Gıda Hattı

14 Kasım Dünya Diyabet Günü: Doğru bilinen 8 yanlış

14 Kasım 2021, 11:58
Paylaş
14 Kasım Dünya Diyabet Günü: Doğru bilinen 8 yanlış

Sağlık ve beslenme uzmanları, halk arasında ‘şeker hastalığı’ olarak da bilinen diyabetin önlenmesinde küresel anlamda farkındalık yaratmak amacıyla ilan edilen 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde; genç, yaşlı tüm bireylere ‘dengeli beslenme ve daha fazla hareket’ etme önerisinde bulunuyor. İşte diyabet hakkında doğru bilinen 8 yanlış ve doğru beslenme için 4 öneri…

Diyabeti, yani şeker hastalığını 21. Yüzyıl’ın pandemisi ilan eden Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun, 2007’den itibaren “Dünya Diyabet Günü” olarak tanıdığı 14 Kasım’da düzenlenen etkinliklerle, diyabetle ilgili farkındalığın artırılması amaçlanıyor.

Türkiye, 7 milyondan fazla diyabet hastasıyla Avrupa’da ilk sırada

Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre; dünyada halen ortalama 463 milyon diyabetli hasta yaşıyor ve bu rakamın 2045 yılı itibariyle yaklaşık 700 milyona yükseleceği öngörülüyor. Avrupa’da 20-79 yaş arasında en fazla diyabetli kişilerin bulunduğu ülkeler arasında Türkiye, 7 milyonun üzerindeki diyabetli sayısı ile Avrupa ülkeleri arasında zirvede yer alıyor.

Ülkemizde yapılan TURDEP-II çalışmasına göre; tarama yapılan ve diyabet tanısı alan kişilerin yaklaşık yarıya yakını hasta olduklarını da bilmiyor. Bunun nedeni ise diyabetin yıllarca belirti vermeden sinsice ilerleyen bir hastalık olması. Dolayısıyla tanı konulduğunda en az 5-10 yıllık geçmişi olduğu varsayılıyor. Diyabetin başlangıçta şikayet oluşturmaması da tanı zamanına kadar geçen sürede hastada önemli komplikasyonların gelişmesine yol açabiliyor.

Diyabet; dünyada ölüm nedenleri arasında 4. sırada

Günümüzde yanlış beslenme tercihlerindeki artışın da neden olduğu “Diyabet”, tüm dünyada giderek artan bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. Diyabetin bu hızlı yükselişi nüfus artışı, yaşlanma, kentleşmenin getirdiği yaşam tarzı değişikliği, obezite ve hareketsizlik gibi faktörlerle açıklanıyor.

Özellikle hareketsiz ve sağlıksız beslenmeye dayalı bir yaşam tarzının tip 2 diyabetin görülme sıklığını artırdığı uyarısı yapılırken, diyabet, dünyada ölüm nedenleri arasında kalp hastalığı, kanser ve kronik akciğer hastalığından sonra 4. sırada yer alıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 4 milyon 200 bin kişi, diyabet ya da diyabete bağlı hastalıklardan hayatını kaybediyor.

Diyabete bağlı ölümlerin yaklaşık yarısı 60 yaş ve altı bireylerden oluşuyor. Ayrıca kontrol edilemeyen diyabet, zaman içinde başta kalp-damar, göz, böbrek, sinir sistemi olmak üzere vücudun bütün sistemlerini olumsuz etkileyerek pek çok hastalığa yol açabiliyor.

Daha fazla hareket, daha az kilo!

Ülkemizde yetişkinler arasında %66’ya varan oranla yaygın olarak görülen fazla kiloluluk ve obezite, diyabet gelişiminde önemli rol oynuyor.

Şişman bireylerin vücut ağırlığında sağlanan %7-10’luk bir kayıp ile tip 2 diyabete yakalanma riski yarı yarıya azalabiliyor. Diyabetten korunabilmek için ekmek, bulgur, makarna, erişte gibi tam tahıllar, kuru baklagillerin yanı sıra, sebze, meyve, süt-yoğurt, peynir, balık ve zeytinyağının hakim olduğu ‘Akdeniz Beslenme Modeli’, sağlıklı beslenme alışkanlığı için kanıta dayalı bir uygulama. Günlük besinlerin en az 3, gerekirse 4-5 öğüne dağıtılarak tüketilmesi de önemli.

Diyabet hakkında doğru sanılan 8 yanlış!

Erken tanı konulduğunda ve tedaviler aksatılmadığında diyabetik hastaların son derece normal ve komplikasyonsuz bir yaşam sürebileceklerini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İnan Anaforoğlu, “Erken tanı için düzenli aralıklarla açlık kan şekerinin kontrol edilmesi büyük önem taşıyor. Dolayısıyla risk faktörü olmayan kişilerin 45 yaşından sonra her 3 yılda bir diyabet için değerlendirilmek üzere hekime başvurmaları gerekiyor. Ailede diyabet öyküsü, obezite, hipertansiyon, hamilelikte diyabet ve polikistik over sendromu gibi risk faktörü olan kişilerde ise açlık kan şekeri testine daha erken yaşlarda başlanması ve sıklığının artması yaşamsal öneme sahip” diyor.

Ancak toplumda diyabetle ilgili doğru sanılan hatalı bilgiler ve bu doğrultuda hareket edilmesi nedeniyle hastalığın tanısı gecikebiliyor, tedaviden etkin sonuç alınamayabiliyor veya hastalığın yol açtığı kalp damar hastalıkları gibi komplikasyonlar şiddetlenebiliyor. Peki, hangi yanlış inanışlar diyabet hastalarının hayatını güçleştiriyor? İşte diyabet hakkında toplumda doğru olduğu düşünülen 8 hatalı bilgi!

Diyabet sadece ileri yaştaki kişilerde görülür! YANLIŞ

Doğrusu: Yaygın inanışın aksine, diyabet sadece ileri yaşlarda değil, genç yaşlarda, hatta çocuklarda bile gelişebiliyor. Tip 2 diyabet daha çok genetik yolla geçen, ileri yaşlarda ortaya çıkan, hatalı beslenme ve kiloyla ilişkili olan bir diyabet türü. Ancak ülkemizde obezite sıklığının artmasıyla birlikte tip 2 diyabet daha erken yaşlarda, gençlerde, hatta çocuklarda dahi tespit edilebiliyor. Genetik geçişi çok zayıf olan ve mutlaka insülin tedavisi gerektiren bir diyabet türü olan Tip 1 diyabet ise daha çok çocukluk-ergenlik dönemlerinde oluşuyor.

Diyabetli kişiler spor yapamaz! YANLIŞ

Doğrusu: Diyabet hastalarının her türlü sporu yapabileceklerine dikkat çeken Anaforoğlu, “Hatta dünya çapında çok ünlü şampiyon sporcular bile var. Spor yapmak, düzenli egzersiz yapmak hastalarda kan şekerini düşürerek tedaviyi kolaylaştırıyor. Ancak unutulmamalı ki diyabetli kişiler spor yapmaya başlamadan önce diyabet tedavilerini yöneten doktorları, gerekirse kardiyoloji ile göz uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve kendilerine uygun spor programı açısından yönlendirilmeli, tedavileri düzenlenmeli” diyor.

Diyabet hastalarının hamile kalmaları sakıncalı! YANLIŞ

Doğrusu: Diyabeti olan hastalar, kan şekerleri düzenlendiğinde hamile kalabiliyor ve son derece sağlıklı çocuklar doğurabiliyorlar. Ancak annenin diyabeti hamilelikte çocuğa geçmese de, bu süreçte kötü yönetilmiş bir diyabet ise bebekte doğum sonrası şeker düşmesi ve sarılık gibi bazı komplikasyonlara ya da annede gebelik tansiyonu, erken veya zor doğum gibi bazı ciddi tablolara sebep olabiliyor. Hamilelik öncesinde ve hamilelik boyunca şekerin düzenli takip edilmesi durumunda ise hem bebekte hem de annede komplikasyon gelişme riski oldukça düşük oluyor.

Hamileyken insülin tedavisi bebeğe zarar verebilir! YANLIŞ

Doğrusu: Hamileyken diyabet için en uygun tedavi insülin tedavisidir. İnsülin plasentadan bebeğe geçmez, anneye ve bebeğe bir zararı olmaz.

Karbonhidratlı gıdalardan tamamen uzak durulmalı! YANLIŞ

Doğrusu: Sadece şekerli gıdalardan uzak durarak diyet yapmak doğru değildir. Karbonhidratlar ve yeterince yağ ile proteinden oluşan dengeli bir diyet önemlidir. Sağlıklı diyetin taze sebze-meyve, lifli gıdalardan zengin olması bekleniyor. Ayrıca glisemik indeksi düşük, kaliteli liften zengin karbohidratların tüketilmesi hastaları kan şekerindeki ani değişimlerden koruyor ve tok tutuyor. Kaliteli karbonhidratlar ayrıca sindirim sitemi ile bağışıklık sistemi için de faydalı oluyor.

Diyabet cinsel hayatı bitiriyor! YANLIŞ

Doğrusu: Diyabetik hastaların kan şekerleri beklenen-normal aralıklarda seyrettiği sürece cinsel fonksiyon bozukluğu olması beklenmiyor. Hastaların cinsel hayatları normal bir şekilde devam edebiliyor.

İnsülin bağımlılık yapar! YANLIŞ

Doğrusu: İnsülin; organlarımızın ve hücrelerimizin hayatta kalmaları-beslenmeleri için ihtiyaçları olan glukozu almalarını sağlayan, pankreastan salgılanan bir hormon. İnsülinin bağımlılık yapma özelliği yok. İnsülin eksikliğinde dışarıdan insülin verilmesi gerekiyor. Yine tip 1 diyabet, organ yetmezliği, ameliyat dönemi ve hamilelik gibi bazı özel durumlarda insülin tedavisine ihtiyaç duyulabiliyor. Bazı hastalarda diyet ve egzersizin eşlik ettiği ilaçlarla metabolik iyileşme ve kilo verme sonrasında insülin tedavisi kesilerek diğer tedavilere geçilebiliyor. Ancak hekim önerisi olmadan hastaların kendi kendilerine insülin tedavilerini asla kesmemeleri gerekiyor.

Doğal balda-pekmezde, nar ekşisinde ve erik ile yeşil elma gibi ekşi meyvelerde şeker yoktur. Kan şekerini yükseltmezler! YANLIŞ

Doğrusu: Balda-pekmezde, nar ekşisinde ve ekşi meyvelerde şeker vardır. Dolayısıyla kan şekerini yükseltirler.

Kontrolsüz kan şekeri kalp yetmezliğine neden oluyor

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Aydın’ın verdiği bilgilere göre, Diyabet, toplumumuzda böbrek yetmezliğinin en önemli sebebi. Diyalize giren hastaların yarısında diyabet hastalığı mevcut. Diyabet ayrıca; körlüğün, ayak ampütasyonlarının yani uzuv kayıplarının da nedeni.

Kalp krizi geçiren hastaların yüzde 50’sinde diyabet mevcut. Bu hastalarda kontrolsüz kan şekeri yüksekliği, ortaya çıkan kalp yetmezliğinin en önemli nedenlerinden birisi. İnme yani felç hastalarının büyük bir kısmında diyabet hastalığı var. Tüm bu hastalıklar göz önüne alındığında aslında diyabet toplumsal bir sağlık sorunu. Çünkü sadece hastayı değil, tüm yakınlarının hayat standartlarını etkileyen sosyal bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada diyabet, yani şeker hastalığı oluşmasını engellemek mümkün müdür konusu sürekli araştırılan bir durum.

Diyabet sıklığı yüzde 20’lere yaklaştı

Ülkemizde 2000 yılların başında yapılan araştırmada diyabet sıklığı %7,2 iken 2015 yılında yüzde 14, 2020’li yıllarda ise bu oranın yüzde 16 seviyesine çıktığı gözlemlendi. Bu şekilde devam ederse 2025 yılında yüzde 20’li rakamları göreceğimiz öngörülüyor. Bu yüzden bu salgın hastalığın önüne geçmek için ciddi önlemler alınması gerekiyor. Eskiden diyabet hastalığı gelişimi önlenemez bir sorun gibi düşünülürken, artık günümüzde diyabetin önlenebileceği, geciktirilebileceği ve hatta geri döndürülebileceği biliniyor.

Tip 2 diyabetin gelişimindeki en önemli sebepler; obezite, yani kilo artışı ve hareket kısıtlılığıdır. Buna ek olarak sağlıksız beslenme alışkanlığını da eklemek gerekmektedir.  Yapılan araştırmalarda diyabetin gelişimini önlemede ve hatta geri döndürmedeki en önemli konu kişilerin kilo almamalarıdır. Eğer obez bir birey ise kilo vermeleri sonucunda diyabet geriye dönebilmekte ve şeker seviyeleri normalleşebilmektedir. Obezite ile mücadele diyabet tedavisinin temel taşını oluşturmaktadır.

İkinci olarak teknolojinin gelişmesinin bizlere sağladığı en önemli sorunlardan birisi de hareketsiz yani sedanter bir yaşamın olmasıdır.

Yağlı gıda tüketimi diyabeti tetikliyor

Diyabet sıklığındaki bu artışın en önemli nedenlerinden diğer bir sebebi de sağlıksız beslenme. Sosyoekonomik düzeyi az olan kişilerin yüksek karbonhidratla beslenmesi, ekonomik düzeyi yüksek olanların hem karbonhidrat hem de yağlı gıda tüketimin fazla olması obeziteyi, sonucunda insülin direnci ve en nihayetinde diyabet sıklığının artışına yol açmaktadır. Bu yüzden diyabetin önlenmesinde toplumsal bilincin artırılması, sağlıklı beslenmenin öğretilmesi ve hareketsiz bir yaşamdan kurtarılması diyabet gelişimi azaltacaktır. Bu konuda eğitim ve bilinçlendirme, ilkokul ve ortaokul dönemlerinde başlanmalıdır.

Diyabetin önlenmesinde veya geciktirilmesinde birçok farklı ilaç tedavisi de kullanılabilmektedir. Bu tür ilaçlar herkeste aynı şekilde veya aynı dozlarda kullanılmamaktadır. Bu yüzden, bu konuda kararı hastayı takip eden hekim tarafından uygulanması gerekmektedir.

Şeker hastası 1 milyon kişinin kör kalma riski var

Türkiye’deki göz hekimlerini temsil eden Türk Oftalmoloji Derneği (TOD) Genel Başkanı Prof. Dr. Ziya Kapran, Türkiye’de yaklaşık 10 milyon şeker hastasının yüzde 10’unun, yaklaşık 1 milyon kişinin diyabete bağlı körlük yaşama riski olduğunu söyledi. Kapran, şunları kaydetti:

“Şekerin en fazla rahatsızlık verdiği organ gözlerimiz. Şeker, gözlerde kanama yaparken, göz arkasında da su birikmesine neden oluyor. Bu sebeplerle hastaları tespit edemeyince göz rahatsızlıklarını tedavi etmemiz de çok zor oluyor.

Şeker hastalarının göz tedavisinde ortaya çıkan görme kaybı oranını geri döndürmek mümkün olmuyor ama tedaviye başladıktan sonra daha fazla görme kaybı yaşanmasını engelleyebiliyoruz. Örneğin şeker hastasının görme oranı yüzde 50 azaldı. Bizim yapacağımız tedavi ile gözdeki görme kaybı oranını yüzde 50’de tutmaya çalışıyoruz. Yaptığımız iğne ya da lazer tedavisiyle yüzde 80 başarı oranıyla görme kaybını durdurabiliyoruz. Ama hastalığa ne kadar geç müdahale edilirse, görme o seviyede kalır. O sebeple şeker hastalığının erken ve zamanında tedavisi çok önemli. Şeker daha fazla ilerlerse ağır ameliyatlar yapılması gerekiyor, göz içinde meydana gelen kanamaların temizlenmesi gerekiyor.”

“Her yıl göz doktoruna gidilmeli”

Şeker hastalarının gözlerinde bir şikayeti olmasa bile her yıl göz doktoruna gidip göz bebeğini büyüttürerek ayrıntılı bir retina muayenesi gerektiğini vurgulayan Kapran, “Çünkü hasta çok iyi görebilir gözün rahatsızlığı anlaşılmaz, bunlar yavaş yavaş başlayan bulgular. O yüzden şeker hastaları yılda bir kez mutlaka göz doktoruna gitmeli” diye konuştu.

Diyabet için dört öneri

Diyabetin özellikle iki türü bulunuyor. Tip 1 Diyabet tedavisinde, yetersiz salgılanan insülin hormonu dışarıdan enjeksiyon yoluyla alınıyor. Tip 2 Diyabet’te ise uygun beslenme yöntemi ve doğru egzersiz önemli hale geliyor, çünkü kilo arttıkça insülin direnci de yükseliyor. Bu doğrultuda obezite ile mücadele etmek gerekiyor.

Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Pınar Demirkaya, Tip 2 Diyabet’in doğru beslenmeyle kontrol altına alınabileceğine dikkat çekerek, dört beslenme önerisi paylaştı.

Kuru baklagiller: Nohut, mercimek…

Hücrelerin kan şekerini düzenleyen insüline karşı duyarsızlaştığında yaşanan Tip 2 Diyabet, yüzde 80 oranında önlenebiliyor. En uygun beslenme yönteminin belirlenmesi şart olduğundan posalı yiyecekler olan kuru fasulye, mercimek, barbunya ve nohut gibi kuru baklagiller, tüketilmesi fayda sağlayan seçenekler arasında yer alıyor.

Düşük glisemik indeksli: Yulaf

İnsülin direncine sahip kişilerin kan şekerini yükseltmeyen düşük glisemik indeksli gıdaları tercih etmesi, yine öne çıkan önemli noktalar arasında bulunuyor. Karbonhidrat içeriği oldukça yüksek olmayan bitkisel proteinlerin de beslenme planına kontrollü şekilde eklenmesi gerekirken, yulaf, bulgur ve kinoa tercih edilebiliyor.

Armut ve karnabahar

Armut, kivi, elma, kiraz, kuru kayısı, şeftali gibi meyveler içeriğinde bulunan A ile C vitaminleri ve minerallerle insülin direncinin normal seyrine yardımcı oluyor. Karnabahar, kabak, patlıcan, brokoli, turp, domates gibi sebzeler de yine düşük glisemik indeksli ve lif içeriği bakımından zengin bitkisel besinler oldukları için kan şekeri düzeyinin kontrolüne katkıda bulunuyor.

Ceviz, fındık, badem, kabak çekirdeği…

Düzenli egzersiz yapmak yağ yakmayı hızlandırıyor, kan şekerini düşürüyor. Böylece birçok belirti zamanla gerileyebiliyor. Bu doğrultuda bol su içmek, ceviz, fındık, badem, kabak çekirdeği gibi yağlı tohumlar ile gerekli kontrollerden sonra süt ve süt ürünlerini tüketmek önerilenler arasında bulunuyor.

Gıda Hattından güncel e-bülten almak için adresinizi girip kayıt olabilirsiniz.

.