Gıda Hattı

Ambalajda fırsat ve tehditler içiçe

22 Ocak 2007, 12:42
Paylaş

Türk ambalaj sektörü, Dünya Gazetesi ve ambalaj sanayicileri ile birlikte ortaklaşa düzenlenen yuvarlak masa toplantısında masaya yatırıldı. Ambalaj sektörünün derneklerinin yer aldığı toplantıda sektörün rekabet gücü, fırsatları, tehditleri, büyüme hızı ve ileriye dönük olarak sektörü bekleyen konular tartışıldı. Her yıl büyüme gösteren ve yaklaşık 5 milyar dolarlık bir pazar hacmine sahip olan sektörün geçen yıl yüzde 8 büyüdüğü belirtilirken, bu yıl da aynı büyüme trendinin süreceği kaydedildi.

Haksız rekabet, AR-GE yetersizliği, ara eleman sıkıntısı, hammadde konusunda dışa bağımlılığın yarattığı konuların da ele alındığı toplantı, Dünya Gazetesi Genel Yönetmen Yardımcısı Hakan Güldağ'ın başkanlığında gerçekleşti.

"En tehlikeli tablo, karsız büyümedir"

"Fırsat ve tehditlerimize baktığımız zaman ambalaj sektörü olarak bir ikilemle karşı karşıyayız" diye konuşan Ambalaj Sanayicileri Derneği Başkanı Kurt Kuruç, ambalaj sektörünün Türkiye ekonomisinin beş puan üzerinde büyüdüğünü belirtti. Kuruç, "Sektörümüz bir yandan hızla büyüyor bir yandan da katma değer yaratma kabiliyetimiz azalıyor. Ekonomide en tehlikeli tablo karsız hızlı büyümedir. Bunu iyi hesap ederek sağlıklı bir çıkış yolu planlamamız lazım. Sektörümüz çok büyük müşterilerle kartel vasfındaki hammaddeciler arasında bir anlamda sıkışıyor. Bu da çok dikkatli olmamız gereken bir dönemde olduğumuzu gösteriyor" görüşünü dile getirdi.

Türkiye'de ambalaj tüketiminin Avrupa'nın çok gerisinde olduğuna işaret eden Kuruç, bunun da sektörün büyüme potansiyelinin ne kadar yüksek olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. Kuruç, "Alışveriş sistemlerinin gelişmesi ambalajlı ürünlerin çoğalacağı anlamına geliyor. Turizm ve CIS potansiyeli, AB'de üretimin dışa kaçması, Türkiye'de yaşanan istikrar ve hayat tarzında yaşanan olumlu değişim ambalaj sektörünün önümüzdeki dönemlerde de büyüyeceğini gösteriyor" dedi.

"Dünyaya bir göz atalım. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki dünya çok hızlı dönmeye başladı. Bu bizim için "Fırsat mı yoksa tehdit mi?" diyecek olursak, nasıl yönlendirdiğimize bağlı. Para bollaştı ama bu bizim olduğu gibi rakiplerimiz için de bir avantaj sağladı" diye konuşan Kurt Kuruç, Türkiye'nin yakın coğrafyasında bir Ortadoğu gerçeğinin olduğunu kaydetti. Kuruç, sözlerine şöyle devam etti:

"AB genişliyor ancak sınırları içerisinde Türkiye var mıdır yok mudur bu ucu açık bir konu. Aynı zamanda üretim alanlarının Batı'dan Doğu'ya doğru kaydığını görüyoruz. Özellikle Avrupa'nın üretici olma konusunda rekabet gücünü yitirdiğini görüyoruz. Türkiye'ye baktığımız zaman 5 yıl üst üste büyüme rekoru yaşadı. Sürüp giden AB maceramızın yanı sıra patlamaya hazır bir cari açık ile karşı karşıyayız. Bu yıl iki tane seçim yaşayacağımız için politik anlamda bazı riskler bizi bekliyor. Eski Sovyet-Rusya (CIS) pazarı hem Türkiye hem de ambalaj sektörü için çok ciddi bir fırsat penceresi oldu. Ama bu ne zamana kadar böyle devam edecek onu bilemiyoruz. AB'nin doğuya kayan üretiminden, üretim payı alma imkânımız var. ‘Çindistan’ tehdidi ne kadar ciddi? Uzun vadede Türkiye'yi nasıl etkileyecek bunları yaşayarak göreceğiz."

Sektördeki tehditler

Sektördeki olumlu fırsatların yanı sıra sektörü bekleyen tehditlerin olduğuna da işaret eden Kurt Kuruç, bu tehditlerin başında büyümenin karsız olması ile birlikte müşteri ve tedarikçi arasındaki sıkışmanın yer aldığını söyledi. Kuruç, şöyle devam etti:

"Dağıtım kanalında yoğunlaşma yani en büyük üç perakendecinin toplam perakende pastasından aldıkları pay her geçen gün artıyor. Hammadde ve yatırım konusunda dışa bağımlılık, ar-ge konusunda çok geride olmamız, artan rekabet ile üretim verimi kaybı, ‘Çindistan’ gerçeği ve AB uyum sürecini bizi bekleyen diğer tehditler olarak sıralayabiliriz. Bugün Türk ambalaj ihracatının 1,4 milyar dolar seviyelerine çıkmasında CIS pazarının büyük bir payı var. Ancak bazı coğrafi engellerle birlikte biz o pazarlara ihracat yapamayabiliriz. Bugün bizim kapasitelerimizi dolduran yeni yatırıma teşvik eden o pazar, eğer 5 sene sonra lokal üreticiler tarafından karşılanırsa ileride çok ciddi atıl kapasite problemiyle karşı karşıya kalabiliriz. Yine bazı ürünlerimiz petrole bağımlı. Bu konuda petrolü üreten ülkelerin çok ciddi bir avantajı var. Böylece yanı başımızdaki hammadde kaynakları bir fırsat olabilecekken çok ciddi bir tehlikeye dönüşebilirler."

"Ambalaj, Türkiye'nin önünde olmak zorunda"

Toplantıda konuşan Dünya Gazetesi Yazarı Rüştü Bozkurt da ambalaj sektöründeki gelişmeleri değerlendirdi. Bozkurt, Türkiye'nin çok ciddi bir eşikten, bir kırılma noktasından geçerek faz değiştirdiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu sebeple sektörlerin hepsi aynı etkinin altında. Ama ambalaj sanayinin hep bir avantajı var. O da şurada: Türkiye kendi gelişmişlik düzeyinin en az üç adım önünde ambalajı üretmezse gelişme şansı yok. Yani ambalaj sektörü ülkenin gelişmişlik düzeyinin önünde olmak zorunda. Çünkü, ambalaj, uluslar arası hizmetle uluslar arası pazar ve entegrasyonda zaman ve emek harcamış ülkelerin pazarlarına gittiği için ülke düzeyinin önünde olması gerekiyor."

"Ambalaj sektörünü geliştiremezseniz ne sanayi ne de tarım sektöründeki ürünlerinize değer kazandırmanız mümkün olabilir" diyen Bozkurt, "Geldiğimiz bu noktada ambalaj sanayinin sınır ötesi yatırımlara kayması lazım. Rusya'sından Güneydoğu Avrupa'sına, Asya'sından Ortadoğu'suna kadar her yerde bu konuda bir potansiyelin olduğu gözüküyor. Biz bunu yapmasak başkası yapacak. Çünkü enformasyon odaklı ülkelerde bunu yapmadan gelişmek mümkün olmuyor. Ambalaj sektörüne baktığımız zaman kâğıt, karton, cam, metal, plastik gibi alanların hepsinin arasında aşırı bir rekabet var. Rekabet boyutu ayarlanabilir" görüşünü kaydetti.

"Dernekler birleşmeli"

Sektörde sağlıklı bilgi konusunda geçmişe göre çok önemli gelişmelerin olduğunu ancak halen bilginin iyi bir planlama yapacak düzeyde olduğunu söylemenin mümkün olmadığına işaret eden Rüştü Bozkurt, bilgi birikimi olmadan da enformasyon odaklı ekonomide rekabet gücü yaratmanın mümkün olmayacağını vurguladı. Bozkurt, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"TOBB başkanının dediği gibi Türkiye'nin envanteri yok. Bu olmazsa olmaz gerek şartıdır. Son 15 yılda en hızlı gelişen üç ülke Singapur, İrlanda ve Finlandiya'dır. Bunun sebebi nedir diye baktığımızda bu ülkelerin en büyük özelliği kurumların işlemesi. Bütün sırrı işleyen kurum yaratmış olmalarında.

Ambalaj sanayi içerisinde yer alan dernekler bir çatı altında birleşmelidir. Hem Türkiye'nin geleceği açısından hem de sektörün kendi iç dinamiklerini iyi kullanabilmesi açısından. Bütün üretim alanlarında olduğu gibi bu sektöründe kalifiye eleman sorunu var. Özellikle de ara eleman. Üniversite mezunu çok ama ara eleman yetiştirme konusunda ciddi sorunlar var. Peki, kalifiye eleman sorunu nasıl giderilebilir? Birincisi, sivil örgütlerle devletin eğitim altyapısını zorlamak. İkincisi, kendi aranızdaki birliklerle kendi iç eğitiminizi gidermek."

AR-GE çalışmaları yetersiz

Ar-ge çalışmaları olmadan inovasyonun olamayacağını da vurgulayan Bozkurt, sözlerini şöyle tamamladı:

"Büyük kuruluşların dışında orta ve küçük işletmelerin hiçbirisinde ar-ge çalışmaları yeterli düzeyde yapılmıyor. Ambalaj sektörü hem kendisini doğru algılamak hem de kendisini kamuoyuna doğru algılatmak için ülke sivil toplum örgütlerinin içerisinde daha etkin rol almalıdır. Türkiye'nin en büyük problemi verimlilik. Bugün Türkiye'deki ambalaj sanayinde kapasite fazlalığı var. İş yapma tarzlarımızı gözden geçirelim. Ne üretsen satıyor mantığından geliyoruz. Ama artık bu düşünceyi bırakmamız gerekiyor. Yönetimden, analizle yönetime geçmemiz lazım. İşleyen kurumlar yaratmamız lazım. Hepsinden önemlisi de eşdeğerlilik ilkesini kavramamız lazım. Çünkü ticaret eşdeğerlilik kavramına mukabeleye dayanır."

Şirketlerin büyümesi için diyalog şart

Sert Plastik Sanayicileri Derneği Başkanı Zeki Levi de, ambalaj sanayinde son 20 senede birçok şey yapıldığını, bunun da Ambalaj Sanayicileri Derneği'nin(ASD) çalışmalarıyla sağlandığını söyledi. Levi, şöyle konuştu:

“ASD kurulduğu zaman ambalajın ne olduğunu Türkiye'de kimse bilmiyordu. Özellikle de devlet katında. Oysa bugün sanayi odasında bizim bir sektör olduğumuz kabul görmektedir. TOBB’un sektör toplantıları çerçevesinde bir "ambalaj meclisi" oluştu. Bu büyük bir adım. Hatta TOBB'daki meslek açılımlarında ambalaj kelimesinin olmadığını gördük. Son toplantıda bunu dile getirdik. Zaten bunları biz de işliyoruz. Konuşmak gerçekten çok önemli. Şirketler büyüyorlar. Büyüyüp bir araya gelmeleri için birbirlerini tanımaları lazım. Bunun için de konuşmaları lazım. Bu dernekler, özellikle kişilerin birbirlerini tanıması ve ortak bir dil kullanmaları için fırsat oluyor.

Sektörde en önemli problemlerden biri şirketler kendilerine göre bir şeyler yapıyorlar ve bu yaptıkları şeylerde genellikle gelişmiş ülkelerin regülâsyonlarını ve ürünlerini olduğu gibi buraya getiriyorlar. Fakat bu arada da Türkiye'deki kurumlar fazla takipte bulunmuyor. Bir sürü tebliğler, kurallar var ama kontrol diye bir şey yok. Herkes bildiğini yapıyor. Kim kurallara uygun kalıyorsa belli bir yere kadar gidiyor. Kurallara uymayan da yapmadıklarıyla kalıyor. Yakalanınca da bir şekilde kurtuluyorlar. Hiçbir şey yapılmıyor. Bunun yanı sıra meslek ve mesleki eğitim konusu da önemli. Bu konuda derneklerimizin bazı girişimleri var. Bir de rekabetin çok acımasız olması ve kârların düşmesi sektör açısından önemli bir konu.

Ambalajda tasarım önemli

Ambalajda tasarımın önemine işaret eden Oluklu Mukavva Sanayicileri Derneği Başkanı Akın Paksoy da, “Ambalaj tek başına satılamayan bir şeydir. Ticari malların tamamlayıcı parçasıdır. Ambalajın ürünü olmaz, ürünün ambalajı olur” dedi. Paksoy, şöyle devam etti:

“Bu sebeple bizim yalnızca müşteriyi ya da ambalajlayacağımız ürünü tanımamız yeterli değil, aynı zamanda müşterinin müşterisini yani nihai kullanıcıyı da doğru anlamamız lazım. Bu doğru anlamanın sonunda tasarım çok önemli. Bugün ambalaj sanayiinin en büyük sorunlarından bir tanesi çalıntı tasarım. Siz uğraşıp, üreticiyle birlikte bir şey geliştiriyorsunuz, o ürün için yatırım yapıyorsunuz ertesi gün tanımadığınız birisi çıkıp, ‘o ürünü ben daha ucuza yaparım’ diyor. Türkiye'de çok fazla kayıtdışı üretim var. Lojistik ise başlı başına başka bir sorun.

Ambalajın toplam maliyeti yüzde 1 ile yüzde 7 arasında değişir. Ancak taşıma maliyeti ambalajın üstünde. Ambalaj eğer taşıma maliyetinde bir şey kazandırıyorsa faydalıdır. Bunu yapamadığınız takdirde müşterinizi de, müşterinizin müşterisini de yanlış bir yere götürüyorsunuz demektir. Onun ticari ilişkisini riske sokmuş oluyorsunuz. Buna çok dikkat etmemiz lazım. Ambalajın ya da ürünün rafa konma maliyeti hipermarket ve süpermarketlerin toplam maliyetinin içindeki en büyük pay.

Bir diğer önemli konu ambalaj atıkları. Ambalaj atıklarının ayrıştırılarak toplanması lazım. Siz ambalaj atığı diye camı, kâğıdı, tenekeyi, olukluyu, plastiği hepsini bir arada toplayarak sadece evsel atıklardan ayırırsanız bu yeterli değil. Biz bu konuyu hem toplumumuza tam anlatamamışız hem de belediyelerimizi doğru yönlendirebilmiş değiliz. Geçen yıl belediyeler tarafından toplanan ambalaj malzemeleri içinde 1 milyon 300 bin ton kâğıt var. Bu oran kâğıt kullanımının yüzde 62'sine denk geliyor. Diğer ambalaj malzemelerinin toplanma oranı bu noktada değil.

Oluklu mukavva, 10 yılda yüzde 100 büyüyecek

Ambalajın büyümesi hep Türkiye'nin genel büyümesinin üzerindedir. Oluklu mukavva sektöründe 2004'te yüzde 14,5, 2005'te yüzde 12,5 ve 2006 yılında da yüzde 15'lik bir büyüme gerçekleşti. Bu genel olarak malzemelerin taşınma mesafelerinin artışı, ambalaj ihtiyacının büyümesi, piyasaya sunma noktasında büyük market zincirlerinin etkisinin artmasıyla alakalı. Yaptığımız planlamalar ve araştırmalar doğrultusunda oluklu mukavva sektörünün önümüzdeki 10 yıl içerisinde yüzde 100'lük bir büyüme gerçekleştirmesini bekliyoruz. Bu büyüme gerçekleştiği taktirde bile kişi başına kullanım ancak 30 kilolara gelecek. Oysa bugün Avrupa ölçeğine baktığınız zaman oluklu mukavva ambalajının kişi başına kullanımı 42-43 kilogramlarda.”

İstikrarlı büyüme sürecek

Fleksibil Ambalaj Sanayicileri Derneği Sadettin Korkut ise, son 10 yılda fleksibil ambalajda büyümenin yüzde 6’nın altına düşmediğini kaydetti. Korkut, şunları söyledi:

“2005 yılında yaklaşık 500 bin tonluk bir üretim yaptık. Bunun kurulu kapasitesi yaklaşık 700 bin ton civarında. Kişi başına 6 ile 7 kilogram arasında fleksibil malzeme tüketimi var. Yıllık büyümemiz de yüzde 8 civarında. Fleksibil ambalaj 1 milyar dolar civarında ciroya tekabül ediyor. Bunun 500 bin doları ihracattan elde ediliyor. 2007 yılı içerisindeki büyüme beklentimiz ise yüzde 8 ile yüzde 10 arasında. Ama 2007 yılı içerisinde iki seçim olacağı için bunun neler getireceğini bilemiyoruz.

Fleksibil ambalaj sanayiinin altyapısı oldukça gelişmiştir. Dünyadaki gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. Bizim sektörümüzde de en önemli konulardan birisi iyi pazar etüdü yapılması, fizibilite çalışmalarının yapılarak yatırımların bunlara göre planlanması ve tasarlanması. Özellikle petro-kimya endüstrisine baktığımız zaman batıdan doğuya doğru geliyor ve Ortadoğu'da çok ciddi petro-kimya yatırımları var. Bu yatırımlar kendilerine bağlı olarak fleksibil ve plastik ambalaj endüstrisini geliştirecektir. Bunlarda bizim sektörümüzü çok ciddi tehdit edecektir. Burada sektörümüzün doğru pozisyon alması gerekiyor. Bunu yapabilmek için de veri tabanına ihtiyacımız var. Böylece dünyadaki gelişmeleri iyi görüp kimlerle rekabet ettiğinizi daha iyi değerlendirebilirsiniz.

CIS ülkeleri artık bizim için çok büyük bir tehdit. Ürettikleri mallarla birlikte ambalajını da kendileri üretiyorlar. Örneğin 1995 yıllarında İran'da baskılar patates baskısı gibi olurdu. Türkiye'deki ambalajcılar müthiş ihracat yaparlardı İran'a. Ama bugün İran'a 1 kg ambalaj malzemesi satmanız için yüzde 40'ın üzerinde gümrük ödemeniz gerekiyor. Dolayısıyla oralarda başlayan üretimler kendi bariyerlerini oluşturmaya başladılar. Bu bariyerleri biz yakın coğrafyamızda diğer ülkelerde de göreceğiz.

Bir de ambalaj çevre suçlusu gibi algılanıyor. Ambalajın çevre suçlusu olmadığı bilincini yerleştirmeliyiz. Yine diğer sektörlerde olduğu gibi kayıtdışı bizim de en önemli sorunumuz. Bu sebeple sektörün ortak menfaati kolektif çalışmayı gerektiriyor.”

İhracat, eğitim ve lobi çok önemli

1991 yılından beri karton ambalajcılar olarak yoğun bir rekabet içerisinde olduklarını belirten Karton Ambalaj Sanayicileri Derneği Başkanı Süleyman Ertem de, 2006 yılında 250 bin ton civarı bir üretim yaptıklarını söyledi. Ortak çalışmanın önemine değinen Ertem, dernek olarak üç başlık belirlediklerini hatırlattı. Ertem, sözlerine şöyle devam etti:

“Bunlar ihracat, eğitim ve lobi faaliyetleri. Niçin ihracat dedik? Çünkü ihracat bize bir vizyon, bir kalite sağlayacaktı. Katma değerimizi artıracak yeni pazarlar sağlayarak önümüzü açacaktı. Eğitim ise bizi, hep konuşulan konu olan tasarım, ara eleman ve Ar-ge gibi konularda daha iyi yerlere getirecekti. Sektördeki firmalar olarak elimizden geldiği kadar çok stajyer ile çalışmalıyız. Bu elemanların mutlaka bizimle kalıp çalışmaları gerekmiyor. Yeter ki sektörün geleceği için iyi yetişsinler. Bir diğer konu başlığı ise lobi faaliyeti. Yurtiçinde İhracatçılar Birliği, sanayi odası meslek komiteleri ile ticaret odası meslek komiteleri ve dış ticaret müsteşarlıklarında lobi faaliyetleri yapacaktık.

Ambalaj Meclisi ile birliktelik sağlandı Yurtdışında da sektörümüzü içine alan Avrupa Karton Ambalaj Derneği'ne üye olduk. Böylece yurtdışında hem ülkemizi hem de sektörümüzü en iyi şekilde temsil ediyoruz. 2005 yılında Ambalaj Dernekleri Federasyonu'nu imzaladık. 2006 yılında da ciddi bir gelişme sağlayarak Türkiye Ambalaj Meclisi'ni oluşturduk. Böylece sektörde ortak bir ses ve birliktelik sağlayacağız.

 

Katma değer ve değer yaratmak konusunda ise ortaya bir ikilem çıkıyor. Bir taraftan istikrar istiyoruz, bir taraftan da ihracat yapmak. İhracat yaparken döviz kurlarında sıkıntı yaşıyoruz. Bu sıkıntıyı nasıl aşar, katma değeri nasıl artırabiliriz? Bunu bence lobi faaliyeti ile aşabiliriz. Bir de tek bizim değil bütün sektörlerin sıkıntısı SSK primleri, kayıtdışılık, kıdem tazminatı yükleri, enerjideki vergiler. Mesela bizde Avrupa'dakinin 10 katı fazla kıdem tazminatı yükü var. Bu konularda sağlayacağımız yüzde 10'luk bir tasarruf bizi diğer ülkelerdeki rakiplerimiz ile rekabet eder hale getirecektir. Bu çok basit gibi gözüküyor ama konuşarak lobi çalışmalarına başlamamız gerekiyor.

 

Teneke Ambalaj Sanayicileri Derneği Başkanı Haldun Başarır ise, teneke ambalajın kan kaybettiğine dikkat çekerek, girdilerinin çoğunun dövizle olduğunu, karlılığı azaltan kur ve dövizin ağır baskısı altında olduklarını kaydetti.

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.