazlalığı nedeniyle fiyatların düşük kaldığını, firmaların istedikleri fiyattan mal aldıklarını hatırlattı. Sarıoğlu, “Taklit ürünler nedeniyle ihracatta düştüğü için stoklarındaki mal duruyor. 2006’da üretim 35 bin tonlara düştü, ancak stoklarında mal olduğunu, Allah’ın bir olduğu gibi biliyoruz. İhtiyaç varsa onların istediği balı ben 15 gün içinde kendilerine sunacağım. Yeni sezon üretimimiz Ege’de, Akdeniz’de narenciye ve çam balı olarak başladı” bilgisini verdi.

 
Arı ölümlerinde GDO’lu ürün iddialarına da katılmayan Sarıoğlu, “Türkiye’de bakanlık açıklasın, GDO’lu üretim var mı? Ben yok biliyorum. Herkes görevini yapsın. Arıcılık turizmden sonra ikinci bacasız sektör. Bu iddialarla bize o kadar zarar verdiler ki. Banka yöneticileri, arılar ölüyor mu diye soruyor. Çünkü arıcıya kredi vermiş” dedi.

Milli Gelir’e katkısı yüzde 7

Arıcılığın milli gelire katkısının yüzde 7 düzeyinde olduğunu belirten Ziraat Yüksek Mühendisi Bahri Yılmaz ise, Türkiye’de arıcılık potansiyelinin tam olarak kullanılamadığını söyledi. Bal ve balmumu dışındaki; arı sütü, polen, propolis, arı zehiri gibi ilaç ve kozmetik sanayinde kullanılan ürünlerin üretiminin yeterli olmadığını vurgulayan Yılmaz, “Biz arıcılar bu üretimleri yapabilecek teknoloji ve bilgi birikimine, ülke olarak da ürün çeşitliliği bakımından oldukça zengin bir floraya sahibiz. Dış satımda bu şansımızı kullanmalıyız” dedi.  “ABD de badem bahçesinde arı kovanının aylık kirası 55 dolardan 150 dolara çıktı. Arının çiçekten ziyade, çiçeğin arıya ihtiyacı var” diyen Yılmaz’a göre, üretici bilinçlendirilmeli, kovan başına 40 kg bal üretimi, toplam 200 milyon YTL dışsatım hedeflenmeli, arıcılık kanunu çıkartılmalı, arıcılar haketmediği suçlamalara muhatap olmamalı, kaçak bal girişi engellenmeli, bal ve bal ürünleri ithalatı yasaklanmalı.  

Bakanlığa başvuru yok

Medyada arı ölümlerinin GDO’lu ürünlerden kaynaklandığı iddiaları ortaya atılmasına karşın, Türkiye’de GDO’lu ürün yetiştirilmesi yasak. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bunun için önce tohum ithalatçılarından GDO’lu tohum getirmeyeceğine dair beyan alıyor. Yetiştirme amaçlı getirilen tohum ve benzeri her türlü materyal, elektroforez ve benzeri yöntemlerle genetiği değiştirilip değiştirilmediği kontrol edildikten sonra GDO’lu olmadığı belirlenirse, ülkeye girişine müsaade ediliyor.
Arıcılıkta her yıl kıştan bahara geçişte yüzde 10-15, hatta daha yüksek oranda ölümler normal kabul ediliyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Veteriner Kontrol Araştırma Enstitülerine arı ölümleri ile ilgili herhangi bir şikayet ulaşmadığı gibi, bakanlık il müdürlüklerinin yaptığı incelemelerde de anormal ölümlere rastlanmadı.

Sektör ne düşünüyor?

Peki sektörde durum ne? Bal Paketleyicileri, İhracatçıları ve Sanayicileri Derneği (BALDER) Başkanı Özen Altıparmak, 2006 yılında bal rekoltesinin çok düşük seviyede (30-35 bin ton) gerçekleşmesi nedeniyle ihtiyacın karşılanamadığını ve sıkıntı yaşandığını söyledi. Altıparmak, “İşletmelerin kapasite kullanımları büyük ölçüde düşmüş ve istihdam sorunları doğmuştur. Yüzde 50’lere varan ciro kayıpları dolayısıyla, işletmeleri ayakta tutabilmek için önemli miktarlarda zararlara katlanılması söz konusu olmuştur. Bu durum, mücadeleye  devam etmekte olduğumuz sahte bal üreticilerine ve kaçakçılara bulunmaz bir fırsat sağlamaktadır. Bunun sonucu olarak da piyasadaki tüm dengeler bozulmakta ve kayıt dışı ekonomi ne yazık ki giderek canlanmaktadır” dedi. 

Türkiye’de hali hazırda 300 ton civarında bal kaldığının ifade edildiğini hatırlatan Altıparmak’a göre, yeni sezon üretimi başlayana kadar sadece sektörün en büyüğü Balparmak olarak kendilerinin ihtiyacı bu rakamın 5-6 katı. Balparmak yaşanan sıkıntı nedeniyle kaliteden ödün vermemek için fason üretimi durdururken, otellerden gelen açık bal siparişlerini de geri çevirmeye başladı. Altıparmak, “Genel pazarlama faaliyetlerimizi askıya aldık. Balparmak’ın damak tadı ve kalite standardına uygun balı verebildiğimiz ölçüde raflarda bulunmaya razı olduk” diyerek, sıkıntının büyüklüğünü ortaya koydu. 

Bal ithaline şartlı izin verilmeli

Yıllarca Türk arıcılarını korumak için bütün olumsuz dış baskılara karşı durarak bal ithaline mahal verilmemesini sağlamaya çalıştıklarını belirten Altıparmak, şunları söyledi:

“Uluslararası platformlarda arıcılığımızın sorunlarının giderildiğini, Türk ballarına güvenilebileceğini anlattık, arıcılığımızı savunduk. Daha verimli ve bilinçli çalışmalarını sağlamak için TUBİTAK tarafından da desteklenen bir proje kapsamında bütün yurt sathında arıcılarımıza eğitimler verdik, vermeye devam ediyoruz.

Gelinen nokta gösteriyor ki, yaşanan bu sıkıntıya yeni dönem istihsali başlayana kadar çözüm olabilmesi ve illegal yollara tevessül edenlere fırsat verilmemesi açısından çok acil tedbir alınması gerekmektedir. Sektörel bazda yeni dönem olarak kabul edilebilecek yeni ürün toplama zamanına (15 Temmuz) kadar aşağıdaki şartlarda bal ithaline izin verilmelidir.

- İthal edilecek ballar ‘bulk’ tabir edilen açık ballar olmalı, perakendeciliğe müsait ambalajlarda yabancı markaların ithaline kesinlikle izin verilmemelidir.

- İzinler paketleyicilere verilmeli ve en fazla 2-3 aylık ihtiyaçları kadar olmalıdır. Miktar tespitinde geçen yılın aynı dönemine ait  satışları baz alınmalıdır.

- İthal edilecek ballarda menşe şartı aranmalı, dünya bal pazarlarında blokaj uygulanmış ülkelerden ithalat yapılmasına izin verilmemelidir.

- İzinler yüksek yayla balları ile sınırlı kalmalı, Ayçiçek ve Pamuk balları ithal edilmemelidir. Bu anlamda sadece Akasya balı ithaline izin verilmesi dahi sorunun çözümünü sağlayabilir. Çünkü sahip olduğu doğal özellikleri nedeniyle Akasya balı şu anda eksikliği duyulan yüksek yayla ballarına muadil olabileceği gibi, bu balların kullanılmakta olduğu harmanlarda da rahatlıkla kullanılabilir. Ayrıca Akasya balı ülkemizde bulunmadığından arıcılarımızın bu balın ithal edilmesinden dolayı herhangi bir rahatsızlık duyması da söz konusu olamaz. Yeni üretim sezonuna kadar yaklaşık 1000 ton Akasya balı ithali ile sorun giderilmiş olacaktır.

Uzun vadede ise markalı bal ihracatında fiyatlar dolayısıyla rekabet şansımızın olmadığını, halbuki uygulamadaki destekler dikkate alındığında bir Türk markasının dış pazarlarda pay sahibi olmasının ne denli arzu edildiğini göz önüne alarak Dahilde İşleme Rejimi kapsamında uygulama başlatılması yurt dışında markalaşmak için çok önemli fırsat yaratmış olacak, böylece yurt dışında fabrika kurmaya gerek kalmaksızın rekabet şansımız artacaktır.”

GDO’dan ölüm iddialarına yanıt

“Arı kolonilerinde zaman zaman gözlenen ve son olarak ‘Colony Collaps Disorder (CCD)’ adı verilen ani arı kayıpları ilk olarak 1896 yılında, yani GDO ürünlerin ilk defa ekilmeye başlandığı 1996 yılından tam 100 yıl önce kayıtlara girmiştir. Dolayısıyla arıların kaybolmasını GDO’lara bağlamak doğru olmayacaktır.Kaldı ki arılarda görülen CCD, hiç GDO yetiştirilmeyen ülke ve yörelerde de yaşanmış ve yaşanmaktadır. Almanya’da Bt mısır yetiştiriciliği yok denecek kadar azdır. Ancak, Almanya da arı kayıplarının yüzde 80’lere vardığı ifade edilmektedir. Türkiye’de mısır yetiştirilmeyen Siirt ve Ardahan gibi yörelerimizde de benzer arı kayıpları rapor edilmektedir.

Yine kayıpların yüze 70 düzeyinde olduğu ABD’de 15  bilim insanından oluşturulan CCD Çalışma Grubu, 2006 yılı ortalarında CCD’nin nedenlerini ve alınacak önlemleri araştırmaya başlamış, önemli bulgular toplamış, ancak kesin bir neden ortaya koyamamışlardır.

Üstelik iddiaların aksine Türkiye’de GDO nitelikli mısır yetiştirilmemektedir. Yurtiçi üretimin yeterli olmadığı yıllarda “ithalatçı firma beyanı” esas alınarak işlenmek üzere mısır ürünü ithal edilebilmekte, bunların GDO olma olasılığı bulunmaktadır. Ancak, hibrit tohumun doğası gereği, ithal edilen bu mısırların çiftçiler tarafından ekilmesi zaten bir anlam taşımayacaktır.

Halen yürütmekte olduğumuz Yüksek Lisans Projesi çerçevesinde Türkiye’de yoğun mısır yetiştiriciliği yapılan Çukurova, Ege ve Marmara Bölgelerinden 2006 sezonunda toplamış olduğumuz çok sayıdaki mısır örneklerinden hiç birinde GDO içeriğine rastlanmamıştır.

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.